DOLAR
EURO
ALTIN
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C
Vizyon Ege Haber VizyonEgeHaber
Smiley face

CHP’li Adalar Belediyesi 2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporunda 50 adet Usülsüzlük tespit edildi

05.11.2025
A+
A-

CHP’li Eylemci Aktevist olan Ali Ercan Akpolat yönetimindeki Adalar Belediyesi’nin 2024 yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda toplam 50 adet usulsüzlük tespit edildi.

CESUR HABER ÖZEL | Gökhan Gülmez Açıklıyor:Adalar Belediyesinde  Akıl Almaz Tablo!  Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ın Dönemine Ait 2024 Sayıştay Raporunda TAM 50 USULSÜZLÜK!

İstanbul – Araştırmacı Gazeteci Gökhan Gülmez / Cesur Haber

Kamuoyunun nefesini tutarak takip ettiği İstanbul Adalar Belediyesi  2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporu, Araştırmacı Gazeteci Gökhan Gülmez’in derinlemesine incelemesiyle şok edici detaylara ulaştı. Cesur Haber’in ulaştığı bilgilere göre, raporda tam 50 adet usulsüzlük tespit edildi.

Bu skandal tablonun, CHP’li Adalar Beledisi’nin Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ın  dönemi uygulamalarını kapsaması, iddiaların siyasi ve hukuki boyutunu katbekat artırdı.

50 Usulsüzlüğün Değerlendirilmesi: Sistematik Ahlak ve İhlal Alarmı

Araştırmacı Gazeteci Gökhan Gülmez, Sayıştay denetim raporlarında bu denli yüksek bir usulsüzlük sayısının görülmesinin, münferit hataların ötesinde, Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat ve  belediye yönetiminde sistematik bir disiplinsizlik ve kontrol eksikliği olduğunu gösterdiğini vurguladı.

Gökhan Gülmez’in Değerlendirmesi: “50 usulsüzlük, sadece bir rakam değil, Adalar  halkının kaynaklarının hukuka aykırı ve keyfi bir şekilde kullanıldığına dair somut bir delil yığınıdır.

Bu, mali tabloların güvenilirliğini sarsan, belediyenin kaynaklarının etkin, verimli ve şeffaf kullanılmadığını ortaya koyan, idari ve mali denetimin çöktüğünü gösteren vahim bir tablodur.

Bu kadar çok başlıkta usulsüzlük tespit edilmesi, yönetim kademesinde ciddi bir hesap verebilirlik sorunu olduğunu gözler önüne sermektedir.”

Bu bulgular, mali tablolara ilişkin denetim görüşünü etkileyen önemli hususlardan, yönetim ve operasyonel süreçlerdeki eksikliklere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Raporda yer alan bulguların bir kısmı, denetim görüşünün dayanağını oluştururken, diğer bulgular ise idarenin genel işleyişindeki aksaklıkları ortaya koyuyor.

A. Denetim Görüşünün Dayanağı Bulgular Arasında Dikkat Çekenler:

Mali rapor ve tablolara verilen görüşü etkileyen bulgular arasında şunlar öne çıkıyor:

  • Emanetler Hesabı: Zamanaşımına uğrayan tutarların gelir olarak kaydedilmemesi.
  • Vekâlet Ücretleri: İdare lehine hükmolunan avukatlık vekâlet ücretlerinin mali tablolarda gösterilmemesi.
  • Hibe Edilen Varlıklar: Büyükşehir Belediyesi tarafından hibe edilen asfaltın muhasebe kayıtlarında izlenmemesi.
  • Enflasyon Düzeltmesi: Mali duran varlıklar için enflasyon düzeltmesi kayıtlarının yapılmaması.
  • Amortismanlar: Maddi duran varlıkların bir kısmı için amortisman ayrılmaması veya kayıtlı değerinden fazla amortisman ayrılması.

B. Diğer Önemli Bulgular:

İdarenin operasyonel ve yönetimsel süreçlerindeki hataları ve eksiklikleri gösteren diğer bulgulardan bazıları şunlardır:

  • Araç Kullanımı ve Kiralama: İdareye tescili bulunmayan araçların bedel karşılığı kiralanması ve ada içinde kullanılması; ayrıca idareye ait çıkarma gemisinde ücretsiz geçişlerin bulunması.
  • Ulaşım Faaliyetleri: İdarenin yetkisi olmamasına rağmen yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunması.
  • İhale ve Alımlar: Mal, hizmet ve yapım işlerinin bir kısmının ihale yapılmadan karşılanması ve parasal limitler dâhilindeki alımlarda Kamu İhale Kurumu onayı olmadan ödeneğin %10’unun aşılması.
  • Gelir Kayıpları: Ecrimisil yoluyla kullandırılmaya devam edilen kira süresi sona eren taşınmazlar; Ambalaj atıklarının toplanması ve değerlendirilmesi hakkının bedelsiz ve ihalesiz devredilmesi; İşyeri açma ve çalışma ruhsatı olmaksızın faaliyette bulunan işletmeler nedeniyle gelir kaybı.
  • Personel Yönetimi: Personel giderlerinde kanunda belirlenen sınırın aşılmasına rağmen yeni personel alımına devam edilmesi ve işçilerin birikmiş yıllık ücretli izinlerinin kanuna uygun kullandırılmasına ilişkin tedbirlerin alınmaması.
  • Yönetim ve Kontrol Eksiklikleri: İç kontrol sisteminin işleyişinde eksiklikler, “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri” ile ilgili eğitimlerin yapılmaması ve risk değerlendirme çalışmalarının gerçekleştirilmemesi.
  • İmar Usulsüzlükleri: İmara aykırı yapılarla ilgili Encümen kararlarının uygulanmaması ve ruhsata aykırı yapılara kesilen cezaların usul yönünden iptaline karşın yeni bir ceza kararı alınmaması.

Raporda yer alan bulgular, Adalar Belediyesi’nin mali yönetiminde ve idari süreçlerinde ciddi eksiklikler ve mevzuata aykırı uygulamalar olduğunu gözler önüne sermektedir. Habere göre raporda tespit edilen toplam usulsüzlük sayısı 50 olarak belirtilmiştir.

BULGU LİSTESİ
A. Denetim Görüşünün Dayanağı Bulgular
1. Emanetler Hesabında Kayıtlı Olup da Zamanaşımına Uğrayan Tutarların Gelir Kayıtlarının Yapılmaması
2. İdare Lehine Hükmolunan Avukatlık Vekâlet Ücretlerinin Mali Tablolarda Yer Almaması
3. Büyükşehir Belediyesi Tarafından İdareye Hibe Edilen Asfaltın Muhasebe Kayıtlarında İzlenmemesi
4. Mali Duran Varlıklar İçin Enflasyon Düzeltmesi Kayıtlarının Yapılmaması
5. Marmara Belediyeler Birliğine Ödemesi Gereken Üyelik Aidatının Gönderilmemesi ve Muhasebe Kayıtlarında Eksik Takip Edilmesi
6. Kalkınma Ajansı Paylarının Muhasebe Kayıtlarında Eksik Takip Edilmesi
7. Taşınmazlara İlişkin Değer Tespit İşlemlerinin Tamamlanmaması
8. Elektrik ve Doğalgaz İçin Ödenen Güvence Bedellerinin Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabında İzlenmemesi
9. Maddi Duran Varlıkların Bir Kısmı İçin Amortisman Ayrılmaması ve Amortismana Tabi Maddi Varlığın Kayıtlı Değerinden Fazla Amortisman Ayrılması
10. Gelirlerden Takipli Alacaklar Hesabında İzlenen Tutarların Gerçek Durumu Yansıtmaması
11. İdareye Ait Olmayan Çevre Temizlik Vergisi Payının Muhasebeleştirilmesi

B. Diğer Bulgular

1. İdare Tarafından Tescili Bulunmayan Araçların Bedel Karşılığı Kiralanması ve Ada İçinde Kullanılması
2. İdare Tarafından Yetkisi Olmamasına Rağmen Yolcu Taşımacılık Faaliyetinde Bulunulması
3. İdareye Ait Çıkarma Gemisinde Herhangi Bir Muafiyet veya Ticari İndirim Söz Konusu Olmamasına Rağmen Ücretsiz Geçişlerin Bulunması
4. Şartlı Bağış Olarak Alınan Taşıtın Amacı Dışında Kullanılması

5. Taşınır Mal Yönetiminde Mevzuata Aykırı Uygulamaların Olması
6. İşçilerin Birikmiş Yıllık Ücretli İzinlerinin Kanuna Uygun Olarak Kullandırılmasına İlişkin Tedbirlerin Alınmaması
7. Bütçe İçi İşletmeye Ait Hesap ve İşlemlerde Hatalı Uygulamaların Yapılması
8. İç Kontrol Sisteminin İşleyişinde Eksiklikler Bulunması
9. İmara Aykırı Yapılarla İlgili Encümen Kararlarının Uygulanmaması
10. Sosyal Denge Sözleşmesinin Mahalli İdareler Genel Seçim Süresini Aşması ve Mevzuatında Belirtilenin Dışındaki Konularla İlgili Hükümlerin Bulunması
11. Mevzuatta Öngörülen Usullere Uyulmadan Hibe Yoluyla Şirket Devralınması
12. Hurda Niteliğindeki Varlıkların Satışının Yapılmaması ve Atıl Durumda Bekletilmesi
13. Parasal Limitler Dâhilinde Yapılan Mal ve Hizmet Alımlarında Bütçeye Konulan Ödeneğin %10’unun Kamu İhale Kurulunun Uygun Görüşü Alınmadan Aşılması
14. İmar Aykırılıklarına İlişkin Yapı Tatil Tutanağında Bulunan Eksiklikler veya Hatalar Sebebiyle Kaybedilen Davaların İdareye Ek Maddi Külfet Getirmesi
15. Ruhsata Aykırı Yapılara İlişkin Kesilen Cezaların Bazılarının Usul Yönünden İptal Edilmesine Karşın Belediye Encümeni Tarafından Yeni Bir Karar Alınarak Cezanın Tesis Edilmemesi
16. Mal, Hizmet ve Yapım İşlerine İlişkin İhtiyaçların İhale Yapılmadan Karşılanması
17. Ada İçi Hafriyat ve Moloz Atığının Taşınması İşinin İhalesiz ve Bedelsiz Verilmesi
18. Belediyenin Kredi Kartı ile Tahsil Ettiği Tutarları Vadesinden Önce Nakde Çevirmesi Nedeniyle Bankalara Komisyon Ödemesi
19. Adalar İlçesinde Kullanılan Bazı Araçların Ulaşım Koordinasyon Merkezi İzinlerinin Olmaması
20. Mali Tablolarda Uyumsuzluk Bulunması ve Yevmiye Kayıtlarının Silinmesi
21. Emlak Vergisi Uygulamalarında Mevzuat Hükümlerine Aykırı Hususların Bulunması

22. Kamu Sermayeli Bankalar Dışında Vadeli Mevduat Hesabı Açılması
23. Sayıştay İlamlarının İnfaz Edilmemesi
24. Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması Katkı Payının Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına Gönderilmemesi ve Muhasebe Kayıtlarında Eksik Takip Edilmesi

25. Hizmet Alımlarına Ait Bazı Hakedişlerin Düzenlenmesinde ve Ödenmesinde Kronolojik Sıralamaya Uyulmaması
26. Belediye Şirketine Ödenen Hakedişlerin Vergi ve Sosyal Güvenlik Prim Tutarı Kadar Eksik Ödenmesi
27. İdare Tarafından Kıyıların Korunması ile İlgili Yükümlülüklerin Yerine Getirilmemesi
28. Asansör Muayene Kuruluşunca Tahsil Edilen Periyodik Kontrol Ücreti Üzerinden İdare Payının Talep ve Tahsil Edilmemesi
29. Terkin İşlemlerinde Düzeltme ve İade Belgesinin Düzenlenmemesi
30. Ulusal Bayram Günlerinde Faaliyet Gösteren İşyerlerinden Tatil Günlerinde Çalışma Ruhsat Harcı Alınmaması
31. Sabit ve Mobil Haberleşme Altyapı ve Şebekelerinden Alınması Gereken Geçiş Hakkı Bedelinin Takip ve Tahsilatının Yapılmaması
32. Kira Süresi Sona Eren Bazı Taşınmazların Ecrimisil Yoluyla Kullandırılmaya Devam Edilmesi
33. İdarenin Ambalaj Atıklarının Toplanması ve Değerlendirilmesi Hakkının Bedelsiz ve İhalesiz Olarak Devredilmesi
34. İdarenin Mülkiyetinde veya Tasarrufunda Olmayan Bir Taşınmazın Kiraya Verilmesi
35. Bazı İş Yerlerinin Çevre Temizlik Vergisi Mükellefiyetinin Kurulmaması
36. İdare Tarafından Tahsil Edilen Çevre Temizlik Vergisine İlişkin Büyükşehir Belediyesine Ait Payın Aktarılmaması
37. Eğlence Vergisi Mükellefi Olan Bazı İşyerlerinde Tahakkuk ve Tahsilat İşleminin Yapılmaması

38. Bazı İşletmelerin İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Olmaksızın Faaliyette Bulunması ve Buna Bağlı Olarak İdarenin Gelir Kaybına Uğraması
39. Personel Giderlerinde Kanunda Belirlenen Sınırın Aşılması ve Yeni Personel Alımının Devam Etmesi

Adalar Belediyesi İdare organizasyon yapısı içerisinde görev, yetki ve sorumluluklar ile yetki devirleri ve sınırları tam ve açık bir şekilde belirlenmemiştir. İdarede “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri” ile ilgili eğitim ve bilgilendirme çalışmaları yapılmamış ve personele duyurulmamıştır.

Personelin işe alınması, yer değiştirmesi, görevde yükselmesi, yeterlilik-performans değerlendirmesi ile disiplin hükümlerine yönelik insan kaynakları politikası tam olarak belirlenmemiştir.
Hassas görevlere ilişkin prosedürler belirlenmemiş ve İdare çalışanlarına duyurulmamıştır.
İdarenin gerekli olan bilgi ve raporları üretecek ve analiz yapma imkânı sağlayacak şekilde yönetim bilgi sisteminin bulunmadığı anlaşılmıştır.

Adalar Belediyesi , Risk Değerlendirme Standartları İdarenin misyon, vizyon, stratejik amaç, performans hedef ve faaliyetlerin gerçekleşmesini engelleyecek risklerin belirlenmesi, olası etkilerinin hesaplanması ve alınacak önlemleri de içeren çalışmalar gerçekleştirilmemiştir.

Kontrol Stratejileri ve Yöntemleri, Prosedürlerin Belirlenmesi ve Belgelendirilmesi, Görevler Ayrılığı Hiyerarşik Kontroller Faaliyetlerin Sürekliliği Bilgi Sistemleri Kontrolleri standartlarının sağlanmasına yönelik olarak; İdare tarafından yetkileri belirlemek amacıyla iş akış süreçleri hazırlanmamış yıllar itibariyle gözden geçirilmemiş ve personele duyurulmamıştır.

DENETİM BULGULARI

Raporda yer alan bulgular, denetimler sonucunda tespit edilen hususlara kamu idaresi tarafından verilen cevapların değerlendirilmesi suretiyle düzenlenmiştir.

A. DENETİM GÖRÜŞÜNÜN DAYANAĞI BULGULAR
Bu bölümde, mali rapor ve tablolara verilen görüş ile ilgili olan bulgular yer almaktadır.

BULGU 1: Emanetler Hesabında Kayıtlı Olup da Zamanaşımına Uğrayan Tutarların Gelir Kayıtlarının Yapılmaması
İdare tarafından 333-Emanetler Hesabında takip edilen ve mevzuatı gereği zamanaşımına uğramış olan tutarların bütçeye gelir kaydedilmediği görülmüştür.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Süreler” başlıklı 146’ncı maddesinde belirtildiği üzere, Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 262’nci maddesinde, 333- Emanetler Hesabında kayıtlı tutarlardan bütçeye gelir yazılması gerekenlerin bu hesaba borç, 600-Gelirler Hesabına alacak; diğer taraftan, 805-Gelir Yansıtma Hesabına borç, 800-Bütçe Gelirleri Hesabına alacak kaydedileceği hüküm altına alınmıştır.
Diğer yandan, Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün “Emanet Yabancı Kaynaklar, Ödenecek Vergi ve Yükümlülükler ve Özel Tahakkuklar Hesaplarının Ayrıntı Kodları ve Zamanaşımı Süreleri” konu başlıklı 16.08.2004 tarihli ve B.07.0.MGM.0.45/470-02/015239 sayılı 2 no.lu Muhasebat Genel Müdürlüğü Genelgesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Genelge’sinde;

IV-ZAMANAŞIMI SÜRESİ VE BAŞLANGICI
Saymanlıklarca tahsil edilerek emanetler hesabına kaydedilen paralar, zamanaşımı bakımından genel olarak 10 yıllık, 5 yıllık, 2 yıllık, 1 yıllık ve 6 aylık zamanaşımına tabi olanlar ile zamanaşımına tabi olmayan emanetler olmak üzere altı gurupta toplanır…” denilmek suretiyle, emanetlere alınan tutarların niteliklerine göre zamanaşımı süreleri belirtilmiştir.
Muhasebat Genel Müdürlüğünün 29.12.2017 tarihli ve 90192509-210.06.01-28394 sayılı “Emanetlerin Zamanaşımı Süreleri” konu başlıklı genel yazısında da mezkûr Genelge’ye atıfta bulunularak, Türk Borçlar Kanunu’ndaki 10 yıllık zamanaşımı süresinin genel olarak dikkate alınması gerektiği, Türk Medeni Kanunu’ndaki süreler bakımından ise, Türk Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerine uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk kişilerine bu 10 yıllık sürenin uygulanması gerektiği ortaya konmuştur.
Bahsedilen mevzuat hükümleri uyarınca, saymanlıklarca tahsil edilerek emanetler hesabına kaydedilen paralar, zamanaşımı bakımından; genel olarak 10 yıllık, 5 yıllık, 2 yıllık, 1 yıllık ve 6 aylık zamanaşımına tabi olanlar ile zamanaşımına tabi olmayan emanetler olmak üzere altı gurupta toplanmıştır.
Yapılan incelemede, İdarece 333-Emanetler Hesabına alınış tarihleri itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi sona ermesine rağmen ilgililerinin talep etmemeleri veya talep etmelerine rağmen verdikleri ad-soyadı, iban ve hesap numaralarında hatalar bulunması veyahut emanete alınan tutarların mahiyetlerinin belirlenememesi gibi nedenlerle iadesi mümkün olmayan ve gelir kaydedilmesi gereken 854.018,87 TL’nin irat kaydedilmediği tespit edilmiştir.

Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli düzeltme işlemlerinin
gerçekleştirildiği ifade edilmiş ancak İdare tarafından sunulan kanıtlayıcı evraklarda
zamanaşımına uğramış gelirlerin tamamının gelir kaydedilmediği görülmüştür. Bu sebeple
İdare bulgu konusu hususu karşılayamamıştır.
Sonuç olarak; İdare tarafından, 333-Emanetler Hesabında takip ettiği tutarlardan ilgili
mevzuatında ayrı bir zamanaşımı süresi öngörülen emanetlerin bu sürelerin sonunda, süre
belirtilmeyen emanetlerin ise kayıtlara alınış tarihleri itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin
sonunda irat kaydedilmesi gerekmektedir.
BULGU 2: İdare Lehine Hükmolunan Avukatlık Vekâlet Ücretlerinin Mali
Tablolarda Yer Almaması
İdare lehine hükmolunan avukatlık vekâlet ücretlerinden doğan alacakların mali
tablolarda yer almadığı görülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 49’uncu maddesinde, kamu
hesaplarının, kamu idarelerinin gelir, gider ve varlıkları ile malî sonuç doğuran ve öz kaynağın
artmasına veya azalmasına neden olan her türlü işlemlerle, garantilerin ve yükümlülüklerin
belirlenmiş bir düzen içinde hesaplara kaydedilerek, yönetim ve denetim yetkilileriyle
kamuoyuna gerekli bilgilerin sağlanması amacıyla tutulduğu ifadelerine yer verilmiştir. Aynı
Kanun’un 61’inci maddesinde ise, muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir
şekilde tutulmasından muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Genel Yönetim Muhasebe Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinde
tahakkuk esası tanımı yapılmış olup buna göre; bir ekonomik değer yaratıldığında, başka bir
şekle dönüştürüldüğünde, mübadeleye konu edildiğinde, el değiştirdiğinde veya yok olduğunda
muhasebeleştirilmesini ifade etmektedir.
Yapılan incelemede; İdare lehine hükmolunan ancak henüz tahsili yapılmamış toplam
1.189.986 TL tutarındaki avukatlık vekâlet ücretlerine ilişkin muhasebe kayıtlarının
yapılmadığı dolayısıyla mali tablolarda yer almadığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından avukatlık vekalet ücretlerinin
takibinin yapıldığı ifade edilmiş olsa da herhangi bir kanıtlayıcı evrak gönderilmemiş olup
bulgu konusu husus karşılanmamıştır.

Sonuç olarak; İdarenin taraf olduğu dava ve icra takipleri neticesinde ortaya çıkan
avukatlık vekâlet ücretine ilişkin alacakların tahakkuk ettiği zaman muhasebe kayıtlarının
yapılarak mali tablolarda gösterilmesi gerekmektedir.
BULGU 3: Büyükşehir Belediyesi Tarafından İdareye Hibe Edilen Asfaltın
Muhasebe Kayıtlarında İzlenmemesi
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından alınan karar uyarınca ilçe
belediyelerinin sorumluluğundaki yolların bakımında ve onarımında kullanılmak üzere
Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından yapılan asfalt hibelerinin muhasebe kayıtlarında
izlenmediği görülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 3’üncü
maddesinde, alınan bağış ve yardımların kamu geliri olduğu ifade edilmiş olup 40’ıncı
maddesinde ise kamu idarelerine yapılan her türlü bağış ve yardımın gelir kaydedileceği ifade
edilmiştir.
Taşınır Mal Yönetmeliği’nin “Taşınırların kaydı” başlıklı 12’nci maddesinde, kamu
idarelerince bütün taşınırların ve bunlara ilişkin işlemlerin kayıt altına alınmasının esas olduğu
belirtilmiş ve önceki yıllardan devren gelen taşınırlar ile içinde bulunulan yılda herhangi bir
şekilde edinilen veya elden çıkarılan taşınırların miktar ve değer olarak kayıtlarda yer alması
gerektiği; Yönetmelik’in 13’üncü maddesinde ise taşınır giriş ve çıkışlarının Varlık İşlem
Fişine dayanılarak yapılacağı, bağış ve yardım yoluyla edinilen taşınırların bağış ve yardımda
bulunan tarafından ispat edici bir belge ile değeri belirtilmiş ise bu değer belli bir değeri yoksa
değer tespit komisyonunca belirlenen değer üzerinden kayıtlara alınacağı; düzenlemelerine yer
verilmiştir.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin “Bağış ve yardımlar” başlıklı
17’nci maddesinde; alınan her türlü bağış ve yardımların gelir kaydedileceği, alınan şartlı bağış
ve yardımların, üst yöneticinin onayı ile gelir bütçesinde bağış ve yardımlar bölümüne gelir
yazılacağı ve gider bütçesinde bu hizmetin ödeneği varsa bu ödeneğe ekleneceği, yoksa bütçede
öngörülen tertibe ödenek yazılarak tahsis amacına uygun harcanacağı,
Aynı Yönetmelik’in 15-Stoklar hesap grubu ile ilgili 114’üncü maddesinde; bağış veya
hibe olarak edinilen stokların varsa bilinen değeri, yoksa ilgili mevzuatına göre değerlemesi
yapıldıktan sonra tespit edilen değeri üzerinden hesaplara alınacağı, 150-İlk Madde ve Malzemeler Hesabının niteliğine ilişkin 115’inci maddesinde; bu
hesabın, kurumlarca satılmak, üretimde veya diğer faaliyetlerde kullanılmak ya da tüketilmek
üzere edinilen ilk madde ve malzeme, yarı mamul, mamul, ticari mal, artık ve hurda gibi bir yıl
veya faaliyet dönemi içinde tüketilecek veya paraya çevrilecek varlıkların izlenmesi için
kullanılacağı,
150-İlk Madde ve Malzemeler Hesabının işleyişine ilişkin 116’ncı maddesinin birinci
fıkrasının (a/2) alt bendinde; bağış ve yardım şeklinde bedelsiz olarak edinilen stokların tespit
edilen değerleri üzerinden bu hesaba borç, 600-Gelirler Hesabına alacak kaydedileceği,
ifade edilmiştir.
Yine söz konusu Yönetmelik’in 258-Yapılmakta Olan Yatırımlar Hesabının niteliğine
ilişkin 204’üncü maddesinde; bu hesabın, yapımı süren maddi duran varlıklar için yapılan her
türlü madde ve malzeme ile işçilik ve genel giderlerin; geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan
hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarihte, diğer
hallerde işin fiilen tamamlandığını gösteren belgenin düzenlendiği tarihte, ilgili maddi duran
varlık hesabına aktarılıncaya kadar izlenmesi için kullanılacağı düzenlemesi bulunmaktadır.
Yapılan incelemede; İBB tarafından İdareye yapılan asfalt hibelerinin muhasebe
kayıtlarında izlenmediği görülmüştür.
Hibe asfalt, İdare tarafından kabul edildiği zaman 150-İlk Madde ve Malzemeler
Hesabının borcu karşılığında 600-Gelirler Hesabının alacağına kaydedilerek
muhasebeleştirilmeli, daha sonra söz konusu asfaltın serim aşamasında serilen kısım kadar stok
hesabından çıkış yapılarak 258-Yapılmakta Olan Yatırımlar Hesabının borcuna kaydedilmeli
ve iş tamamlandığında ise 258-Yapılmakta Olan Yatırımlar Hesabından 251-Yeraltı ve Yerüstü
Düzenleri Hesabına aktarılması gerekmektedir.
Söz konusu hibe asfaltın muhasebeleştirilmemesi sonucunda İdare mali tablolarında
251-Yeraltı ve Yerüstü Düzenleri Hesabı ve 600-Gelirler Hesabı hatalı sonuç vermiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli düzeltme işlemlerine
başlanacağı ifade edilmiş olup bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak, hibe alınan asfaltın mevzuatında belirtilen şekilde muhasebe kayıtlarına
alınarak mali tablolara yansıtılması gerekmektedir.

BULGU 4: Mali Duran Varlıklar İçin Enflasyon Düzeltmesi Kayıtlarının
Yapılmaması
Mal ve Hizmet Üreten Kuruluşlara Yatırılan Sermayeler Hesabı için yapılması gereken enflasyon düzeltmesi kayıtlarının yapılmadığı görülmüştür.
23/12/2014 tarihli ve 29214 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Genel Yönetim Muhasebe Yönetmeliği’nin “Enflasyon düzeltmesi” başlıklı 30’uncu maddesinde; içinde bulunulan hesap dönemi dâhil son üç hesap döneminde fiyat endeksindeki artışın %100’den ve içinde bulunulan hesap döneminde %10’dan fazla olması halinde, kapsama dâhil kamu idarelerinin mali tablolarında yer alan parasal olmayan kalemleri enflasyon düzeltmesine tabi tutulacağı ve enflasyon düzeltmesi uygulamasının, her iki şartın birlikte gerçekleşmemesi halinde sona ereceği belirtilmiştir. Ayrıca bu madde de enflasyon düzeltmesi işleminin, kamu idarelerinin mali tablolarında yer alan parasal olmayan kalemlerin düzeltme katsayısı ile çarpılması suretiyle gerçekleştirileceği ifade edilmiştir.
Yönetmelik’e 24.02.2022 tarihli ve 31760 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle eklenen Geçici 3’üncü madde de ise; “2021 ve 2022 yılı hesap dönemlerinde bu Yönetmelik’in 30’uncu maddesi kapsamındaki enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın mali tablolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaz. Bu hesap dönemleri, enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dönemler olarak değerlendirilir.
31/12/2023 tarihli mali tablolar, enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın enflasyon düzeltmesine tabi tutulur.” hükmü yer almaktadır.
Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından 06.12.2023 tarihli ve 32401 sayı ile yayımlanan 85 No.lu Genel Tebliği’nin (Genel Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerinde Enflasyon Düzeltmesi Uygulaması);
“Amaç başlıklı 1 inci maddesinde;
(1) Bu Tebliğin amacı, kapsamdaki kamu idarelerine ait mali tabloların enflasyon etkilerinden arındırılarak raporlama tarihindeki satın alma gücünü yansıtacak şekilde sunulmasını sağlamak üzere uygulanacak enflasyon düzeltmesinin usul ve esaslarını belirlemektir.
Enflasyon düzeltmesi işlemleri başlıklı 5 inci maddesinde; (5) Mali kuruluşlara yatırılan sermayeler hesabı ile mal ve hizmet üreten kuruluşlara yatırılan sermayeler hesabının enflasyon düzeltmesi işlemleri, ilgili kuruluşların enflasyon
düzeltmesi işlemleri esas alınarak yapılır. Bu kuruluşlarca yapılan enflasyon düzeltmesi işlemlerine ilişkin belgeler, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için Bakanlığa; kapsama dahil diğer kamu idareleri için ilgili kamu idaresine gönderilir. İlgili kamu idaresinin muhasebe birimi sermaye hareketlerine ilişkin bu belgeleri esas alarak muhasebeleştirme işlemlerini yapar. Enflasyon düzeltmesi ve sermaye hareketlerine ilişkin kuruluştan alınan
belgelerin bir nüshası muhasebeleştirme belgesine eklenir.” şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.
Yukarda yer verilen Genel Tebliğ’de belirtildiği üzere kapsamda yer alan kamu kurumlarının 241-Mal ve Hizmet Üreten Kuruluşlara Yatırılan Sermayeler Hesabına ilişkin olarak enflasyon düzeltmesi işlemlerinin ilgili kuruluşların enflasyon düzeltmesi işlemleri esas alınarak yapılacağı ve ilgili kamu idaresinin muhasebe biriminin sermaye hareketlerine ilişkin bu belgeleri esas alarak muhasebeleştirme işlemlerini yapacakları ifade edilmiştir.
Yapılan incelemede; 241-Mal ve Hizmet Üreten Kuruluşlara Yatırılan Sermayeler Hesabına kayıtlı tutarlar olmasına rağmen bu tutarlar için enflasyon düzeltmesi kayıtlarının yapılmadığı görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından; değer tespit komisyonu kurulduğu ve komisyon raporuna göre gerekli düzeltmelerin yapılacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, İdare mali tablolarının 241-Mal ve Hizmet Üreten Kuruluşlara Yatırılan Sermayeler Hesabı hakkında doğru bilgi içermesi için bu hesaba ilişkin enflasyon düzeltmesi kayıtlarının yapılması gerekmektedir.
BULGU 5: Marmara Belediyeler Birliğine Ödemesi Gereken Üyelik Aidatının Gönderilmemesi ve Muhasebe Kayıtlarında Eksik Takip Edilmesi İdarenin üyesi olduğu Marmara Belediyeler Birliğine ödemesi gereken yıllık üyelik
aidatının gönderilmediği ve muhasebe kayıtlarında eksik takip edildiği görülmüştür.
Marmara Belediyeler Birliği, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’na göre kurulmuş olup, Mezkûr Kanun’un “Kuruluş” başlıklı 4’üncü maddesinde; kurulmuş bir birliğe üyeliğin, üye olmak isteyen mahallî idare meclisinin kararı ve buna dayalı başvurusu üzerine, birlik meclisinin kabulü ile olacağı düzenlenmiştir

Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin Kamu idareleri payları hesabının niteliğini açıklayan 276’ncı maddesine göre; bu hesap, bütçe geliri olarak nakden veya mahsuben tahsil edilip, özel kanunları gereğince diğer kurumlara aktarılmak üzere hesaplanan tutarların izlenmesi için kullanılır.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere; kurulmuş bir birliğe üyeliğin, üye olmak isteyen mahalli idare meclisinin kararı ve başvurusu üzerine, üyelik talebinin ise birlik meclisi tarafından kabul edilmesi ile kurulduğu açıkça yer almaktadır. Ayrıca özel kanunları gereğince diğer kurumlara aktarılmak üzere hesaplanan tutarların 363-Kamu İdareleri Payları hesabında takip edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Yapılan incelemede; Adalar Belediyesi tarafından Marmara Belediyeler Birliği üyelik işlemlerini gerçekleştirerek üye olduğu dolayısıyla birlik tüzüğünün belediye meclisince kabul edilmesiyle de tüzükte yer alan düzenlemelere uyulacağı taahhüt altına alındığı görülmüştür.
363-Kamu İdareleri Payları muhasebe kodunda Marmara Belediyeler Birliğine ait payların takip edildiği ve 84.426,98 TL alacak bakiyesi bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak İLBANK kayıtlarında yer alan Marmara Belediyeler Birliğine gönderilmesi gereken pay tutarının 117.078,74 TL olduğu görülmüştür.
İdarenin Birlik Tüzüğünü meclisince onaylayarak taahhüt ettiği aidat ödeme yükümlülüğünü zamanında yerine getirmesi, borçlu bulunduğu durumda borcunu gerçek tutarları ile izlemesi gerekmektedir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından özetle; bahsedilen aidatın İller Bankası tarafından uygulanan gecikme zammı olduğu ifade edilmiştir. Ancak İller Bankası tarafından tahakkuk bilgilerini içerecek şekilde aylık olarak idareye gönderilen hisse bilgilerinin incelenmesi sonucunda anapara tutarları, gecikme zammı veya faize ilişkin tutarların ayrı ayrı belirtildiği görülmüştür. Kaldı ki bulguda belirtilen tutarlar yalnızca anapara
bilgisini içermektedir.
Sonuç olarak, İlbank kayıtları ile İdare mali tablolarında yer alan kayıtların uyumsuzluğu sebebiyle 363- Kamu İdareleri Payları Hesabımnın 32.651,76 TL eksik tutarda yer almasına neden olmaktadır.

BULGU 6: Kalkınma Ajansı Paylarının Muhasebe Kayıtlarında Eksik Takip Edilmesi Kalkınma ajansı paylarının muhasebe kayıtlarında eksik izlendiği görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 363-Kamu İdareleri Payları Hesabı’n niteliğini açıklayan 276’ncı maddesinde; bütçe geliri olarak nakden veya mahsuben tahsil edilip, özel kanunları gereğince diğer kurumlara aktarılmak üzere hesaplanan tutarların izlenmesi için kullanılacağı belirtilmiştir.
Yapılan incelemede; İdare mali tabloları 363-Kamu İdareleri Payları Hesabında kalkınma ajansı paylarının takip edildiği ve 1.451.798,34 TL alacak kaydının bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak İLBANK kayıtlarında yer alan kalkınma ajans paylarına ilişkin tutarın 2.876.898,57 TL olduğu görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından özetle; bahsedilen payların İller Bankası tarafından uygulanan gecikme zammı olduğu ifade edilmiştir. Ancak İller Bankası tarafından tahakkuk bilgilerini içerecek şekilde aylık olarak idareye gönderilen hisse bilgilerinin incelenmesi sonucunda anapara tutarları, gecikme zammı veya faize ilişkin tutarların ayrı ayrı belirtildiği görülmüştür. Kaldı ki bulguda belirtilen tutarlar yalnızca anapara
bilgisini içermektedir.
Sonuç olarak, İdare mali tablolarında 363- Kamu İdareleri Payları Hesabının 1.425.100,23 TL eksik görünmesine sebep olmaktadır.
BULGU 7: Taşınmazlara İlişkin Değer Tespit İşlemlerinin Tamamlanmaması İdare tarafından Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Kaydına İlişkin Yönetmelik hükümleri gereği yapılması gereken tapuda kayıtlı olan taşınmazlarına ilişkin değer tespit işlemlerinin tamamlanmadığı görülmüştür.
Taşınmazların yönetimi, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 44, 45, 47 ve 60’ıncı maddelerinde düzenlenmiştir. 5018 sayılı Kanun kapsamında olan kurum ve kuruluşların mülkiyetinde, yönetiminde ve kullanımında bulunan taşınmazların kaydına ve icmallerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere bu Kanun’un 44, 45 ve 60’ıncı maddelerine dayanılarak hazırlanan “Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Kaydına
İlişkin Yönetmelik” 13.09.2006 tarihli ve 2006/10970 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulmuştur. Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Kaydına İlişkin Yönetmelik’in “Kayıt ve kontrol işlemleri” başlıklı 5’inci maddesine göre kamu idareleri, mevcutlarla birlikte içinde bulunulan yılda çeşitli yollarla edinilen ve elden çıkarılan taşınmazlarını, miktar ve değer olarak takip etmek amacıyla kayıt altına alacaklardır.
Taşınmazların hangi değerler üzerinden kayıt altına alınacağı ise yine 5’inci maddede açıklanmış olup buna göre tapuda kayıtlı olan taşınmazların maliyet bedeli, bu taşınmazlardan maliyet bedeli belirlenemeyenlerin ise rayiç değer üzerinden kayıtlara alınacağı hüküm altına alınmıştır.
Yine Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Kaydına İlişkin Yönetmelik’in geçici 1’inci maddesinde; “…Yönetmeliğin 5 inci maddesine göre yapılması gereken işlemler 31/12/2017 tarihine kadar tamamlanır.” denilerek, tüm bu taşınmaz kayıt ve değer tespit işlemlerinin 31.12.2017 tarihine kadar tamamlanması gerektiği ifade edilmiştir.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 187’nci maddesinde de taşınmazlar hakkında Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Kaydına İlişkin Yönetmelik hükümleri doğrultusunda, bu maddede belirtilen esaslara göre işlem yapılacağı belirtildikten sonra, Yönetmelik’in 188 ile 193’üncü maddeleri arasında taşınmaz varlıklara ilişkin işlemler
muhasebe ilkeleri doğrultusunda açıklanmıştır.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere; 31.12.2017 tarihine kadar tapuda kayıtlı olan taşınmazların maliyet bedeli üzerinden veya bu bedel belirlenemiyorsa gerçeğe uygun değer (maliyet bedeli/rayiç değer) üzerinden kayda alınması gerekmektedir.
Yapılan incelemede; 31.12.2024 tarihi itibariyle Adalar Belediyesi adına tapuda kayıtlı 49 adet taşınmaz bulunduğu, bu taşınmazların değerleme işlemlerinin yapılmadığı ve taşınmazların emlak vergi değeri ile kayıt altında tutulduğu tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile İdare tarafından taşınmazların değer tespit işlemi Yönetmelikte belirtildiği şekilde
tamamlanmamıştır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti doğrultusunda, İdare tarafından özetle;İmar Müdürlüğü uhdesinde Değer Tespit Komisyonunun kurulduğu, Komisyon Raporuna göre düzeltmerin yapılacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, İdare tarafından anılan Taşınmaz Yönetmeliğine uygun olarak değerleme çalışmalarının yapılmaması sonucunda; 2024 Bilançosunda tapuda kayıtlı olan taşınmazların gerçeğe uygun değeri (rayiç değeri) ile emlak değerleri arasındaki fark kadar 250-Arazi ve Arsalar Hesabı, 251-Yeraltı ve Yer Üstü Düzenleri Hesabı ve 252-Binalar Hesabı itibarıyla hataya neden olunmuştur.
BULGU 8: Elektrik ve Doğalgaz İçin Ödenen Güvence Bedellerinin Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabında İzlenmemesi İdare tarafından 2024 yılı içerisinde yeni hizmete açılan ek hizmet binasının elektrik ve doğalgaz aboneliklerine ilişkin ödenen güvence bedellerini 226-Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabı yerine 630-Giderler Hesabında izlediği görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 168’inci maddesinde, 226 Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabının, kamu idarelerince, bir işin yapılmasının üstlenilmesi veya bir sözleşmenin ya da diğer işlemlerin karşılığı olarak diğer kamu idareleri veya kişilere bir yıldan daha uzun süreli verilen depozito ve teminat niteliğindeki değerlerin izlenmesi için kullanılacağı ifade edilmiştir. Yönetmelik’in 96 ve 169’uncu maddelerinde de 126 ve 226
Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabının işleyişine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Mevzuat hükmünden anlaşılacağı üzere Kurumca bir işin yapılmasının üstlenilmesi için veya bir sözleşmenin ya da diğer işlemlerin karşılığı olarak geri alınmak üzere diğer kamu idareleri veya kişilere verilen depozito ve teminat niteliğindeki değerlerin vadesine göre 126 veya 226 Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabında izlenmesi  erekmektedir.
Yapılan incelemelerde İdare tarafından 2024 yılı içerisinde yeni açılan ek hizmet binasının elektrik ve doğalgaz aboneliği işlemleri başlatılmış ve toplam 50.929,14 TL güvence bedeli ödenmiştir. Ancak İdare tarafından ödenen söz konusu güvence bedellerinin 226-Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabı yerine doğrudan gider hesaplarında muhasebeleştirildiği görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli hassasiyetin
gösterileceği ifade edilmiş olup bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak; elektrik ve doğalgaz aboneliklerine ilişkin ödenen güvence bedellerinin
hatalı muhasebeleştirilmesi 226-Verilen Depozito ve Teminatlar Hesabının 50.929,14 TL eksik
630-Giderler Hesabının aynı tutarda fazla görünmesine neden olmaktadır.

BULGU 9: Maddi Duran Varlıkların Bir Kısmı İçin Amortisman Ayrılmaması ve
Amortismana Tabi Maddi Varlığın Kayıtlı Değerinden Fazla Amortisman Ayrılması
İdare tarafından maddi duran varlık grubunda kayıtlı bazı varlıklar için hiç amortisman
ayrılmadığı, bazı varlıklar için ise varlığın kayıtlı değerinden fazla amortisman ayrıldığı
görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 25-Maddi Duran Varlıklar hesap
grubuna ilişkin olan “Hesap grubuna ilişkin işlemler” başlıklı 187’nci maddesinin ikinci
fıkrasının (ç) bendinde; amortismana tabi varlıkların neler olduğu, bunlara ilişkin uygulanacak
amortisman süre, yöntem ve oranlarına ilişkin esas ve usullerin Hazine ve Maliye Bakanlığınca
belirleneceği, ayrılan amortismanların nasıl muhasebeleştirileceği ve varlıkların amortisman
hesaplanmasına esas alınacak değerinin nasıl tespit edileceği düzenlenmiştir.
Maddi duran varlık bedellerinin ekonomik ömrü içerisinde giderleştirilmesi ve hesaben
yok edilmesini izlemek için kullanılan 257-Birikmiş Amortismanlar Hesabı da aynı
Yönetmelik’in 202’nci ve 203’üncü maddelerinde açıklanmıştır.
Amortisman ve tükenme payı ayrılmasına ilişkin usul ve esaslar ile, uygulanacak
amortisman ve tükenme payının süre, yöntem ve oranlarının neler olacağı ise 04.11.2015 tarihli
ve 29522 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan “Amortisman ve Tükenme Payları” başlıklı 47
sıra numaralı Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği’nde açıklanmıştır.
Mezkûr düzenlemelere göre; duran varlıkların amortisman ve tükenme payına tabi
değerlerinin maliyet bedeli olacağı, bir varlık için yapılan harcamaların, kayıtlı değerine ilave
edilmesi halinde, amortisman hesaplamasının varlığın yeni değeri üzerinden yapılacağı, duran
varlıklar için amortisman ve tükenme payı ayrılmasında normal amortisman yönteminin
uygulanacağı, varlıklar için amortisman ve tükenme payının belirlenen oranlarda her yıl eşit
olarak ayrılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yapılan incelemede; İdarenin maddi duran varlık grubunda kayıtlı bulunmasına rağmen
2024 yılı sonu itibarıyla bazı varlıklar için hiç amortisman ayrılmadığı, bazı varlıklar için ise
kayıtlı değerinden daha fazla amortisman ayrıldığı tespit edilmiştir.
Aşağıda yer verilen tablolarda bu duruma ilişkin örnekler yer almaktadır:
Tablo 8: Amortisman Ayrılmamış Maddi Duran Varlıklar

Yukarıda yer alan denetim tespiti doğrultusunda, İdare tarafından özetle; bahse konu
tespitin 2026 yılında düzeltileceği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, gerekli çalışmaların yapılarak maddi duran varlıkların amortisman
değerleri ile kayıtlı değeri arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi gerekmektedir.
BULGU 10: Gelirlerden Takipli Alacaklar Hesabında İzlenen Tutarların Gerçek
Durumu Yansıtmaması
İdare tarafından 2024 yılı içinde tahsil edilemeyen alacakların tamamının, dönem
sonunda herhangi bir takibat işlemi başlatılmadan takipli alacaklar hesabına aktarıldığı
görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 89’uncu maddesinde, Gelirlerden
Takipli Alacaklar Hesabının, mevzuatı gereğince tahakkuk ettirilen faaliyet alacaklarından
takibe alınan tutarlar ile bunlardan yapılan tahsilat, tecil ve terkinlerin izlenmesi için
kullanılacağı hüküm altına alınmıştır.
Aynı Yönetmelik’in “Hesaba ilişkin işlemler” başlıklı 90’ıncı maddesinde ise; ilgili
servislerce muhasebe servisine bildirilen takibe alınmış alacakların, düzenlenecek muhasebe
işlem fişi ile Gelirlerden Takipli Alacaklar Hesabına borç, ilgisine göre Gelirlerden Alacaklar
Hesabı veya Gelirlerden Tecilli ve Tehirli Alacaklar Hesabına alacak kaydedilerek takip
kayıtlarının yapılacağı, ayrıca söz konusu takibe alma işlemlerinin ilgili servislerce gün sonuna
kadar muhasebeye bildirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Yukarıdaki mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere, tahakkuk etmiş bir alacağın 121-
Gelirlerden Takipli Alacaklar Hesabına aktarılabilmesi için söz konusu alacağa ilişkin ilgili
servislerce takip işlemlerinin başlatılması gerekmektedir.
Yapılan incelemede, Belediye tarafından 2024 yılı içinde 120-Gelirlerden Alacaklar
Hesabında izlenen ve yıl içinde tahsil edilemeyen 58.161.062,26 TL değerindeki alacağın
tamamının, dönem sonunda herhangi bir takip işlemi başlatılmadan 121-Gelirlerden Takipli
Alacaklar Hesabına aktarıldığı görülmüş olup geçmişten devreden tutarlar da dâhil edildiğinde
hesabın borç bakiyesi toplamının 90.417.035,02 TL olduğu tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti doğrultusunda, İdare tarafından özetle; tespitte yer
verilen hatanın düzeltilmesi için yazılım firmasına bildirim yapıldığı, hatanın düzeltilmesi için
gerekli çalışmaların yapılacağı ifade edilmiştir.

Sonuç olarak, takip işlemi başlatılmayan alacakların gerçeğe aykırı olarak bu hesaba
aktarılması faaliyet alacakları hakkında doğru ve güvenilir bilgi sunulmasını engellediğinden
2024 yılı Bilançosunda 120-Gelirlerden Alacaklar Hesabı ve 121-Gelirlerden Takipli Alacaklar
Hesabı itibarıyla hataya neden olunmuştur.
BULGU 11: İdareye Ait Olmayan Çevre Temizlik Vergisi Payının
Muhasebeleştirilmesi
Belediye sınırları içerisindeki konutlardan tahsil edilen çevre temizlik vergilerinden
(ÇTV) İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait olan payların, İdare gelir ve gideri gibi
muhasebeleştirildiği görülmüştür.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun mükerrer 44’üncü maddesinde; konut, işyeri
ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu ve işyeri ve diğer
şekillerde kullanılan binalara ait ÇTV’nin belediyelerce tahsil edileceği belirtilmiştir. Söz
konusu maddede; tahsil edilen tutarın %20’sinin büyükşehir belediyesine aktarılması,
büyükşehir dahilindeki ilçe belediyesinin sınırları içerisinde bulunan konutlara ilişkin çevre
temizlik vergilerinin ise, su ve kanalizasyon idareleri tarafından su faturası ile birlikte tahsil
edilerek %80’inin ilgili belediyeye, %20’sinin büyükşehir belediyesi hesaplarına aktarılması
hüküm altına alınmıştır.
Yukarıdaki mevzuat hükümlerine göre; ilçe belediyelerinin sınırları içerisindeki
konutlardan tahsil edilen tutarın %80’inin bütçe geliri olarak kayıt altına alınması, büyükşehir
payı olan %20’lik tutara ilişkin gelir ve gider ile bütçe gelir ve gider hesaplarına herhangi bir
kayıt yapılmaması gerekmektedir. Çünkü bu tutar ilçe belediyesinin geliri olmadığı gibi,
doğrudan su kanalizasyon idareleri tarafından büyükşehir belediyesine aktarılmaktadır.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 363-Kamu İdare Payları
Hesabı’nın işleyişini açıklayan 277’nci maddesine göre; bütçe geliri olarak tahsil edilip, ilgili
mevzuatı uyarınca diğer kurumlara aktarılması gereken tutarlar bu hesaba alacak, 630-Giderler
ve 830-Bütçe Giderleri Hesabı’na borç kaydedilmelidir. Dolayısıyla İdare tarafından bütçe
geliri olarak tahsil edilmeyen ve aktarılmayan paylar için 600-Gelir, 630-Giderler, 800-Bütçe
Gelirleri ve 830-Bütçe Giderleri Hesabı’nın kullanılması mevzuata aykırılık oluşturmaktadır.
Yapılan incelemede, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından belediye
sınırları içerisindeki konutlardan tahsil edilen ÇTV’nin %20’si olan 301.158,18 TL tutarındaki
İstanbul Büyükşehir Belediyesi payının 333-Emanetler Hesabına alacak, 630-Giderler Hesabına borç kaydı yapılarak muhasebeleştirildiği görülmüştür. Ayrıca ilgili gider bütçeyle
ilişkilendirilerek 830-Bütçe Giderleri Hesabında takip edilmiştir. Büyükşehir Belediyesi’ne ait
payın muhasebeleştirilmesi sonucu Belediye’nin 2024 yılı mali tablolarında 630-Giderler ve
830-Bütçe Giderleri Hesabının olduğundan 301.158,18 TL fazla tutarda yer aldığı tespit
edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından; söz konusu uygulamaya
2025 yılında son verildiği ifade edilmiştir. Ancak İdare tarafından çtv payına ilişkin düzeltici
işlem tesis edecek kanıtlayıcı evrak gönderilmemiş olup bulgu konusu husus karşılanmamıştır.
Sonuç olarak; muhasebe kayıtlarında Belediye’ye ait olmayan tutarların yer almaması
gerekmektedir.
B. DİĞER BULGULAR
Bu bölümde, mali rapor ve tablolara verilen görüş ile ilgili olmayan bulgular yer
almaktadır.
BULGU 1: İdare Tarafından Tescili Bulunmayan Araçların Bedel Karşılığı
Kiralanması ve Ada İçinde Kullanılması
İdare tarafından tescili bulunmayan araçların Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri
Genel Müdürlüğü (İETT) ile yapılan protokol kapsamında bedel karşılığında temin edildiği ve
ada içi faaliyetlerde kullanıldığı görülmüştür.
2918 Karayolları Trafik Kanunu “Kapsam” başlıklı 2’nci maddesinde, “Bu Kanun,
karayollarında uygulanır. Ancak aksine bir hüküm yoksa;
a) Karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj,
yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için
faydalanılan yerler ile,
b) Erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya
açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular
üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da, Bu Kanun
hükümleri uygulanır.” denilmektedir.

Aynı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinde; karayolunda kullanılabilen
motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörler araç
olarak tanımlanmış taşıt ise karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar
şeklinde ifade edilmiştir. Taşıtlardan makine gücü ile yürütülenlerin ise motorlu taşıt olduğu
belirtilmiştir. Trafik: Yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hal ve
hareketleridir.
Yine aynı Kanun’un “Tescil belgesi alma zorunluluğu” başlıklı 19’uncu maddesinde;
“Araç sahipleri araçlarını yönetmelikte belirtilen esaslara göre yetkili kuruluşa tescil ettirmek
ve tescil belgesi almak zorundadırlar.” denilmiştir.
Araçların satış, devir ve tescili ile bu işlemlerle ilgili yetki ve sorumluluk: başlıklı 20’nci
maddesinde araçların tescil olmaksızın trafiğe çıkmaları durumunda trafikten men edileceği de
ifade edilmiştir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde gerek karayolu
gerekse karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj,
yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için
faydalanılan yerlerin 2918 sayılı Kanun kapsamında olduğu, bu sebeple de araçların tescil
belgesi olmak zorunda olduğu belirtilmektedir. Tescil olmaksızın araçların trafiğe çıkmaları
durumunda trafikten men edileceği de ayrıca belirtilmiştir.
Yapılan incelemede Adalar Belediyesi tarafından İETT ile protokol imzalandığı, söz
konusu protokol ile aylık kira bedeli ödenmek kaydıyla 6 araç temin edildiği görülmüştür. Söz
konusu 6 araç Adalar Belediyesi tarafından okul servis taşımacılığı ve cenaze hizmetlerinde
kullanıldığı ancak araçların tescilinin bulunmadığı görülmüştür.
Söz konusu durum mevzuata aykırılık oluşturmakla birlikte tescilsiz araçların trafik
muayenelerinin takibi yapılamayacak olması sebebiyle can ve mal kaybı açısından da büyük
bir risk içermektedir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından bulguda yer alan araçlarla
ilgili UKOME’ye yazı yazıldığı ifade edilerek sürecin başlatıldığı ifade edilmiştir. İdare
tarafından bulgu konusu hususa iştirak edilmiş ancak herhangi bir kanıtlayıcı evrak
sunulmamıştır.

Sonuç olarak; İdare tarafından temin edilen araçların tescil işlemlerinin bir an önce
yapılması aksi halde araç teminine ilişkin protokolün iptal edilerek araçların iade edilmesi
gerektiği düşünülmektedir.
BULGU 2: İdare Tarafından Yetkisi Olmamasına Rağmen Yolcu Taşımacılık
Faaliyetinde Bulunulması
İdarenin toplu taşıma yetkisine haiz olmamasına rağmen ada içi ticari yolcu taşımacılığı
ile herhangi bir ruhsatı olmamasına rağmen okul servis taşımacılığı faaliyetinde bulunduğu
görülmüştür.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunun “Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev
ve sorumlulukları” başlıklı 7’nci maddesinde; “Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve
sorumlulukları şunlardır:

f) Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu
taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu
üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve
tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak,
meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya
kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri
yürütmek.

p) Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri
kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde
taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek. (Ek cümle: 16/5/2018-
7144/14 md.) Büyükşehir içindeki toplu taşıma hatlarıyla ilgili olarak; şehir merkezine olan
uzaklık, nüfus ve hattı kullanan sayısı kriterleri esas alınarak tespit edilecek hatlarla ilgili toplu
taşıma hizmetlerinin işlettirilmesine karar vermek.”,
Aynı Kanunun “Ulaşım hizmetleri” başlıklı 9’uncu maddesinde; “Bu Kanun ile
büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh
belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısını tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehirsınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım
koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.
Ulaşım koordinasyon merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile
yürürlüğe girer.
Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar,
belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.” denilmektedir.
Mevzuat hükümleri çerçevesinde 15.06.2006 tarihli ve 26199 sayılı Resmî Gazete’de
“Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği” yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir.
Söz konusu Yönetmeliğin 18’inci maddesinde Ulaşım Koordinasyon Merkezinin
(UKOME) görev ve yetkileri belirtilmiş ve belediye sınırları içinde her türlü servis ve toplu
taşıma araçları ile taksi sayılarını, çalıştırılacak yolcu ve yük taşımacılığında çalışan araçların
çalışma şekil ve şartları ile bu taşıtların teknik özelliklerini tespit etmek, çalıştırılabileceği
yerler ile güzergâhlarını tespit etmek ve sayılarını belirlemek, bilet ücret ve tarifelerini
belirlemek, bunlara izin ve çalışma ruhsatı vermek, servis araçlarına ilişkin plaka verilmesinin
UKOME görevleri arasında sayılmıştır.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; büyükşehir
belediyesi sınırları içerisinde her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet
ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek büyükşehir belediyesi görevleri
içerisinde sayılmıştır. Büyükşehir belediyelerinin bu görevlerini koordinasyon merkezleri
aracılığıyla yerine getirecekleri ve söz konusu koordinasyon merkezinin kararlarının
belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcı olduğu belirtilmiştir
Yapılan incelemelerde ada içinde İdare tarafından herhangi bir yetki veya ruhsatı
olmamasına rağmen ücretsiz servis taşımacılığı yaptığı ve ayrıca ücret almak suretiyle UKOME
tarafından güzergâh olarak belirlenmeyen adreslere ulaşım hizmeti sağladığı görülmüştür.
Nitekim İdare tarafından ticari amaçla sağlanan ulaşım hizmeti gelir tarifesine işlenmiş ve 2024
yılı içerisinde 269.501,75 TL gelir elde edilmiştir.
Ancak yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere belediye sınırları
içerisinde toplu taşıma hizmeti hususunda tek yetkili İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmakla birlikte servis taşımacılığı noktasında da plaka ve ruhsat verilmesi yine Büyükşehir Belediyesi
görevleri arasında sayılmaktadır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli düzeltme işlemlerine
başlanacağı ifade edilmiş olup bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak; İdare tarafından herhangi bir yetkisi olmamasına karşılık servis ve toplu
taşıma ile ilgili hizmetlere ilişkin mevzuat hükümlerine aykırı işlem tesis edilmemesi
gerekmektedir.
BULGU 3: İdareye Ait Çıkarma Gemisinde Herhangi Bir Muafiyet veya Ticari
İndirim Söz Konusu Olmamasına Rağmen Ücretsiz Geçişlerin Bulunması
İdarece adalar ile anakara arasında taşımacılık hizmeti sunan çıkarma gemisi
fiyatlandırmasında 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet
Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a aykırı şekilde ücretsiz
taşımaların bulunduğu görülmüştür.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Meclisin görev ve yetkileri” başlıklı 18’inci
maddesinin (f) bendinde aynen; “Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu
yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.”
denilmektedir.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “Ücrete tabi işler” başlıklı 97’nci
maddesinde; “Belediyeler bu Kanunda harç veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin
isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet için belediye meclislerince düzenlenecek
tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediyeye tekel olarak verilmiş işler kendi özel
hükümlerine tabidir” hükmüne yer verilmiştir.
4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1’inci maddesinin birinci fıkrasında yer
alan; “Genel bütçeye dâhil daireler ile katma bütçeli idareler, bunlara bağlı döner sermayeli
kuruluşlar, kanunla kurulan fonlar, kefalet sandıkları, sosyal güvenlik kuruluşları, genel ve
katma bütçelerin transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşlar, kamu iktisadi teşebbüsleri ve
bağlı ortaklıkları ile müesseseleri, il özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları birlik,
müessese ve işletmeler, özel bütçeli kuruluşlar, özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar,
24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanuna tâbi kuruluşlar ve özel hukuk hükümlerine tâbi, kamunun çoğunluk hissesine sahip olduğu kuruluşlar, kamu banka ve kuruluşları ile bunlara
bağlı iş yerleri ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca üretilen mal ve hizmet bedellerinde
işletmecilik gereği yapılması gereken ticarî indirimler hariç herhangi bir kişi veya kuruma
ücretsiz veya indirimli tarife uygulanmaz” hükümleri ile kamu hizmetlerinin ücretlerinde
indirim yapma yetkisi sınırlandırılmıştır. Aynı maddede “Cumhurbaşkanı birinci fıkra
hükmünden muaf tutulacak kişi veya kurumları tespit etmeye yetkilidir” denilmek suretiyle
mezkûr hizmetler ile ilgili muafiyetlerin Cumhurbaşkanı tarafından belirleneceği hüküm altına
alınmıştır.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, belediyeler
tarafından 5393 sayılı Kanunda harç veya katılma payı konusu yapılmayan hizmetlerin
ücretlerini belirlemeye belediye meclisinin yetkili olduğu, bununla birlikte belediyeler
tarafından üretilen mal veya hizmetlerde ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kurumun
bedelsiz faydalandırılamayacağı, söz konusu mal veya hizmetlerden muaf tutulacak kişi veya
kurumların Cumhurbaşkanı tarafından belirleneceği ifade edilmiştir.
Yapılan incelemelerde İdare tarafından adalar ile anakara arasında yük taşıma hizmeti
sağlanmakta ve bu hizmet mülkiyeti İdareye ait çıkarma gemisi ile yerine getirilmektedir.
Adalar Belediyesi tarafından gemi ile yük taşıma hizmetine ilişkin olarak Belediye
Meclisince belirlenen ücret tarifesi kapsamında gelir elde edilmektedir. Ancak herhangi bir
muafiyet veya ticari indirim söz konusu olmamasına rağmen 3.280 adet aracın çıkarma gemisi
ile bedelsiz olarak taşındığı görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine; İdare tarafından, bulguda yer alan 3280 adet
ücretsiz geçiş yapan araçlardan akülü adı altında taşınan 190 aracın, taşıma talimatının Adalar
Belediye Başkanlığı talebiyle yerine getirildiği, 197 adet aracın İSKİ ve İETT araçları
olduğu ve İBB gemisinin arızalı olması sebebiyle ücretsiz taşındığı, sayılanların dışında kalan
araçların 4736 Sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifleri ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 1. Maddesi 1. Fıkrasında yer alan
kurumlara ait araçlar olduğu ve Adalar Belediye Meclisinin 06.10.2023 tarih ve 2023/43 sayılı
kararı ekinde yer alan 2024 Ücret tarifesi İşletme Müdürlüğü Ücret Tarifesi Uygulama Esasları
Başlığının 20. Maddesine istinaden ücretsiz olarak taşınmasının yapıldığı belirtilmiştir.
İdare tarafından her ne kadar ücretsiz taşınan araçlara ilişkin Adalar Belediye Başkanlığı
talebi, kamu yararı, kamu aracı ve ücret tarifesinde yer alması gerekçe gösterilse de bulguda yer alan mevzuat hükmü gereğince kamu kurumları tarafından üretilen mal veya hizmetlerde
ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kurumun bedelsiz faydalandırılamayacağı, söz
konusu mal veya hizmetlerden muaf tutulacak kişi veya kurumların Cumhurbaşkanı tarafından
belirleneceği ifade edilmiştir. Kaldı ki İdare tarafından Adalar ilçe sınırlarında yer alan kamu
kurumlarına mal getiren yüklenici firmaların da ücretsiz olarak taşındığı görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle İdare tarafından bulgu konusu husus karşılanmamıştır.
Sonuç olarak; İdare gelirlerinde azalmaya yol açmamak adına mevzuatta belirtilen
zorunlu ya da ihtiyari indirim ve muafiyetler haricinde, İdarece sunulan ücrete tabi hizmetlerde
herhangi bir kişi veya kuruma indirim ya da muafiyet sağlanmaması gerekmektedir.
BULGU 4: Şartlı Bağış Olarak Alınan Taşıtın Amacı Dışında Kullanılması
Kınalıada’da kullanılmak üzere şartlı bağış olarak İdareye teslim edilen aracın
Büyükada’da kullanıldığı görülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’n “Bağış ve Yardımlar” başlıklı
40’ıncı maddesinde; kamu idarelerine yapılan her türlü bağış ve yardımın gelir kaydedileceği,
nakdi olmayan bağış ve yardımların ilgili mevzuatına göre değerlemeye tâbi tutularak
kayıtlara alınacağı ifade edilmiştir. Aynı Maddenin devamında bağış ve yardımların, amaç
dışı kullanıldığı için geri istenildiği takdirde amaç dışı kullanım nedeniyle yapılan
harcamaların, sorumluluğu tespit edilenlere ödettirileceği belirtilmiştir.
5393 sayılı Belediye Kanunu “Meclisin Görev ve Yetkileri” başlıklı 18’inci maddesine
göre şartlı bağışların kabul edilmesi belediye meclisinin görev ve yetkileri içinde sayılmıştır.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Belediyeye şartlı
olarak bağış yapılabileceği, bu yardımın belediye meclisi kararıyla kabul edileceği ve
muhasebe kayıtlarına alınacağı ifade edilmiştir. Yine bu şartlı bağışların amacı dışında
kullanılmaması gerektiği ve bu sebeple bağışın geri istenmesi durumunda yapılan
harcamaların sorumluluğu bulunanlara ödettirileceği ifade edilmiştir.
Yapılan incelemelerde Adalar Belediyesi yetki alanında bulunan Kınalıada’da yeterli
araç olmaması sebebiyle bağışçı tarafından Kınalıada hizmetlerinde kullanılmak üzere araç
tahsis edilmiş ve Belediye Meclisi kararıyla söz konusu şartlı bağış kabul edilmiştir. Ancak
İdare tarafından Kınalıada hizmetlerinde kullanılmak üzere şartlı olarak bağışlanan taşınırın Kınalıada yerine Büyükada’da kullanıldığı tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile söz konusu araç
amacı dışında kullanılmakta olup bu durum mevzuata aykırılık oluşturmaktadır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine; İdare tarafından, 2025 Yılı itibarıyla şartlı
bağış kriterlerine uyularak aracın Kınalıada da görevlendirildiği belirtilmiştir. İdare tarafından
bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak; şartlı bağışlanan aracın amacı dışında kullanılması sebebiyle geri
istenilmesi durumunda yapılacak harcamaların sorumlusuna ödettirileceği düşünüldüğünde bir
an önce şartlı olarak bağışlanan taşınırın amacına uygun olarak kullanılmasının sağlanması
gerekmektedir.
BULGU 5: Taşınır Mal Yönetiminde Mevzuata Aykırı Uygulamaların Olması
İdarenin taşınır mal yönetimi ile ilgili olarak aşağıda belirtilen hatalı uygulamalar tespit
edilmiştir.
A) Taşınır Mal Programında Yer Alan Bazı Taşınırların Eksi Bakiye ile Yer
Alması
İdare taşınır mal programında yer alan bazı taşınırların eksi bakiye ile yer aldığı
görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 198’inci maddesinde; “(1) Bu
hesap, kurum faaliyetlerinin yürütülmesinde kullanılan her türlü büro makine ve cihazları ile
döşeme, masa, koltuk, dolap, mobilya gibi uzun süre kullanılabilen varlıkların izlenmesi için
kullanılır.”
Aynı Yönetmeliği’n 199’uncu maddesinde; “(1) Demirbaşlar hesabına ilişkin borç ve
alacak kayıtları aşağıda gösterilmiştir.
a) Borç
1) Bütçeye gider kaydıyla edinilen demirbaş tutarları, bir taraftan bu hesaba borç, 103-
Verilen Çekler ve Gönderme Emirleri Hesabı veya ilgili diğer hesaplara alacak; diğer taraftan
830-Bütçe Giderleri Hesabına borç, 835-Gider Yansıtma Hesabına alacak kaydedilir.”
denilmektedir.

Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinden maddi duran varlıklar hesabı içerisinde yer
alan demirbaşlar hesabının borç karakterli bir hesap olduğu ve bu sebeple borç tarafının alacak
tarafına eşit ya da fazla olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemelerde İdare mali tablolarında taşınırların (stoklar hesabı ile maddi
duran varlıklar grubu) borç kalanı verdiği görülmektedir. Ancak mali tablolarda yer alan
taşınırların takibi için kullanılan taşınır programında eksi bakiyeli taşınırlar olduğu tespit
edilmiştir. Örneğin; taşınır programında yer alan kapaklı dolap sayısının – 11 adet olduğu,
görüntü monitörlerinin -6 adet olduğu görülmüştür.
Söz konusu durumda İdareye ait eksi bakiyeli taşınır olamayacağı için kullanılan
programın taşınırlara ilişkin sağlıklı veri üretmediği açıktır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından eksi bakiye bulunan
kayıtların incelenmesi ve yazılımın hatalı veri üretmemesine ilişkin çalışma yapılması yönünde
yetkili firmaya yazı yazıldığı ifade edilerek bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak İdareye ait taşınır sayımının bir an önce yapılması ve taşınır programı
tarafından hatalı veri üretilmemesine ilişkin çalışmaların ivedilikle yerine getirilmesi
gerekmektedir.
B) Dayanıklı Taşınırların Kullanıcılarına Taşınır Teslim Belgesi Karşılığı Teslim
Edilmemesi
İdare tarafından dayanıklı taşınırların kullanıcılarına teslim belgesi olmaksızın verildiği
görülmüştür.
10/10/2024 tarihli 32688 numaralı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
Taşınır Mal Yönetmeliği’nin “Belge ve cetveller” başlıklı 10’uncu maddesinde taşınır kod
listesinde gösterilen kara taşıtları ve iş makinelerinin, bunları sürekli olarak kullanacak
personele verilmesinde Taşınır Teslim Belgesi düzenleneceği ifade edilmiştir.
Mezkûr Yönetmeliği’n “Dayanıklı taşınırların kullanıma verilmesi” başlıklı 23’üncü
maddesinde;
“(1)Tesis, taşıt ve iş makineleri haricindeki dayanıklı taşınırlar Taşınır İstek Belgesi
düzenlenmek suretiyle talep edilir. Talep edilen dayanıklı taşınırlar ilgilisine uygun Taşınır
Teslim Belgesi düzenlenerek kullanıma verili (2) Kara taşıt ve iş makinelerinin yetkili makamın onayına istinaden yönetiminden
sorumlu görevliye veya kullanıcısına verilmesinde ilgilisine uygun Taşınır Teslim Belgesi
düzenlenir.
(3) Kara taşıtlarının dışındaki taşıtların sorumluya veya kullanıcılarına devir ve
teslimine ilişkin usul ve düzenlenecek belgeler kamu idarelerince ayrıca belirlenir.
(5) Taşınır Teslim Belgesine dayanılarak Dayanıklı Taşınırlar Defterine gerekli kayıtlar
yapılır. Fişin birinci nüshası dosyasında saklanır. İkinci nüshası Taşınır Teslim Belgesiyle
taşınır teslim edilen görevlilere verilir…” denilmektedir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; tesis, taşıt ve iş
makineleri dışında kalan dayanıklı taşınırların ilgilisine taşınır teslim belgesi düzenlenmek
suretiyle verileceği belirtilmiştir.
İdare taşınır mal işlemlerinin incelenmesi neticesinde, dayanıklı taşınırların
kullanıcılarına teslim belgesi olmaksızın verildiği tespit edilmiştir. Halbuki, dayanıklı
taşınırların ilgili personele taşınır teslim belgesi ile verilmesi hem taşınırların takip edilebilmesi
hem de muhtemel kamu zararlarının önlenebilmesi için elzemdir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli düzeltme işlemlerinin
yerine getirilmesi için tüm müdürlüklere yazı yazıldığı belirtilerek bulgu konusu hususa iştirak
edilmiştir.
Sonuç olarak dayanıklı taşınırlarının teslim belgesi olmaksızın kullanıcılara
verilmemesi gerektiği değerlendirilmektedir.
C) Tüketim Malzemeleri Listelerinin Harcama Birimlerince Mevzuatın Belirlediği
Süre İçerisinde Muhasebe Birimine Gönderilmemesi
İdare harcama birimleri tarafından kullanılan tüketim malzemelerine ilişkin listelerin
yasal süresi içerisinde muhasebe birimine gönderilmediği görülmüştür.
Taşınır Mal Yönetmeliği’nin “Taşınır giriş ve çıkış işlemlerinin muhasebe birimine
bildirilmesi” başlıklı 30’uncu maddesinde;
“…Muhasebe kayıtlarında “150-İlk Madde ve Malzemeler Hesabı’nda izlenen tüketim
malzemelerinin çıkışları için düzenlenen Varlık İşlem Fişleri muhasebe birimine gönderilmez.
Bunların yerine, kamu idarelerinde aylık dönemler itibarıyla tüketim malzemelerinin Taşınır II. Düzey Detay Kodu bazında düzenlenen onaylı bir listesi, ilgili dönemi takip eden dönemde,
son dönem listesi ise en geç yılın son iş günü mesai bitimine kadar muhasebe birimine
gönderilir. Bu sürelerde değişiklik yapmaya Bakanlık yetkilidir.” düzenlemesi yer almaktadır.
İdare taşınır mal işlemlerinin incelenmesi neticesinde; harcama birimlerince düzenlenen
tüketim malzemeleri listesinin muhasebe birimine aylık dönemler halinde gönderilmediği tespit
edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından bulgu konusu hususa iştirak
edilmiştir.
Sonuç olarak tüketim malzemelerinin çıkış kayıtlarının yukarıda yer alan mevzuat
hükümleri uyarınca yapılması gerekmektedir.
BULGU 6: İşçilerin Birikmiş Yıllık Ücretli İzinlerinin Kanuna Uygun Olarak
Kullandırılmasına İlişkin Tedbirlerin Alınmaması
Belediyede çalışan işçilerin sosyal hakları olan yıllık ücretli izinlerinin, zamanında
düzenli olarak kullandırılmadığı ve bu nedenle birikmiş yıllık izin sürelerinin bulunduğu
görülmüştür.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 53’üncü maddesinde işçilere yıllık izin verileceği ve yıllık
ücretli izin hakkından vazgeçilemeyeceği, 56’ncı maddesinde yılık iznin 53’üncü maddede
gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesinin zorunlu olduğu,
59’uncu maddesinde iş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak
kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretin sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti
üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödeneceği, 60’ıncı maddesinde yıllık ücretli izinlerin,
yürütülen işlerin niteliğine göre yıl boyunca hangi dönemlerde kullanılacağı, izinlerin ne suretle
ve kimler tarafından verileceği veya sıraya bağlı tutulacağı, yıllık izninin faydalı olması için
işveren tarafından alınması gereken tedbirler ve izinlerin kullanılması konusuna ilişkin
hususların ilgili Bakanlık tarafından hazırlanacak bir Yönetmelik ile gösterileceği belirtilmiştir.
4857 sayılı Kanun’un 56’ncı maddesinde yer alan yılık iznin 53’üncü maddede
gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesinin zorunlu olduğu
hükmüne göre yıllık iznin kullandırılması esastır. Nitekim 4857 sayılı Kanun’un “Yıllık ücretli
izin hükümlerine aykırılık” başlıklı 103’üncü maddesinde, “Yıllık ücretli izni bu Kanunun 56
ncı maddesine aykırı olarak bölen veya izin ücretini 57’nci maddenin üç ve dördüncü fıkralarında belirtilen usule aykırı olarak ödeyen veya eksik ödeyen veya 59’uncu maddedeki
hak edilmiş izni kullanmadan iş sözleşmesinin sona ermesi halinde bu izne ait ücreti ödemeyen
veya 60’ıncı maddede belirtilen yönetmeliğin esas ve usullerine aykırı olarak izin
kullandırmayan veya eksik kullandıran işveren veya işveren vekiline bu durumda olan her işçi
için ikiyüzyirmi Türk Lirası idari para cezası verilir.” düzenlemesi mevcuttur.
Ayrıca Cumhurbaşkanlığı’nın 17.05.2024 tarihli ve 32549 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan Tasarruf Tedbirleri konulu 2024/7 sayılı Genelge’sinde; 4857 sayılı Kanun
kapsamında çalışan işçilerin yıl içinde kazandıkları yıllık ücretli izin sürelerinin ilgili yıl
içerisinde, önceki yıllarda hak kazanıp kullanmadıkları yıllık izin sürelerinin de yürütülen
hizmetlerde aksamaya sebep olmayacak şekilde azami üç yıl içerisinde kullandırılması
gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer alan düzenlemelere göre işverenin yıllık izinleri kullandırma
yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve işçinin de izin hakkından feragat etmesi mümkün
değildir. Diğer taraftan işçiler emekli olduklarında veya herhangi bir şekilde iş akitleri sona
erdiğinde mevzuat hükümleri gereği yıllık izin hakları ücrete dönüşmekte ve yıllık izin karşılığı
yapılacak olan bu ücret ödemesi de işçinin son ücreti üzerinden yapılacağından yüksek
tutarlarda ödeme yapılmasına neden olmaktadır. Ayrıca Anayasal bir hak olan yıllık izinlerin
kullandırılmaması durumunda idareler, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 103’üncü maddesi gereğince
idari para cezası ile karşı karşıya kalabilmektedir.
Yapılan incelemede Belediyede görev alan kadrolu işçilerden 4 ünün 300 gün üzerinde,
6 işçinin 115 ile 270 gün arasında kullanmadığı izinlerinin olduğu tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından personel yetersizliği
nedeniyle izinlerin kullandırılmasında aksama yaşandığı, bundan sonra imkanlar ölçüsünde
izinlerin kullandırılmasına özen gösterileceği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, işçiler emekli olduklarında veya herhangi bir şekilde iş akitleri sona
erdiğinde mevzuat hükümleri gereği yıllık izin hakları işçinin son ücreti dikkate alınarak izin
ücreti ödeneceğinden idareler açısından öngörülemeyen giderlerin ortaya çıkmasına neden
olacaktır. Çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerinin, mevzuata uygunluk ve ek mali külfet
getirmemesi amacıyla biriktirilmeden, zamanında ve düzenli olarak kullandırılması
sağlanmalıdır.

BULGU 7: Bütçe İçi İşletmeye Ait Hesap ve İşlemlerde Hatalı Uygulamaların
Yapılması
İşletme Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan Adalar Belediyesi Ulaşım Turizm Spor
Kültür Eğitim İşletmesine ait hesap ve işlemlerde hatalı uygulamalar yapıldığı görülmüştür.
A) Tahsilatlara İlişkin Muhasebe Kayıtlarının Zamanında Yapılmaması
İdare tarafından bütçe içi işletmenin faaliyetleri sonucu elde edilen tahsilatlara ilişkin
muhasebe kayıtlarının zamanında ve usulüne uygun olarak yapılmadığı görülmüştür.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “İşletme tesisi” başlıklı 71’inci maddesinde;
belediyelerin, özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği
Bakanlığının izniyle bütçe içinde işletme kurarak yapabileceği düzenlenmiştir.
Mahalli İdareler Bütçe İçi İşletme Yönetmeliği’nin “Muhasebe yetkilisi” başlıklı 7’nci
maddesinde, mahalli idarenin muhasebe hizmetlerini yürüten muhasebe yetkilisinin işletmenin
de muhasebe yetkilisi olduğu belirtilmiş, “Muhasebe işlemleri” başlıklı 9’uncu maddesinde ise
işletme faaliyetlerine ait muhasebe işlemlerinin 10/3/2006 tarihli ve 26104 sayılı Resmî Gazete’
de yayımlanan Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği hükümlerine göre mahalli
idarenin muhasebe biriminde tutulacağı belirtilmiştir.
Diğer yandan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Kayıt zamanı”
başlıklı 50’nci maddesinde; bir ekonomik değer yaratıldığında, başka bir şekle
dönüştürüldüğünde, mübadeleye konu edildiğinde, el değiştirdiğinde veya yok olduğunda
muhasebeleştirileceği, bütün malî işlemlerin muhasebeleştirilmesinin ve her muhasebe
kaydının belgeye dayanmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
Ayrıca Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin “Yevmiye sistemi,
muhasebeleştirme belgeleri ve açılış kayıtları” başlıklı 43’üncü maddesinde ise; muhasebeye
konu olan işlemlerin, yevmiye tarih ve numara sırasına göre ve maddeler halinde yevmiye
defterine günlük olarak kaydedilerek usulüne göre büyük defter ve yardımcı defterlere sistemli
bir şekilde dağıtılması gerektiği düzenlenmiştir.
Yapılan incelemede; bütçe içi işletme faaliyetleri sonucu yapılan tahsilatların eş zamanlı
olarak İdarenin muhasebe kayıtlarında izlenmediği, günlük olarak yapılması gereken kayıtların,
aylık olarak toplu şekilde muhasebeleştirildiği tespit edilmiştir.

Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından muhasebe kayıtlarında hata
olmaması amacıyla işlemlerin ay sonunda yapıldığı ve bundan sonra günlük olarak
kaydedileceği ifade edilmiştir. Her ne kadar idare tarafından muhasebe kayıtlarında hata
olmaması amacıyla toplu kayıt yapıldığı ifade edilse de hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Söz
konusu uygulama, kamu mali yönetim sisteminde esas olan tahakkuk esaslı muhasebe ilkesiyle
çelişmektedir ve mali işlemler gerçekleştiği anda muhasebeleştirilmelidir.
Sonuç olarak, bütçe içi işletme faaliyetleri sonucu yapılan tahsilatların kayıt zamanına
uygun olarak mali hizmetler birimi tarafından ilgili hesaplarda izlenmesi gerekmektedir.
B) İşletmeye Gönderilen Ödeneklerin Kurumca Verilen Borçlar Hesabında
İzlenmemesi
Bütçe içi işletmeye iktisadi ve ticari işler için verilen ödeneğin muhasebeleştirme
işlemlerinde ve alacağın takibinde 132-Kurumca Verilen Borçlar Hesabının kullanılmadığı
görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe İçi İşletme Yönetmeliği’nin “Bütçe işlemleri” başlıklı 8’inci
maddesinde; işletme ödeneğinin iktisadi ve ticari işler için nakit sermaye olarak kullanılacak
kısmının ekonomik sınıflandırmada borç verme kodunda gösterileceği ve bu ödenek işletme
adına açılmış bir özel hesaba aktarılmak suretiyle kullanılacağı, işletme ödeneğinden
kullanılmayan kısmın yıl sonunda iptal edileceği ve işletme faaliyetlerinden sağlanan gelir
fazlası veya kâr mahalli idare bütçesine gelir kaydedileceği hüküm altında alınmıştır.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 132-Kurumca Verilen Borçlardan
Alacaklar Hesabına ilişkin “Hesabın işleyişi” başlıklı 102’nci maddesinde: bütçedeki
ödeneğine dayanılarak yapılan ve vadesi bir yıl veya faaliyet dönemi ile sınırlı olan borç verme
işlemlerinden doğan alacaklar bir taraftan bu hesaba borç, 103-Verilen Çekler ve Gönderme
Emirleri Hesabına veya ilgili diğer hesaplara alacak; diğer taraftan 830- Bütçe Giderleri
Hesabına borç, 835-Gider Yansıtma Hesabına alacak kaydedileceği,
Bütçedeki ödeneğine dayanılarak verilen borçlardan yapılan tahsilatlarda ise bu hesaba
alacak, 102-Banka Hesabı ya da ilgili diğer hesaplara borç, diğer taraftan 800-Bütçe Gelirleri
Hesabına alacak, 805-Gelir Yansıtma Hesabına borç kaydedileceği,
hükümleri yer almaktadır.

Bu bağlamda, İşletmenin iktisadi ve ticari işleri için belirlenen ödeneğinin kullanılmak
üzere bankada açılan özel hesaba aktarıldıkça, 103-Verilen Çekler ve Gönderme Emirleri
Hesabına alacak, 132-Kurumca Verilen Borçlardan Alacaklar Hesabına borç, diğer taraftan 830-
Bütçe Giderleri Hesabına borç, 835-Gider Yansıtma Hesabına alacak; bütçedeki ödeneğe
dayanılarak verilen borcun tahsilinde ise 102-Banka Hesabına borç, 132-Kurumca Verilen
Borçlardan Alacaklar hesabına alacak, diğer taraftan 800 Bütçe Gelirleri Hesabına alacak, 805
Gelir Yansıtma Hesabına borç kaydedilmesi gerekmektedir.
Yapılan incelemede, bütçe içi işletmenin iktisadi ve ticari işler için kullanılan
ödeneğinin muhasebeleştirme işlemleri ve alacağın takibi için 132-Kurumca Verilen
Borçlardan Alacaklar Hesabının kullanılmadığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından; İşletme Müdürlüğünden
Adalar Belediyesine aktarılan meblağlar olduğunu ve bu işlemin bütçe içi işletmenin muhasebe
kayıtlarında 131-Ortaklardan Alacaklar hesabında, Belediyenin muhasebe kayıtlarında ise 303-
Kamu İdarelerine Mali Borçlar hesabında izlendiği ifade edilmiştir. Ancak bütçe içi işletme ile
belediye arasında bir ortaklık ilişkisi bulunmaması nedeniyle muhasebe işlemlerinde 132-
Kurumca Verilen Borçlardan Alacaklar hesabının kullanılması gerekmekte olup idarenin
cevabı bulgu konusu hususu karşılamamaktadır.
Sonuç olarak; bütçe içi işletmenin iktisadi ve ticari işler için kullanılan ödeneğinin
kaydı, muhasebeleştirme işlemleri ile alacağın takibinin, yukarıda açıklaması yapılan ilgili
hesaplar kullanılarak yapılması gerekmektedir.
C) İşletme Tarafından Edinilen Taşınırların Belediye Muhasebe Kayıtlarında Yer
Almaması
Bütçe içi işletmede kullanılmak üzere edinilen taşınır malların İdarenin envanterinde
yer almadığı ve muhasebe kayıtlarında izlenmediği görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe İçi İşletme Yönetmeliği’nin “İşletmenin Mahalli İdare Teşkilat
Yapısındaki Yeri” başlıklı 4’üncü maddesinin birinci fıkrasında; işletmenin, ilçe
belediyelerinde işletme müdürlüğü veya işletme ve iştirakler müdürlüğü şeklinde ayrı bir
hizmet birimi olarak kurulabileceği gibi, mevcut bir hizmet birimi içinde kurulabileceği
belirtilmiştir.

Yönetmelik’in “Bütçe İşlemleri” başlıklı 8’inci maddesinin üçüncü fıkrasında;
işletmenin iktisadi ticari işlerine ilişkin giderler dışında kalan mal ve hizmet alımı giderleri ve
sermaye giderlerinin mahalli idare bütçesinden yapılacağı ifade edilmiştir.
Aynı Yönetmelik’in “Muhasebe İşlemleri” başlıklı 9’uncu maddesinin birinci
fıkrasında; işletme faaliyetlerinin muhasebe işlemlerinin 10/3/2006 tarihli ve 26104 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği hükümlerine
göre mahalli idarenin muhasebe biriminde tutulacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğer yandan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Kayıt zamanı”
başlıklı 50’nci maddesinde, bir ekonomik değerin yaratıldığında, başka bir şekle
dönüştürüldüğünde, mübadeleye konu edildiğinde, el değiştirdiğinde veya yok olduğunda
muhasebeleştirileceği, bütün malî işlemlerin muhasebeleştirilmesinin ve her muhasebe
kaydının belgeye dayanmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere; işletmenin iktisadi ve
ticari işlerine ilişkin giderler dışında kalan mal ve hizmet alım giderleri ve sermaye giderlerinin
mahalli idare bütçesinden karşılanacağı, bütçe içi işletmenin faaliyetlerine ilişkin muhasebe
işlemlerinin Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği hükümlerine göre kayıt altına
alınacağı, idare tarafından bütün mali işlemlerin muhasebeleştirilmesi gerektiği hüküm altına
alınmıştır.
Yapılan incelemede, bütçe içi işletmenin iktisadi ve ticari işlere ilişkin giderleri dışında
yer alan mal ve hizmet alımları ile sermaye giderlerinin işletme hesabından yapıldığı,
dolayısıyla işletme tarafından edinilen taşınır malların İdarenin mali tablolarında yer almadığı
tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine idare tarafından, geçmiş yıllara ilişkin taşınır
işlemleriyle ilgili gerekli çalışmaların yapılacağı, eksik taşınır kayıtlarının tamamlanarak
muhasebe kayıtlarına ekleneceği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, bütçe içi işletme tarafından yapılan mal ve hizmet alımları ile sermaye
giderlerinin Kamu İdaresi kaynaklarından karşılanması, bu kapsamda alınan makine, teçhizat
ve diğer taşınır malların idarenin envanter kayıtlarında ve mali tablolarında yer alması
gerekmektedir.

D) İşletmenin Muhasebe İşlemlerinin Mali Hizmetler Müdürlüğü Bünyesinde
İzlenmemesi
Bütçe içi işletmeye ait muhasebe işlemlerinin Belediyenin Mali Hizmetler Müdürlüğü
bünyesinde tutulmadığı görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe İçi İşletme Yönetmeliği’nin “Muhasebe Yetkilisi” başlıklı 7’nci
maddesinde, mahalli idarenin muhasebe hizmetlerini yürüten muhasebe yetkilisinin işletmenin
de muhasebe yetkilisi olduğu, işletmenin iş hacminin zorunlu kılması halinde bu işler için ayrı
bir muhasebe yetkilisi yardımcısı görevlendirilebileceği belirtilmiştir.
Aynı Yönetmelik’in “Muhasebe İşlemleri” başlıklı 9’uncu maddesinin birinci
fıkrasında; işletme faaliyetlerinin muhasebe işlemleri 10/3/2006 tarihli ve 26104 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği hükümlerine göre
mahalli idarenin muhasebe biriminde tutulacağı hüküm altına alınmıştır.
Yapılan incelemede, bütçe içi işletmeye ait muhasebe işlemlerinin İdarenin muhasebe
biriminde yürütülmesi gerekirken; işletme bünyesinde yürütüldüğü tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından özetle; muhasebe
işlemlerinin belediye muhasebe kayıtları içerisinde yer aldığı belirtilmiştir. Ancak İdare
tarafından söz konusu bulguya ilişkin herhangi bir kanıtlayıcı evrak gönderilmemiş olup bulgu
konusu husus karşılanmamıştır.
Sonuç olarak, bütçe içi işletmenin muhasebe işlemlerinin, kamu idaresinin muhasebe
biriminde, muhasebe yetkilisince ya da muhasebe yetkilisi yardımcısınca yürütülmesi
gerekmektedir.
BULGU 8: İç Kontrol Sisteminin İşleyişinde Eksiklikler Bulunması
İdarenin iç kontrol sistemine ilişkin yapılan denetimler neticesinde aşağıdaki hususlar
tespit edilmiştir.
A) Kamu İç Kontrol Standartlarına Uyum Eylem Planının Güncellenmemesi
Belediye İç Kontrol Standartlarına Uyum Eylem Planının güncel olmadığı görülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Üst yöneticiler” başlıklı
11’inci maddesinde üst yöneticilerin, mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanun’da belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden
sorumlu oldukları ve bu sorumluluğun gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve
iç denetçiler aracılığıyla yerine getirecekleri hükme bağlanmıştır.
Buna göre üst yöneticilere, iç kontrol sisteminin kurulması ve gözetilmesi, iç kontrol
sisteminin bir gereği olarak yazılı prosedür ve talimatların oluşturulması gibi her türlü
düzenlemelerin yapılması, harcama yetkililerine ise görev ve yetki alanları çerçevesinde, idari
ve malî karar ve işlemlere ilişkin olarak iç kontrolün işleyişini sağlama sorumluluğu verilmiş
bulunmaktadır. İç kontrol sisteminin oluşturulması, uygulanması, izlenmesi ve geliştirilmesi
sorumluluğu esas olarak üst yöneticilere ait olup, bu çerçevede, Kamu İç Kontrol Standartlarına
Uyum Eylem Planı hazırlık çalışmalarının üst yönetici onayıyla başlatılması gerekmektedir.
Kamu İç Kontrol Standartları Tebliği hükümlerine göre idarelerin iç kontrol
sistemlerinin Kamu İç Kontrol Standartlarına uyumunu sağlamak üzere bir eylem planı
oluşturması öngörülmüştür. Kamu İç Kontrol Standartlarına Uyum Genelgesi’nin 7’nci
maddesine göre bu eylem planları, iki yılı geçmeyecek şekilde idareler tarafından belirlenen
dönemler itibariyle hazırlanmalıdır.
Yapılan incelemede, Belediyenin yönetim sorumluluğu kapsamında müdürlüklerle
ortak çalışma yapılarak Kamu İç Kontrol Standartları Uyum Eylem Planının güncellenmediği
tespit edilmiştir.
B) İç Kontrol Sisteminin Yılda En Az Bir Kez Değerlendirilmemesi
İç kontrol sisteminin değerlendirilmesi çalışmalarının yapılmadığı görülmüştür.
Kamu İç Kontrol Standartları Tebliği’nin “5. İzleme Standartları” kısmında; “İzleme, iç
kontrol sisteminin kalitesini değerlendirmek üzere yürütülen tüm izleme faaliyetlerini kapsar.
“Standart: 17. İç kontrolün değerlendirilmesi” başlıklı bölümünde; “İdareler iç kontrolsistemini
yılda en az bir kez değerlendirmelidir.” denilmek suretiyle İdarelerin, iç kontrol sistemini
sürekli izlemesi ve/veya en az yılda bir kez özel bir değerlendirmeye tabi tutması, bu çalışmaya
tüm birimlerin yönetici ve çalışanlarının katılımını sağlaması, gerektiğinde iç ve dış denetim
raporlarından istifade edilmesi, izleme ve değerlendirme sonuçlarının raporlanması ve buna
göre bir eylem planı hazırlanması gerekmektedir.
İdarenin anılan Tebliğ’in yukarıda belirtilen hükmü doğrultusunda, iç kontrol sistemini
yılda en az bir kez değerlendirmediği ve bunlara ilişkin raporlama yapılmadığı tespit edilmiştir.

C) Kurumsal Risklerin Belirlenmemesi ve Değerlendirilmemesi
İdarenin hedeflerinin gerçekleşmesini engelleyecek risklerin tanımlanması, analiz
edilmesi ve gerekli önlemlerin belirlenmesi çalışmalarının yapılmadığı görülmüştür.
Kamu İç Kontrol Standartları Tebliği’nin “2. Risk Değerlendirme Standartları”
bölümünde yer verilen 6 No.lu Risklerin Belirlenmesi ve Değerlendirilmesi Standardında
idarelerin sistemli bir şekilde analizler yaparak amaç ve hedeflerinin gerçekleşmesini
engelleyebilecek iç ve dış riskleri tanımlayarak değerlendirmesi ve alınacak önlemleri
belirlemesi gerektiği düzenlemesi bulunmaktadır. Tebliğ’de bu standart için gerekli genel
şartlar: İdarelerin, her yıl sistemli bir şekilde amaç ve hedeflerine yönelik riskleri belirlemesi,
risklerin gerçekleşme olasılığı ve muhtemel etkilerini yılda en az bir kez analiz etmeleri ve
Risklere karşı alınacak önlemleri belirleyerek eylem planları oluşturmaları, olarak sıralanmıştır.
Kamu İç Kontrol Rehberi’nin “Risk Yönetimi” başlıklı 2’nci Bölümünün “Risk
Yönetimi Süreci” başlıklı 7’nci kısmında ise tespit edilen risklerin ilgili Rehber ekinde yer alan
“Risk Kayıt Formu” ve “Konsolide Risk Raporları” düzenlenmek suretiyle kayıt altına alınması
öngörülmüştür.
Anılan hükümler çerçevesinde idarelerin hedeflerine ulaşmasını engelleyen veya
zorlaştıran riskleri, önceden tanımlanmış yöntemlerle belirlemesi, gruplandırması ve
güncellemesi, kayıt altına alması ve bu risklere karşı alınacak önlemleri belirleyerek eylem
planları oluşturmaları gerekmektedir. Bu kapsamda idarenin risklerini belirlemesi ve Kamu İç
Kontrol Rehberi ekinde yer alan “Risk Kayıt Formu” ve “Konsolide Risk Raporları”
düzenlemek suretiyle risklerini kayıt altına alması gerektiği değerlendirilmiştir.
Yapılan incelemede, kurumsal risklerin belirlenmediği ve konsolide raporların
hazırlanmadığı dolayısıyla risklerin kayıt altına alınamadığı tespit edilmiştir.
D) Hassas Görevlere İlişkin Prosedürlerin Belirlenmemesi
Hassas görevlere ilişkin prosedürlerin belirlenmediği görülmüştür.
Kamu İç Kontrol Rehberi’nde; kamu yönetiminde yürütülen görevlerden bazılarının,
diğer görevlerle kıyaslandığında gerek doğası gerekse de idarenin itibarı, yolsuzluk riski, gizli
bilgilerin açığa çıkarılması ve benzeri yönlerden çok daha büyük önem taşıdığı, bu yüzden
idarelerde hassas görevlerin belirlenmesi gerektiğinden bahsedilmiştir.

Belirlenen kriterlere göre hassas görevler tespit edilmeli, tanımlanan risklerin etkisini
azaltmak için özel kontrol mekanizmaları (rotasyon, yedek personel görevlendirme vb.)
geliştirilerek risk seviyesinde meydana gelen değişiklikler gözden geçirilmelidir.
Yapılan incelemede hassas görevler belirlenmediği ve bunlara ilişkin prosedürlerin
oluşturulmadığı tespit edilmiştir.
E) İç Denetçi İstihdam Edilmemesi ve İç Denetim Faaliyetinin Olmaması
Kurumda, iç kontrolün önemli bir unsuru olan iç denetimi gerçekleştirecek personelin
istihdam edilmediği görülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun, “İç kontrolün tanımı” başlıklı
55’inci maddesinin birinci fıkrasında iç kontrolün ne olduğu açıklanmış ve iç denetimin de malî
ve diğer kontroller bütününün bir unsuru olduğu belirtilmiştir.
Adı geçen Kanun’un “Kontrolün yapısı ve işleyişi” başlıklı 57’nci maddesinin birinci
fıkrasında; kamu idarelerinin malî yönetim ve kontrol sistemlerinin harcama birimleri,
muhasebe ve malî hizmetler ile ön malî kontrol ve iç denetimden oluştuğu, “İç denetim” başlıklı
63’üncü maddesinde ise iç denetim faaliyetinin ne olduğu ve nasıl yapılacağı düzenlenmiş ve
kamu idarelerinin yapısı ve personel sayısı dikkate alınmak suretiyle, İç Denetim Koordinasyon
Kurulunun uygun görüşü üzerine, doğrudan üst yöneticiye bağlı iç denetim birimi başkanlıkları
kurulabileceği ifade edilmiştir.
Yapılan incelemede; İdarede iç denetim biriminin bulunmadığı tespit edilmiştir.
İdarenin iç denetçi çalıştırmaması, iç kontrol bileşenlerinden izleme standartlarına ait 18
numaralı “İç denetim” standardının gerekliliği olan idarenin fonksiyonel olarak bağımsız bir iç
denetim faaliyeti sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesine sebep olmaktadır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından gerekli dikkat ve özenin
gösterileceği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak,
-Kamu İdaresi tarafından Kamu İç Kontrol Standartlarına Uyum Eylem Planının
güncellenmesi,
-İç Kontrol İzleme ve Yönlendirme Kurulunun kurulması, -İç kontrol sisteminin yılda en az bir kez değerlendirilerek İç Kontrol İzleme ve
Yönlendirme Kuruluna raporlanması,
-Hassas görevlere ilişkin prosedürlerin belirlenmesi,
-Risklerin belirlenerek Kamu İç Kontrol Rehberi ekinde yer alan “Risk Kayıt Formu”
ve “Konsolide Risk Raporları” aracılığıyla kayıt altına alınması,
-İç denetçi istihdamının sağlanması gerektiği değerlendirilmektedir.
BULGU 9: İmara Aykırı Yapılarla İlgili Encümen Kararlarının Uygulanmaması
İdare tarafından 3194 sayılı İmar Kanunu’na aykırılığı tespit edilen ve encümen kararı
ile yıkılması kararlaştırılan yapılarla ilgili gerekli sürecin işletilmediği görülmüştür.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan
yapılar” başlıklı 32’nci maddesinde, ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine
veya ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılarda projelerine ve ilgili mevzuatına aykırı yapı
yapıldığının ilgili idarece tespitinin yapılması, yapının mühürlenerek inşaatın derhal
durdurulacağı, durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş
sayılacağı, tebligatın bir nüshasının muhtara bırakılacağı, bir nüshasının da Çevre, Şehircilik
ve İklim Değişikliği Bakanlığı İl Müdürlüğüne gönderileceği, bu tarihten itibaren en çok bir ay
içinde yapı sahibinin, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak mührün
kaldırılmasını isteyeceği, aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu
ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mührün kaldırılarak inşaatın devamına izin
verileceği, aksi durumda ruhsatın iptal edileceği, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan binaların,
belediye encümeni kararını müteakip belediye tarafından yıktırılacağı ve masrafının yapı
sahibinden tahsil edileceği, yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir ay içinde
yapı sahibi tarafından yapının ruhsata uygun hale getirilmediğinin veya ruhsat alınmadığının
ilgili idaresince tespit edilmesine rağmen iki ay içinde hakkında yıkım kararı alınmayan yapılar
ile hakkında yıkım kararı alınmış olmasına rağmen altı ay içinde ilgili idaresince yıkılmayan
yapıların, yıkım maliyetleri döner sermaye işletmesi gelirlerinden karşılanmak üzere
Bakanlıkça yıkılabileceği veya yıktırılabileceği, bu durumda yıkım maliyetlerinin %100 fazlası
ile ilgili idareden tahsil edileceği, ilgili idarenin ödememesi durumunda 5779 sayılı Kanun
gereğince aktarılan paylarından kesilerek tahsil olunacağı belirtilmiştir.

Yukarıda yer alan hükümlere göre yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren
bir ay içinde yapı sahibi tarafından yapının ruhsata uygun hale getirilmemesi veya ruhsat
alınmaması üzerine yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren iki ay içinde hakkında
yıkım kararı alınması ve bu karardan itibaren de yıkımın ilgili veya idare tarafından en geç altı
ay içinde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Belediye yıkım sürecini işletmekle
yükümlüdür. Şayet belediye en geç altı ay içinde yıkım işlemini yapmadığı taktirde söz konusu
yapıların Bakanlıkça yıkılabileceği veya yıktırılabileceği, bu durumda da yıkım maliyetlerinin
%100 fazlası ile ilgili Belediyeden tahsil edileceği açıktır.
Diğer taraftan 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun “Yeniden gecekondu yapımının
önlenmesi” başlıklı 18’inci maddesinde de Belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere,
Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve
tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimî veya geçici bütün izinsiz yapıların ve varsa
çevreleyen tel örgü, çit, duvar gibi yapılar da dâhil inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş
bulunsun, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, belediyeler veya il özel idarelerince yıkım kararı
alınacağı belirtilmiştir.
Yapılan incelemede, 2018-2024 tarihleri arasında 3194 sayılı İmar Kanunu 32’nci
maddesi kapsamında imara aykırı yapılarla ilgili olarak Belediye Encümeni tarafından toplam
128 adet yıkım kararı alındığı ancak söz konusu Kanun’a aykırı yapıların İdarece yıkılmadığı
görülmüştür. Ayrıca imara aykırı olan yapıların yıkılması ile ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim
Değişikliği Bakanlığı’na da başvuruda bulunulmadığı görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli düzeltme işlemlerine
başlanacağı ifade edilmiş olup bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak İdare tarafından encümen kararı ile yıkım kararı alınan yapıların yıkım
işlemlerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
BULGU 10: Sosyal Denge Sözleşmesinin Mahalli İdareler Genel Seçim Süresini
Aşması ve Mevzuatında Belirtilenin Dışındaki Konularla İlgili Hükümlerin Bulunması
Adalar Belediyesi ile Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası
(TÜM-BEL-SEN) arasında akdedilen ve 01.01.2024-31.12.2025 dönemini kapsayan sosyal
denge sözleşmesinin mahalli idareler genel seçim süresini aşacak şekilde imzalandığı ve
mevzuata aykırı hükümlere yer verildiği görülmüştür.

A) Sosyal Denge Sözleşmesi İmzalanmasında Mevzuatta Öngörülen Süre Sınırına
Uyulmaması
Adalar Belediyesi ile Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası
(TÜM BEL-SEN) arasında imzalanan sosyal denge sözleşmesinin süresinin mevzuatta yer alan
süre sınırını aşacak şekilde belirlendiği görülmüştür.
Mahalli idareler genel seçim tarihini izleyen üç ay içerisinde de toplu sözleşme
dönemiyle sınırlı olmak üzere sözleşme yapılabileceği ve bu sözleşmeye dayanılarak yapılan
ödemelerin kazanılmış hak sayılmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükmünden de anlaşılacağı üzere, mahalli idareler genel
seçim tarihini takiben üç ay içerisinde sosyal denge sözleşmesi yapılabileceği ayrıca yapılacak
sözleşmenin ancak toplu sözleşme dönemiyle sınırlı kalacağı açıkça ifade edilmiştir.
Dolayısıyla mezkûr maddede yer alan “sözleşme süresi hiçbir şekilde izleyen mahalli
idareler genel seçimi tarihini geçemez.” hükmü gereğince şu an yürürlükte olan sosyal denge
sözleşmelerinin tamamı 31/3/2024 tarihinde son bulacak ve 1/4/2024 tarihinden itibaren 3 ay
içerisinde yeni bir sosyal denge tazminatı sözleşmesinin yapılması gerekecektir.
Yapılan incelemede, Belediye ile TÜM BEL-SEN arasında imzalanan son sosyal denge
sözleşmesinin süresinin 01.01.2024-31.12.2025 tarihlerini kapsadığı ve söz konusu sosyal
denge sözleşmesinin mahalli idareler genel seçim süresi dikkate alınmadan 31.03.2024 tarihini
aşacak şekilde imzalandığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından bulguya konu edilen
hususlara ilişkin 2025 yılı içerisinde gerekli çalışmaların yapılacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, Belediye ile TÜM BEL-SEN arasında imzalanan sosyal denge
sözleşmesinde yürürlük süresinin toplu sözleşme dönemi ve mahalli idareler genel seçim
tarihini aşmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
B) Sosyal Denge Sözleşmesine Mevzuatında Belirtilenin Dışındaki Konularla İlgili
Hükümlerin Konulması
Belediye ile yetkilisendika arasında akdedilen sosyal denge sözleşmesinde mevzuatında
yer almayan muhtelif düzenlemelere yer verilmiştir.

375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Ek 15’inci maddesinde, Belediyelerin
kadro ve pozisyonlarında istihdam edilen kamu görevlilerine sosyal denge tazminatı
ödenebileceği, ödenebilecek aylık tutarın, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu
Sözleşme Kanunu’na göre yapılan toplu sözleşmede belirlenen tavan tutarı geçemeyeceği ve
anılan Kanun’da öngörülen hükümler çerçevesinde yapılabilecek sözleşmeyle belirlenebileceği
ifade edilmiştir.
Diğer yandan, 4688 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 2022 ve 2023 yılları için 6’ncı
Dönem Toplu Sözleşmenin imzalanması üzerine alınan “Yerel Yönetim Hizmet Koluna İlişkin
Mali ve Sosyal Haklar” başlıklı 4’üncü bölümünün “Sosyal Denge Tazminatı” başlıklı 1’inci
maddesinde 4688 sayılı Kanun’un 32’nci maddesinde yer alan usul ve esaslar çerçevesinde
ödenebilecek sosyal denge tazminatı aylık tavan tutarı belirlenmiş; Karar’ın “Genel Hükümler”
başlıklı birinci kısmının 1’inci maddesinin ikinci fıkrasında bu kararda düzenlenmeyen mali ve
sosyal haklar hakkında ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı
belirtilmiştir.
Belediye ile yetkili sendika arasında akdedilen ve 01.01.2024-31.12.2025 tarih aralığını
kapsayan sözleşmede aşağıdaki hususlara yer verilmiştir.
– “Sosyal Etkinliklerde Destek Verilmesi” başlıklı 11’inci maddede, belediyenin
sendikaya salon, araç ve gereç temini sorumluluğu yüklenmiş,
– “Sendika Temsilcilik Odası ve İlan Panosu Tahsisi” başlıklı 12’nci maddede, işveren,
işyeri temsilciliğine tefriş edilmiş bir temsilcilik odası tahsis edeceği belirtilmiş,
– “Sendika Yöneticisi ile Temsilcilerinin İşyeri Sendikal Çalışmaları” başlıklı 14’üncü
maddesinde, sendika yöneticileri ve işyeri temsilcileri işyerinde sendikal çalışmalarda
bulunabileceği, işveren ve temsilcileri ile görüşmeler yapabileceği belirtilmiş,
– “Sendikal İzinler” başlıklı 17’nci maddede, sendika faaliyetlerine katılmak için ilgili
personellere yasal izinler haricinde yılda 20 iş gününe kadar izin verileceği düzenlemiş,
– “Diğer Haklar ve Ücretli İzinler” başlıklı 22’nci maddede, bazı önemli gün ve
haftalarda çalışanlara ücretli izin verilebileceği ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre belediye başkanı ile sendika
temsilcisinin yetkileri ödenecek olan sosyal denge tazminat tutarını kanuni sınırlar içinde tespit Diğer taraftan hurdaya ayrılan taşınırların satışı gerçekleşene kadar muhafaza edilmesini
sağlayacak herhangi bir ambarın bulunmadığı, hurdaların toplanarak MKE AŞ’ye satışının
gerçekleştirilmediği, hurdaya ayrılan taşınırlar için kurumsal ve sistematik bir sürecin
işletilmeyip bu hurdaların muhtelif alanlarda bekletildiği, bahsi geçen eksikliklerin hurdaların
kaybolması, kontrol dışı kullanılması, çalınması gibi risklere sebebiyet verebileceği
anlaşılmıştır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından hurda araçların satış
işlemlerine başlandığı, araçlara ait hacizlerin kaldırılmasının ardından Makine ve Kimya
Endüstrisi Kurumu’na (MKE) satışlarının gerçekleştirileceği ifade edilmiştir. Ayrıca,
demirbaşlar hesabında kayıtlı hurda niteliğindeki malzemelerin 2025 yılı içerisinde MKE’ye
teslim edildiği belirtilmiştir.
Sonuç olarak, taşınır işlemlerinin sağlıklı şekilde yürütülmesi için kullanma olanağı
kalmayan maddi duran varlıkların satışı gerçekleşene kadar muhafaza edilmesini sağlayacak
ambarının oluşturulması, hurdaya ayrılan taşınırların mevzuat hükümlerine göre satışının
gerçekleşmesi gerekmektedir.
BULGU 13: Parasal Limitler Dâhilinde Yapılan Mal ve Hizmet Alımlarında
Bütçeye Konulan Ödeneğin %10’unun Kamu İhale Kurulunun Uygun Görüşü
Alınmadan Aşılması
Kamu İhale Kurulundan uygun görüş alınmaksızın mal ve hizmet alımlarına ilişkin
yasal limitlerin aşıldığı görülmüştür.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 62’nci maddenin birinci fıkrasının (ı) bendine göre;
bu Kanunun 21 ve 22’nci maddelerindeki parasal limitler dahilinde yapılacak harcamaların
yıllık toplamı, idarelerin bütçelerine bu amaçla konulacak ödeneklerin %10’unu Kamu İhale
Kurulunun uygun görüşü olmadıkça aşamayacağı ifade edilmiştir.
Kamu İhale Kanunu’nun ilgili bendinin uygulanmasına ilişkin esas ve usulleri
belirlemek üzere 31 Aralık 2020 tarihli ve 31351 sayılı Resmî Gazete’de; 4734 Sayılı Kamu
İhale Kanunu’nun 62’nci Maddesinin (I) Bendi Kapsamında Yapılacak Başvurulara İlişkin
Tebliğ ve Kamu İhale Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ yayımlanmıştır.

Yayımlanan Tebliğde idarelerin Kanunun 62’nci maddesinin (ı) bendi uyarınca
yapacakları başvurularda göz önünde bulundurmaları gereken genel esaslar, başvuru
işlemlerinin nasıl yapılacağı ile yapılan başvuruların kurum tarafından incelenmesi ve
değerlendirilmesine ilişkin süreçler belirlenmiştir.
Kamu İhale Genel Tebliğinde yapılan düzenleme ile de “Ek-O.2 4734 sayılı Kanun’un
62’nci Maddesinin (ı) Bendi ile İlgili Kamu İhale Kuruluna Uygun Görüş İçin Başvuru Formu”
yürürlükten kaldırılmıştır. Kanunun 62’nci maddesinin (ı) bendi kapsamındaki uygun görüş
başvuruları Kamu İhale Kurulu tarafından belirlenen ve EKAP üzerinden doldurulacak talep
formu ile gerçekleştirileceği hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; Kamu İhale
Kanunu’nun “pazarlık usulü” başlıklı 21 inci maddesinin (f) bendi ve “doğrudan temin” başlıklı
21 inci maddesinin (d) bendi kapsamında yapılacak harcamaların yıllık toplamı, idarelerin
bütçelerine bu amaçla konulan ödeneklerinin %10’unu aşamayacağı belirtilmiştir. Söz konusu
limit aşımının gerçekleşmesi durumunda harcama yapılmadan önce idare tarafından Kamu
İhale Kurulundan uygun görüş alınması gerektiği açıkça yer almaktadır.
Yapılan incelemede; Belediye tarafından mal ve hizmet alımları için bütçeye konulan
ödeneğin 22.603.504,2 TL olduğu ve 4734 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinin (d) bendine göre
yapılan mal ve hizmet alımları toplamının ise 13.928.685,40 TL olduğu görülmüştür. Bu sınır
mal alımlarında %63, hizmet alımlarında ise %61 olarak gerçekleşmiş olup sınırın aşılmasına
ilişkin Kamu İhale Kurulundan herhangi bir izin alınmamıştır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından belirtilen hususa ilişkin
olarak gerekli dikkat ve özenin gösterileceği belirtilmiştir.
Sonuç olarak İdare tarafından mal ve hizmet alımları ile yapım işleri için bütçesine
konulan yıllık toplam ödeneklerine ilişkin %10’luk sınırın Kamu İhale Kurulu uygun görüşü
olmaksızın aşılmaması gerekmektedir

BULGU 14: İmar Aykırılıklarına İlişkin Yapı Tatil Tutanağında Bulunan
Eksiklikler veya Hatalar Sebebiyle Kaybedilen Davaların İdareye Ek Maddi Külfet
Getirmesi
İdare tarafından imara aykırı yapılarla alakalı olarak yapı tatil tutanaklarında bulunan
eksiklikler veya hatalar sebebiyle kişiler tarafından açılan davaların İdareye ek maddi külfet
getirdiği görülmüştür.
3194 sayılı İmar Kanunu yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen,
sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiş olup belediye ve
mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi
ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabi tutulmuştur.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Encümenin görev ve yetkileri” başlıklı 34’üncü
maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde; “Kanunlarda öngörülen cezaları vermek”
encümenin görev ve yetkileri arasında düzenlenmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu’nu “İdari müeyyideler” başlıklı 42’nci maddesinde;
“Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit
edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında,
üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler
uygulanır.” denilmekle birlikte Madde metninin devamında cezaların hesap edilmesine ilişkin
düzenlemelere yer verilmiştir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; yerleşme yerleri ile
bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak
amacıyla düzenlenmiş olup belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde
yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapıların 3194 sayılı İmar Kanunu’na
tabi olduğu belirtilmiştir.
Yine söz konusu Kanun’a aykırılık teşkil edilen fiil ve hallerin neler olduğu, hangi
hallerde cezai müeyyide uygulanacağı ve bunların nasıl hesap edileceğine ilişkin hükümler
bulunmaktadır.
Söz konusu aykırılıklara ilişkin cezai müeyyidelerin belediye encümeni tarafından verileceği belirtilmiştir.

Yapılan incelemelerde İdare personeli tarafından 3194 sayılı İmar Kanunu’na aykırı
yapılarla ilgili olarak yapı tatil tutanakları tutulduğu, bu tutanaklara ilişkin encümen kararı
alındığı (yıkma, para cezası gibi) ve daha sonrasında ödeme emri gönderildiği görülmüştür.
İmara aykırılıklara ilişkin düzenlenen yapı tatil tutanaklarında yapılan basit hatalardan
(aykırılıktan etkilenen alanın metrekaresinin hatalı hesap edilmesi, yapının kim veya kimler
tarafından yapıldığının yapı tatil tutanağında net olarak yazılmaması, somut tespitlerin
tutanakta ya da işlemde açıkça ortaya konulmaması vb.) kaynaklı olarak kişiler tarafından her
bir idari işleme (yapı tatil tutanağı iptali, encümen kararı iptali ve ödeme emri iptali) ayrı dava
açılmaktadır. Açılan iptal davalarında bu sebeplere dayalı olarak idari işlemlerin iptal edildiği
görülmüştür.
Ancak gerek encümen kararı gerekse ödeme emri belgesinin dayanağı yapı tatil
tutanaklarıdır. Bu durumda yapı tatil tutanağında yer alan eksiklik veya hatadan kaynaklı olarak
kişiler encümen kararının ve ödeme emri belgesinin iptali davalarını da açmaktadırlar. Bu
durumda aynı konuda İdare tarafından diğer davaların da kaybedildiği görülmüştür. Diğer bir
ifade ile encümen kararı ve ödeme emrinin dayanağı yapı tatil tutanaklarıdır dolayısıyla yapı
tatil tutanağındaki bir eksiklik veya hatada ayrı ayrı açılan bütün davaların kaybedilmesi, İdare
tarafından 2 veya 3 davaya ilişkin avukatlık vekâlet ücreti ile yargılama giderleri ödenmesi
sorununu ortaya çıkarmaktadır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından uzun yıllar yetersiz teknik
personel ile hizmet verildiği yeni teknik personel alımları ile birlikte bulgu konusu husus
hakkında daha dikkatli olunacağı ifade edilmiş olup bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak; imara aykırılıkların tespitinde görevli personelin, aykırılıklara ilişkin
düzenlenen yapı tatil tutanaklarında azami önem göstermeleri ve İdarenin ek maddi külfete
katlanmamasının sağlanması gerekmektedir.
BULGU 15: Ruhsata Aykırı Yapılara İlişkin Kesilen Cezaların Bazılarının Usul
Yönünden İptal Edilmesine Karşın Belediye Encümeni Tarafından Yeni Bir Karar
Alınarak Cezanın Tesis Edilmemesi
Belediye encümeni tarafından 3194 sayılı İmar Kanunu’nu kapsamında kesilen idari
para cezalarının mahkeme tarafından usul yönünden iptal edilmesine karşın Belediye Encümeni
tarafından yeni bir karar alınarak cezanın tahakkuku ve tahsilatının sağlanmadığı görülmüştür

3194 sayılı İmar Kanunu yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen,
sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiş olup belediye ve
mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi
ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabi tutulmuştur.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Encümenin görev ve yetkileri” başlıklı 34’üncü
maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde; “Kanunlarda öngörülen cezaları vermek”
encümenin görev ve yetkileri arasında düzenlenmiştir.
3194 sayılı Kanunu’n “İdari müeyyideler” başlıklı 42’nci maddesinde;
“Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit
edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında,
üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler
uygulanır.” denilmekle birlikte Madde metninin devamında cezaların hesap edilmesine ilişkin
düzenlemelere yer verilmiştir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; yerleşme yerleri ile
bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak
amacıyla düzenlenmiş olup belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde
yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapıların 3194 sayılı Kanun’a tabi olduğu
belirtilmiştir.
Yine söz konusu Kanuna aykırılık teşkil edilen fiil ve hallerin neler olduğu, hangi
hallerde cezai müeyyide uygulanacağı ve bunların nasıl hesap edileceğine ilişkin hükümler
bulunmaktadır.
Söz konusu aykırılıklara ilişkin cezai müeyyidelerin belediye encümeni tarafından
verileceği belirtilmiştir
Yapılan incelemede, İdare encümeni tarafından 2018-2024 tarihleri arasında 3194 sayılı
Kanun kapsamında kesilen cezalardan 63 tanesinin mahkeme tarafından usul yönünden iptal
edilmesine karşın (aykırılıktan etkilenen alanın metrekare olarak net tespiti gerektiği, para
cezasına konu yapının kim ya da kimler tarafından yapıldığının yapı tadil tutanağında açık ve
net tespiti gerektiği, para cezalarını hisseler oranında hesaplanması gerektiği, tebligatın doğru
adrese yapılması gerektiği vb.) Belediye encümeni tarafından yeni bir karar alınarak cezanın
tahakkuku ve tahsilatının sağlanmadığı tespit edilmiştir.

Halbuki söz konusu iptal kararlarında yer alan gerekçelerin İdare personeli tarafından
yapılan basit hatalardan kaynaklandığı bu yönüyle 3194 sayılı Kanun’a aykırılığın devam ettiği
düşünüldüğünde tekrardan encümen kararı alınmak suretiyle cezanın tatbik ve tahsil edilmesi
gerektiği açıktır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli düzeltme işlemlerinin
yapıldığı belirtilmiş ancak herhangi bir kanıtlayıcı evrak sunulmamıştır. Bu sebeple İdare
tarafından bulgu konusu husus karşılanmamıştır.
Sonuç olarak, İmar Kanunu’na uygun hareket edilmemesinden kaynaklı olarak belediye
encümeni tarafından kesilen cezaların mahkeme kararıyla usul yönünden iptal edilmesi; cezanın
tamamen ortadan kalkmasına sebebiyet vermemeli, imara aykırı kullanım devam ettiğinden,
usul yönünden eksiklikler giderilerek belediye encümeni tarafından cezanın yeniden verilmesi
ve tahakkuk, tahsilat işlemlerinin sağlanması gerekmektedir.
BULGU 16: Mal, Hizmet ve Yapım İşlerine İlişkin İhtiyaçların İhale Yapılmadan
Karşılanması
İdare tarafından mal, hizmet ve yapım işlerine ilişkin ihtiyaçların karşılanmasında ihale
usulleri yerine yaygın olarak avans ile alım yönteminin kullanıldığı görülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Ön Ödeme” başlıklı 35’inci
maddesinin birinci fıkrasında; harcama yetkilisinin uygun görmesi ve karşılığı ödeneğin saklı
tutulması kaydıyla, ilgili kanunlarda öngörülen haller ile gerçekleştirme işlemlerinin
tamamlanması beklenilemeyecek ivedi veya zorunlu giderler için avans vermek veya kredi
açmak suretiyle ön ödeme yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.
55 Sıra Numaralı ve “Ön Ödeme Usul ve Esasları” başlıklı Muhasebat Genel Müdürlüğü
Genel Tebliği’nin “Ön Ödemenin Niteliği” başlıklı 3’üncü maddesinde; ön ödemenin bir alım
yöntemi olmadığı ve yapılacak mal veya hizmet alımlarında, alımların idarelerin tabi oldukları
ihale mevzuatı hükümlerine göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı 2’inci maddesinde;
belediyelerin mal ve hizmet alımı ile yapım işi ihalelerinin Kanun kapsamına dâhil olduğu
düzenlenmiştir.
Aynı Kanunu’n “Temel İlkeler” başlıklı 5’inci maddesinde; İdarelerin, yapılacak
ihalelerde; saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini,ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını
sağlamakla sorumlu olduğu, aralarında kabul edilebilir doğal bir bağlantı olmadığı sürece mal
alımı, hizmet alımı ve yapım işlerini bir arada ihale edemeyeceği düzenlenmiştir. Ayrıca bu
Kanun’a göre yapılacak ihalelerde açık ihale usulü ve belli istekliler arasında ihale usulü temel
usuller olduğu belirtilmiştir.
Yukarıda yer alan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, ön ödemenin bir alım yöntemi
olmadığı, ancak kanunlarda öngörülen haller ile gerçekleştirme işlemlerinin tamamlanması
beklenilmeyecek şekilde ivedi veya zorunlu giderler nedeniyle ön ödeme yapılabileceği
belirtilerek söz konusu nedenler haricinde, ivedi ve zorunlu olmayan giderler için yapılacak
mal veya hizmet alımlarında, idarelerin tabi oldukları ihale mevzuatı hükümlerine göre işlem
tesis etmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Yapılan incelemede, İdarenin 2024 yılı içerisinde ivedi olsun veya olmasın mal ve
hizmet alımları ile onarım ve tadilat gibi yapım işlerini ihale mevzuatına aykırı olarak piyasa
fiyat araştırması yapılmadan avans verilmek suretiyle gerçekleştirdiği ve avans suretiyle alımın
genel bir alım yöntemi olarak kullanıldığı görülmüştür. Nitekim 2024 yılı içerisinde İdarenin
mal ve hizmet alımı ile yapım işine ilişkin herhangi bir ihalesi bulunmamaktadır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından gerekli düzeltme işlemlerinin
gerçekleştirilmesi amacıyla idare birimlerine yazı yazıldığı ifade edilmiş olup bulgu konusu
hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak; İdare tarafından ivedi veya zorunlu olmayan ihtiyaçlar için avans yöntemi
ile alım gerçekleştirmemesi ve ihtiyaçların temin edilmesinde 4734 sayılı Kanun hükümlerinin
uygulanması gerekmektedir.
BULGU 17: Ada İçi Hafriyat ve Moloz Atığının Taşınması İşinin İhalesiz ve
Bedelsiz Verilmesi
İdare tarafından dal atığı, hafriyat, moloz ve benzeri atıkların toplanması ile ilgili
imtiyaz hakkının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre ihale yapılmaksızın ve herhangi bir
bedel alınmaksızın kooperatife kullandırıldığı görülmüştür.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve imtiyazları” başlıklı 15’inci
maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde; “Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve yaptırmak.” denilerek katı
atıklar ile ilgili işlemler belediyenin yetki ve imtiyazları arasında sayılmıştır.
5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunun 9’uncu maddesine istinaden ulaşım
koordinasyon merkezi (UKOME) kurulmuş ve UKOME tarafından taşımacılık faaliyetlerine
ilişkin olarak düzenleme yapılmıştır. Bu kapsamda “Adalar İlçesi Ulaşım ve Lojistik
Yönergesi” adlı düzenleme 03.06.2021 tarihli ve 2021/4-4 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediye
Meclisi onayıyla kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu Adalar İlçesi Ulaşım ve Lojistik Yönergesi’nin 6.3.10’uncu maddesinde ada
içi dal atığı, hafriyat moloz ve benzeri atıklar Adalar Belediyesi tarafından taşınır
denilmektedir.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre; UKOME tarafından Adalar ilçe sınırları
içerisinde; dal atığı, hafriyat, moloz ve benzeri atıkların toplanması ile ilgili Adalar
Belediyesine yetki verilmiş ve bu konuda imtiyaz hakkı tanınmıştır.
Bu çerçevede İdarenin dal atığı, hafriyat, moloz ve benzeri atıkların toplanması ile ilgili
işleri ya bizzat kendi personeli ile yerine getirmek ya da firmalarla sözleşme imzalanmak
suretiyle yaptırması gerekmektedir. Zira dal atığı, hafriyat, moloz ve benzeri atıklar hususunda
söz konusu Yönerge gereğince Adalar Belediyesi hem yetkili hem de imtiyaz hakkı sahibidir.
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı 1’inci maddesinde
belediyelerin kiralama işlemlerinin 2886 sayılı Kanun’a tabi olduğu belirtilmiş, “Tanımlar”
başlıklı 4’üncü maddesinde ise “hakların kiralanması” kira tanımı içinde değerlendirilmiştir.
Belediye için bir imtiyaz hakkı olan ve gelir getirici nitelikte olan dal atığı, hafriyat, moloz ve
benzeri atıklar, ya İdare tarafından kendi imkânları ile yerine getirilmeli ya da 2886 sayılı
Kanun’a göre rekabetin ve eşit muamele ilkelerinin sağlandığı bir ortamda ihale edilmelidir.
Yapılan incelemelerde adalar sınırları içerisinde dal atığı, hafriyat, moloz ve benzeri
atıkların toplanması ile ilgili Belediye tarafından herhangi bir taşıma işlemi yapılmadığı söz
konusu hizmetin kooperatif tarafından yerine getirildiği görülmüştür. Mevcut durumda Adalar
Belediyesine bağlı 4 adada yerleşim bulunmakta olup bu adalardan her birinde söz konusu
hizmet ayrı tek bir kooperatif tarafından yerine getirilmektedir. Ancak Belediye tarafından bu kooperatiflere 2886 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda işlem tesis edilmediği ve gelir elde
edilmediği tespit edilmiştir.
Bu durum Adalar Belediyesine ait imtiyaz hakkının kooperatif tarafından herhangi bir
gelir elde edilmeden kullanılması sonucunu doğurmakta olup mevzuata aykırılık
oluşturmaktadır. Ayrıca firma yetkisiz bir şekilde taşıdığı moloz ve hafriyat malzemesi ile ilgili
ada içinde gelir elde etmektedir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından ada içi hafriyat ve moloz
atığının taşınması ile ilgili ihale gerçekleştirileceği belirtilerek bulgu konusu hususa iştirak
edilmiştir.
Sonuç olarak Adalar Belediyesine ait imtiyazın başka kişi veya kuruluşlara
kullandırılması hususunda 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerinin uygulanması
gerekmektedir.
BULGU 18: Belediyenin Kredi Kartı ile Tahsil Ettiği Tutarları Vadesinden Önce
Nakde Çevirmesi Nedeniyle Bankalara Komisyon Ödemesi
İdarenin kredi kartı ile tahsil etmiş olduğu tutarları vadesinden önce nakde çevirmesi
dolayısıyla bankalara komisyon gideri ödediği görülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1’inci
maddesinde;
“Bu Kanunun amacı, kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler
doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve
kullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin
yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin
muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemektir.”,
Aynı Kanun’un “Bütçe ilkeleri” başlıklı 13’üncü maddesinde; Bütçelerin hazırlanması,
uygulanması ve kontrolünde bütçe gelir gider denkliğinin sağlanması gerektiği;
Mezkûr Kanun’un “Bütçelerin uygulama esasları” üst başlıklı üçüncü bölümün
“Ödeneklerin Kullanılması” başlıklı 20’nci maddesinin “d” fıkrasında;“Kamu idareleri, bütçelerinde yer alan ödeneklerin üzerinde harcama yapamaz.
Bütçeyle verilen ödenekler, tahsis edildikleri amaçlar doğrultusunda yılı içinde yaptırılan iş,
satın alınan mal ve hizmetler ile diğer giderlerin karşılanmasında kullanılır. Ancak, ait olduğu
malî yılda ödenemeyen ve emanet hesabına alınamayan zamanaşımına uğramamış geçen yıllar
borçları ile ilama bağlı borçlar, ilgili kamu idaresinin cari yıl bütçesinden ödenir.”
Yine aynı Kanun’un “Ödenmeyen giderler ve bütçeleştirilmemiş borçlar” başlıklı
34’üncü maddesinin ikinci fıkrasında,
“Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde
giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları
gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay
ve benzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde
gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet
hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.” hükümlerine amirdir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere; mahalli idareler mali
saydamlık ilkeleri çerçevesinde, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde
elde etmek ve kullanmak ve hesap verebilirliği sağlamak durumundadırlar. Kamu idareleri
bütçelerini oluştururken gelir ve gider denkliğini sağlayarak ve bütçeyle verilen ödeneklerin,
tahsis edildikleri amaçlar haricinde kullanılmaması ile sorumludurlar. Bütçenin kullanımı
sırasında gecikme cezası, faiz, komisyon vb. ek yük getirici işlemlerden kaçınılması
gerekmektedir. Bu anlamda belediyenin nakit ve borç yönetimi ve planlaması önemlidir.
Yapılan incelemede Belediyenin nakit ihtiyacı ve ödemeleri dolayısıyla kredi kartı ile
tahsil ettiği ve banka hesabında takip ettiği varlıklarını, vadesinden önce nakde çevirmesi
nedeniyle bankalara 140.763,56 TL komisyon gideri ödediği görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından kredi kartı tahsilâtı
tutarlarının erken çözülmesinden kaynaklanan komisyon ödemelerinin memur ve işçi
personelin ücret ödemesi sırasında nakit yetersizliğinden kaynaklandığı ifade edilerek nakit
yönetimi konusunda daha dikkatli olunacağı belirtilmiştir.
Sonuç olarak; İdare tarafından nakit ve borç yönetiminin planlanması suretiyle
bankalara komisyon kesintisi adı altında faiz giderine katlanmaması gerekmektedir.

BULGU 19: Adalar İlçesinde Kullanılan Bazı Araçların Ulaşım Koordinasyon
Merkezi İzinlerinin Olmaması
Adalar ilçesinde kullanılan araçlardan bazılarının Ulaşım Koordinasyon Merkezi
(UKOME) izni olmadığı ve bazı araçların ise mevzuatın izin vermediği nitelikte olduğu
görülmüştür.
03.07.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15’inci Maddesine, 10.07.2004
tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 9’uncu Maddesine, 15.06.2006 tarihli
ve 26199 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon
Merkezleri Yönetmeliği, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu ve ilgili meri mevzuata dayanılarak Adalar İlçesi Ulaşım ve Lojistik Yönerge’si
hazırlanmıştır.
Söz konusu Yönerge’nin “amaç” başlıklı 1’inci maddesinde; Yönerge’nin adalar ilçe
sınırları içerisinde motorsuz/elektrikli taşıt kullanımına ilişkin düzenleme amacını taşıdığı
belirtilmiştir.
“Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinde; belediye zabıtasının, hem büyükşehir
belediyesi zabıta daire başkanlığını hem de ilçe belediye zabıtasını ifade ettiği belirtilmiştir.
“Kamu araçları ile ilgili genel esaslar” başlıklı 6’ncı maddesinde; “Kamu hizmetlerinin
yerine getirilmesi amacıyla; kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yer alan araçlarla Adalar
ilçesinde kamu hizmeti verecek araçlarla ilgili (özmal veya kiralık hizmet alım araçları) ön izni
Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu verir.
Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu tarafından uygun görülen kamu araçları yıllık
olarak alınacak UKOME kararıyla Adalar ilçesinde kullanılabilecektir.” denilmektedir.
7’nci maddesinde; “Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu tarafından uygun görülen kişi
ve araçlar UKOME kararı alındıktan sonra bireysel ulaşım sistemine dahil olacaktır.”
denilmektedir.
8’inci maddesinde; “Adalar İlçesindeki ulaşım ve lojistik faaliyetleri iş bu yönerge
hükümlerine göre aşağıdaki kurum görevlileri tarafından denetlenir.
1-) Trafik Zabıtası,
2-) Belediye Zabıtası

3-) İBB Ulaşım Daire Başkanlığı’na bağlı denetim birimleri,” denilmektedir.
Aynı Yönerge’nin Geçici 10’uncu maddesinde; kamu hizmetlerinde kullanılacak
motorlu araçlar ile kooperatiflere ait motorlu yük araçlarının 31.12.2022 tarihine kadar
elektrikli araçlara dönüştürülmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; Adalar ilçe sınırları
içerisinde motorsuz/elektrikli taşıt kullanımına ilişkin düzenleme amacıyla UKOME tarafından
Yönerge çıkarıldığı, söz konusu Yönerge’de kamu araçlarının kullanımında ön izni “adalar
ulaşım ve lojistik komisyonu” tarafından verileceği ancak araçların ilçede kullanılabilmesi için
UKOME’den izin alınması gerektiği belirtilmiştir. Aynı şekilde bireysel araçların kullanımı
için de UKOME’den izin alınması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca kamu ve kooperatifler
tarafından kullanılan motorlu araçların 31.12.2022 tarihine kadar elektrikli araçlara
dönüştürülmesi gerektiği belirtilerek Yönerge kapsamında denetim yapacak birimlerden birinin
de Adalar Belediyesi zabıta birimleri olduğu ifade edilmiştir.
Yapılan incelemelerde ilçe sınırları içerisinde yer alan kamu araçlarının UKOME
izinlerinin olmadığı yalnızca “Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu” tarafından verilen ön izin
kapsamında kullanıldığı, yine bireysel araçlara ilişkin UKOME tarafından 73 bireysel araca
kullanım izni verilmesine rağmen ada içinde birçok aracın izinsiz kullanıldığı görülmüştür.
Ayrıca Yönerge kapsamında ada içinde kullanılan motorlu araçların elektrikli araca
çevrilmesi için son tarih 31.12.2022 olarak belirtilmesine rağmen kamu araçlarının büyük bir
kısmının ve kooperatif araçlarının motorlu araç olarak kullanılmaya devam edildiği
görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından Adalar ilçesinde kullanılan
araçların denetimi ile ilgili olarak Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Anadolu Yakası Zabıta Müdürlüğü ve Adalar Belediyesi Zabıta Müdürlüğü tarafından
müştereken çalışma yapıldığı Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu tarafından uygun görülen
akülü araçlara izin verildiği belirtilmiştir. Ancak İdare tarafından her ne kadar söz konusu
komisyon tarafından uygun görülen araçların kullanıldığı belirtilse de bulguda yer alan mevzuat
gereği Adalar ilçesinde kullanılacak araçlara ilişkin iznin UKOME tarafından verileceği
düzenlenmiştir. Bu sebeple UKOME izni olmaksızın Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu
izni ile Adalar ilçesinde araç kullandırılması mevzuata uygun düşmemektedir.

Sonuç olarak Yönerge kapsamında denetim birimleri arasında yer alan İdare zabıta
birimlerinin söz konusu aykırılıklara ilişkin denetimlerini artırması ve ada içi ulaşım ile ilgili
yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
BULGU 20: Mali Tablolarda Uyumsuzluk Bulunması ve Yevmiye Kayıtlarının
Silinmesi
İdarenin yevmiye defteri ile mali tabloları arasında bazı uyumsuzluklar bulunduğu,
muhasebe kayıtlarında yevmiye numaralarının boş bırakıldığı ve geriye dönük kayıtların
yapıldığı görülmüştür.
A) Yevmiye Defteri ile Mali Tablolar Arasında Uyumsuzluk Bulunması
İdarenin 2024 yılına ilişkin gerçekleşen bütçe gideri toplamının yevmiye defteri, geçici
mizan ve kesin mizan kayıtlarında farklı tutarlarda yer aldığı görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 43 ve 44’üncü maddelerinde yer
alan düzenlemelere göre; yevmiye defteri, kayda geçirilmesi gereken işlemlerin yevmiye tarih
ve numarasıyla ve maddeler halinde düzenli olarak yazıldığı müteselsil sıra numaralı defterdir.
İşlemler yevmiye defterine, muhasebeleştirme belgelerine dayanılarak yevmiye tarih ve numara
sırasına göre ve maddeler halinde günlük olarak kaydedilmektedir. Bir hesabın borcuna
kaydedilen tutar mutlaka başka bir hesap ya da hesapların alacağına da kaydedilmesi
gerekmekte olup yevmiye defterinde her zaman borç alacak eşitliği bulunacağı ifade edilmiştir.
Genel Yönetim Muhasebe Yönetmeliği’n “Mizanlar” başlıklı 312’nci maddesine göre;
mizan cetveli, her ayın sonunda yevmiye defteri ile yardımcı defterlerden yararlanılarak
çıkarılmaktadır. Dönem sonu işlemleri yapılmadan önce geçici mizan, dönem sonu işlemleri
tamamlandıktan sonra ise kesin mizan düzenleneceği,
Söz konusu Yönetmelik’in “Bilanço” başlıklı 314’üncü maddesinde; bilanço, kamu
idaresinin belli bir tarihteki varlıklarını, yabancı kaynaklarını ve öz kaynaklarını gösteren tablo
olduğu, kesin mizanda yer alan hesapların borç kalanları bilançonun aktif hesaplarını, alacak
kalanları da bilançonun pasif hesaplarını oluşturduğu hüküm altına alınmıştır.
Aynı Yönetmelik’in “Bütçe uygulama sonuçları tablosu” başlıklı 317’nci maddesinde
ise; kamu idaresinin bütçe uygulamaları sonucunda belirli raporlama dönemlerinde elde ettiği
bütçe gelirleri ve yaptığı bütçe giderlerini gösteren ve bunlar hakkında detaylı bilgi sağlayan mali tablodur. Bütçe gelir ve bütçe gider hesapları ile bütçe gelirlerinden ret ve iade
hesaplarından oluştuğu ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve tanımlara bakıldığında bilançoların mizan
cetvellerinden, mizan cetvelleri ile bütçe uygulamaları tablosunun ise yevmiye defterine
yapılan kayıtlardan üretildiği anlaşılmaktadır.
Buna göre yevmiye kayıtları ile mali tablolar arasında doğrudan bir ilişki bulunmakta
olup mali tablolardaki veriler ile yevmiye defteri kayıtlarının birbiriyle tam olarak uyumlu
olması gerekmektedir.
İdarenin 2024 yılı gerçekleşen bütçe giderleri toplamının yevmiye defteri ile geçici ve
kesin mizan kayıtlarında uyumsuz olduğu görülmüştür. 2024 yılına ilişkin dönem sonu bütçe
giderleri tutarları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Tablo 10: Yevmiye Defteri ile Mali Tablolardaki Bütçe Giderleri ve Yansıtma Hesaplarına
İlişkin Tutarların Karşılaştırılması

Yapılan incelemede; İdarenin 2024 mali yılı bütçesi ile 175.000.000,00 TL ödenek
öngörülmüş olup önceki yıldan devreden 4.199,00 TL ödenek ve yıl içinde eklenen
52.879.063,00 TL ek ödenekle birlikte 2024 yılı ödenek toplamının 227.883.262,00 TL olduğu,
yıl içerisinde 7.790.202,79 TL ödeneğin iptal edildiği ve toplam 220.093.059,21 TL
(227.883.263-7.790.202,79) bütçe gideri yapıldığı anlaşılmıştır.
İdarenin bütçe uygulama sonuçları tablosunda gerçekleşen bütçe gideri toplamı
220.093.059,21 TL iken yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere İdareye ait kesin mizan
tutarına ve yevmiye defterine bakıldığında gerçekleşen bütçe giderinin 220.095.265,18 TL
olarak yer aldığı görülmektedir. Ayrıca karşılıklı çalışan ve borç alacak eşitliği olması gereken
830-Bütçe Giderleri hesabı ile 835-Gider Yansıtma hesabında yer alan tutarların da uyumsuz
olduğu görülmektedir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine İdare tarafından özetle; yevmiye defteri ile
mali tablolar arasında herhangi bir uyumsuzluk bulunmadığı ifade edilmiştir.Her ne kadar idare mali tabloların uyumlu olduğunu belirtmiş olsa da, yerinde denetim sırasında tarafımıza sunulan
bütçe uygulama sonuç tablosu ile yevmiye defteri karşılaştırıldığında 2.205,97 TL tutarında
fark bulunduğu ve bu farkın söz konusu tabloda da yer aldığı görülmüştür.
Nitekim, yevmiye kayıtlarının silinmeye açık olması ve geriye dönük kayıt
yapılabilmesi, mali tablolar ile yevmiye defteri arasındaki tutarsızlıklara neden olmakta; bu
durum da mali tabloların doğruluğunu ve güvenilirliğini etkilemektedir.Sonuç olarak, İdarenin
dönem sonu mali tabloları temel olarak yevmiye defteri kayıtları kullanılarak üretilmekte olup
bunlar arasında kesin bir uyum olması, mali rapor ve tablolarının kurumun mali durumunu ve
bütçe uygulama sonuçlarını tüm önemli yönleriyle doğru ve güvenilir olarak yansıtması
gerekmektedir. Aksi takdirde yevmiye defteri ve mali tablolardaki verilerden hangilerinin
doğru olduğu ya da bu verilerden herhangi birinin doğru olup olmadığı anlaşılamayacak ve bu
durum mali tablolarının güvenilir olup olmadığına yönelik tereddütlerin oluşmasına neden
olabilecektir.
B) Yevmiye Defterinde Boş Yevmiyeler Bırakılması ve Geçmişe Yönelik Kayıt
Yapılması
Belediyenin muhasebe kayıtlarında yevmiye numaralarının boş bırakıldığı ve geriye
dönük kayıtların yapıldığı görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin “Yevmiye sistemi,
muhasebeleştirme belgeleri ve açılış kayıtları” başlıklı 43’üncü, “Kullanılacak defterler ve kayıt
düzeni” başlıklı 44’üncü ve “Kayıt yanlışlıklarının düzeltilmesi” başlıklı 503’üncü
maddelerinde; muhasebe işlemlerinin yevmiye tarih ve numara sırasına göre ve maddeler
halinde yevmiye defterine günlük olarak ve sıra atlanılmadan kaydedilmesi, her bir işleme ayrı
bir yevmiye numarası verilmesi, yevmiyelerin alt kod olmadan tek bir numara ile kaydedilmesi
ve muhasebe kayıtlarında herhangi bir değişikliğin yeni bir muhasebe kaydıyla yapılması
gerektiği hükme bağlanmıştır.
Genel Yönetim Muhasebe Yönetmeliği’nin “Temel Kavramlar” başlıklı 5’inci
maddesinde; sosyal sorumluluk kavramı “muhasebe sisteminin yapısında, muhasebe
uygulamalarının yürütülmesinde, mali tabloların düzenlenmesinde, sunulmasında, toplumun
çıkarlarının gözetilmesi ve bilgi üretiminde gerçeğe uygun, tarafsız ve dürüst davranılması
esastır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Belediyenin muhasebe kayıtları incelendiğinde; 44 adet yevmiye numarasının boş
bırakıldığı ve mali hizmetler müdürlüğünden istenilen yevmiyelerin 1232/1-2-3-4 şeklinde
numaralandırıldığı ayrıca ilgili yevmiye numarasına ekleme yapılabildiği daha sonra kayıtların
tek yevmiye şeklinde belediye muhasebe kayıt sistemine kaydedildiği, 2 adet yevmiye kaydının
ise silindiği tespit edilmiştir.
Belediyenin muhasebe kayıt sisteminin bu şekilde geriye dönük işlem yapmaya izin
vermesi, yevmiye kayıtlarında yevmiye numaralarının atlanılması, yevmiye kayıtlarının
sonradan silinmesi, muhasebe sisteminin ve bu sistemin ürettiği mali tabloların güvenilirliğini
olumsuz etkilemektedir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından yevmiye defterinde boş kayıt
bırakılması, kullanılan muhasebe yazılımının tasarrufuyla gerçekleşmekte olduğu bu konuda
gerekli uyarılar ilgili yazılım firmasına yapıldığı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak muhasebe kayıt sisteminin ürettiği verilerin güvenilir olması için
muhasebenin temel ilkelerinden olan sosyal sorumluluk kavramına ve yasal düzenlemelere
aykırılık teşkil eden bu uygulamalara yer verilmemesi ve sonradan tespit edilen eksik ya da
hatalı kayıtların muhasebe ilkeleri ve ilgili yasal düzenlemelere uygun olarak düzeltilmesi
gerekmektedir.
BULGU 21: Emlak Vergisi Uygulamalarında Mevzuat Hükümlerine Aykırı
Hususların Bulunması
Belediye ilçe sınırları içinde 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’na göre mükellefiyet
tesisine yönelik eksik ve hatalı uygulamalar olduğu görülmüştür.
A) Mülkiyeti Hazineye Ait Olan Arsalar Üzerinde Lehine İrtifak Hakkı Tesis
Edilen İşletmeler İçin Emlak Vergisi Mükellefiyeti Tesis Edilmemesi
Kamu idareleri mülkiyetindeki taşınmazlarda gayri ayni hak tesis etmek suretiyle üst
hakkı ve intifa hakkı kurulmasına rağmen söz konusu taşınmazların üzerine inşa edilen binalar
için emlak vergisi tahakkuk ettirilmediği görülmüştür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Üst Hakkı” başlıklı 726’ıncı maddesinde; bir
üst irtifakına dayalı olarak başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde sürekli kalmak üzere
inşa edilen yapıların mülkiyetinin, irtifak hakkı sahibine ait olduğu ifade edilmiştir.

Ayrıca aynı Kanun’un üst hakkına ilişkin “Konu ve Tapu Kütüğüne Kayıt” başlıklı
826’ncı maddesinde; üst hakkının, sahibine mülkiyeti malikte olmak üzere başkasına ait bir
arazinin altında veya üstünde yapı yapma veya mevcut bir yapıyı muhafaza etme yetkisi veren
bir irtifak hakkı olduğu belirtilmiştir.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun “Mükellef” başlıklı 3’üncü ve 13’üncü
maddesinde sırasıyla; bina vergisini, binanın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa
binaya malik gibi tasarruf edenlerin ödeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun’un “Vergi Değeri” başlıklı 29’uncu maddesi incelendiğinde binalar için
vergi değerinin, her yıl tespit ve ilan edilen bina metrekare inşaat maliyet bedeli ile binanın yer
aldığı arsa payı değerinden meydana geldiği açıkça ifade edilmiştir.
Öte yandan Danıştay 9. Dairesinin 16.12.2019 tarihli ve E:2016/23379, K:2019/7018
sayılı kararı ise şu şekildedir;
“1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun “Mükellef” başlıklı 3’üncü maddesinde, bina
vergisinin, taşınmazın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa taşınmaza malik gibi
tasarruf edenler tarafından ödeneceği hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümden emlak vergisini taşınmaz malikinin ödeyeceği, maliki bulunan
taşınmazlarda intifa hakkı tesis edilmesi halinde emlak vergisini malik yerine intifa hakkı
sahibinin ödeyeceği, ancak taşınmaz malikinin ve intifa hakkı sahibinin bulunmaması halinde
taşınmaza malik gibi tasarruf edenlerin ödeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Anılan Kanun’un “Daimi muaflıklar” başlıklı 4/a maddesinde, özel bütçeli idarelere
(mazbut vakıflar dahil), il özel idarelerine, belediyelere, köy tüzel kişiliğine kanunla kurulan
üniversitelere ve Devlete ait binaların, bina vergisinden daimi olarak muaf olduğu kurala
bağlanmıştır.
Konuya değil kişi ve kurumlara uygulanan muafiyetin, emlak vergisi uygulamasında
verginin konusu olabilecek taşınmaza değil, taşınmazın malikine tanındığı, dolayısıyla verginin
ödenmesinden sadece genel ve özel bütçe kapsamındaki idarelerin, belediyelerin, köy tüzel
kişiliğinin, kanunla kurulan üniversitelerin ve Devletin muaf tutulacağı, davacı şirketin, özel
hukuk tüzel kişisi olması nedeniyle emlak vergisinden muaf tutulamayacağı açıktır.
Dava konusu taşınmazla ilgili lehine intifa hakkı tesis edilen davacının, vergi mükellefi
olarak tahakkuk eden emlak vergisi ve taşınmaz kültür varlıklarının korunması katkı payını ödeme yükümlülüğünün bulunması karşısında davalı belediye adına kayıtlı bulunan taşınmazın
emlak vergisinden muaf tutulduğu gerekçesiyle ödeme emrinin iptali yolunda verilen kararda
hukuki isabet görülmemiştir.”
hükmü verilmiştir.
Diğer bir karar olan Danıştay 9. Dairesinin 2018/3175 esas, 2020/1295 karar ve
27.02.2020 tarihli kararda ise; üst hakkı sahibinin yararlandığı taşınmaz üzerinde inşa ettiği
binalar yönüyle malik olma yetkisine sahip olduğu belirtilmiş ve üst hakkının verdiği yetkiye
istinaden yararlanılan arsa üzerinde bina inşa eden ilgilinin malik sıfatıyla emlak vergisi
mükellefi olduğu hüküm altına alınmıştır.
Yukarıdaki mevzuat hükümleri ve yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde;
-Üst hakkının, sahibine yüklü taşınmaz üzerinde inşaat yapma yetkisi vermekle
kalmadığı, aynı zamanda söz konusu inşaat üzerinde ayrı bir mülkiyet hakkını da sunduğu,
-Başkasının arsa veya arazisi üzerine sahibinin rızası alınarak veya alınmaksızın inşa
edilen binaların vergi değerini tespit ederken, arsa ve arazinin değerini emlak vergi değerine
ilave etmeden hesaplanması gerektiği,
-Üst hakkı tesis edilen arsanın emlak vergisi mükellefi arsanın malikiyken; arsa üzerine
inşa edilen yapının emlak vergisi mükellefinin üst hakkı tesis edilen kişi olduğu
anlaşılmaktadır.
İstanbul Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden alınan verilere
göre; Adalar ilçe sınırlarında mülkiyeti Hazineye ait olan taşınmazlardan 2886 sayılı Kanun
hükümleri uyarınca irtifak hakkı tesis edilmek suretiyle özel kişilerin kullanımına bırakılan 8
adet taşınmaz olduğu,
Aşağıdaki tabloda ada, parsel bilgileri verilen ve kamu mülkiyetinde olup üzerinde
irtifak hakkı tesis edilen taşınmazların emlak vergisi muafiyeti hükümlerinden yararlandırıldığı, Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından bulguya konu edilen
hususlara ilişkin gerekli çalışmaların yapılacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak mülkiyeti Hazineye ait olan arazi üzerinde lehine üst hakkı tesis edilen
özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerin inşa ettikleri binalara ilişkin yukarıda belirtilen hükümler
çerçevesinde, emlak vergisi muafiyeti hükümlerinden yararlandırılmadan tahakkuk ve tahsilat
işlemlerinin yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
B) Vefat Eden Emlak Vergisi Mükelleflerinin Mirasçılarına Yönelik Yeni
Mükellefiyetlerin Tesis Edilmemesi
Emlak vergisinden muaf tutulan ancak vefat nedeniyle muafiyeti sonlanan emlak vergisi
mükelleflerinin yasal mirasçılarına yönelik mükellefiyet kayıtlarının düzeltilmediği ve buna
ilişkin etkin bir kontrol mekanizmasının bulunmadığı görülmüştür.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun; “Mükellefiyet” başlıklı 3’üncü maddesinin
birinci fıkrasında bina vergisini; binanın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa
binaya malik gibi tasarruf edenlerin ödeyeceği belirtilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında;
bir binaya paylı mülkiyet halinde malik olanların, hisseleri oranında mükellefiyetinin
bulunduğu, elbirliği mülkiyeti halinde ise maliklerin vergiden müteselsilen sorumlu olduğu
hükmüne yer verilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Mirasçıların Sorumluluğu” başlıklı 12’nci
maddesinde ölüm halinde mükelleflerin ödevlerinin, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup
mirasçılarına geçeceği, ancak, mirasçılardan herbiri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri
nispetinde sorumlu olacakları ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden açıkça görüleceği üzere ölüm
mükellefiyeti ortadan kaldıran hallerden biri olduğundan, ölüm tarihini izleyen yıllarda mirası
kabul etmiş mirasçılar emlak vergisinin mükellefi olacaklardır. Bu nedenle verginin müteakip
yıllarda mirası reddetmemiş mirasçılarca ödenmesi, emlak vergisi muafiyetinin de yeni
mükellef olan mirasçılar özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yapılan incelemede, emlak vergisi muafiyetinden yararlanan 315 kişi olduğu, Sosyal
Güvenlik Kurumundan söz konusu mükellefiyetlere ilişkin alınan veriler doğrultusunda ise 29
mükellefin 2008 yılı ve sonrasında vefat ettiği, ancak İdare tarafından vefat eden mükelleflerin
yasal mirasçılarının mükellefiyet tesislerine ilişkin tespit, yoklama gibi iş ve işlemlerin
yapılmadığı tespit edilmiştir. Terekeye dahil emlaklara ilişkin olarak mirası reddetmemiş
mirasçilar nezdinde yeni mükellefiyetlerin ihdasına yönelik etkin bir kontrol mekanizmasının
bulunmadığı görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından bulguya konu edilen
hususlara ilişkin gerekli çalışmaların yapılacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak vergi ziyaına sebebiyet verilmemesi amacıyla vefat vb. nedenlerle sona
eren mükellefiyetlerin tespitine yönelik yazılı bilgi alma, yoklama ve diğer iş ve işlemlerin
düzenli aralıklarla yapılarak vergi muafiyet ve istisnalarının mükellef bazında yeniden
değerlendirilmesi gerekmektedir.
BULGU 22: Kamu Sermayeli Bankalar Dışında Vadeli Mevduat Hesabı Açılması
İdare tarafından mali kaynakların bir kısmının Kamu Haznedarlığı Yönetmeliği’nde
belirtilen kamu sermayeli bankalar dışında özel bankalarda açılan vadeli hesaplarda
değerlendirdiği görülmüştür.
Kamu Haznedarlığı Yönetmeliği’nin 5’inci maddesinin ikinci fıkrasında; genel bütçe
kapsamı dışındaki kamu idarelerinin, kendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan her türlü
mali kaynaklarını kamu sermayeli bankalarda Yönetmelik’te belirtilen araçları kullanarak
değerlendirmekle yükümlü oldukları belirtilmiştir.
Aynı Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinin “b” bendinde kamu
sermayeli bankalar; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş., T. Halk
Bankası A.Ş., T. Vakıflar Bankası T.A.O. ve sermayesinin yarısından fazlası doğrudan ve/veya
dolaylı olarak kamuya ait olan diğer mevduat ve katılım bankaları olarak tanımlanmıştır.
Anılan Yönetmelik’in “Kaynakların değerlendirilmesi ve nemalandırma” başlıklı 6’ncı
maddesinde; “Kurumların mevduat, ters repo ve katılma hesabı olarak değerlendirmeyi
öngördükleri mali kaynakları için uygulanacak vadeli mevduat ve ters repo faiz oranı ile
katılma hesabı beklenen/tahmini getiri oranı, Ek-1’de yer alan ve ilgili vadelere karşılık gelen
oranlardan daha yüksek olamaz.”,“Diğer menfaatler” başlıklı 7’nci maddesinde;
“(1) Kurumlar mali kaynaklarının değerlendirilmesinde faiz veya kâr payı dışında ayni
ya da nakdi herhangi bir menfaat temin edemez. Bankalar, bu fıkra hükmüne aykırı talepte
bulunan kurumları, ilgili denetim kurumlarına ve/veya birimlerine iletilmek üzere Bakanlığa
bildirmekle yükümlüdür.
(2) Kurumların aylık ve ücret ödemeleri ile faaliyetleri kapsamında bankalara
yaptırdıkları tahsilat ve ödeme işlemlerine ilişkin olarak sağladıkları havale, elektronik fon
transferi (EFT), para transferi ve benzeri bankacılık hizmetleri için yapılan protokoller
kapsamında ortaya çıkan ücret ve hizmet bedellerinin bankalar veya Posta ve Telgraf Teşkilatı
A.Ş. tarafından üstlenilmesi birinci fıkra kapsamında değerlendirilmez.”,
“Sorumluluk” başlıklı 9’uncu maddesinde;
“Bu Yönetmelik kapsamında yer alan kurum yetkilileri ve muhasebe yetkilileri bu
Yönetmelik hükümlerini yerine getirmekle yükümlü olup, bu Yönetmelik hükümlerine aykırılık
sebebi ile ortaya çıkabilecek zararlardan şahsen ve müteselsilen sorumludur.”,
“Yaptrım” başlıklı 10’uncu maddesinde;
“Kamu kaynaklarının bu Yönetmelik hükümlerine aykırı şekilde değerlendirilmesinden
elde edildiği tespit edilen nemalar genel bütçeye gelir kaydedilir.” hükümlerine yer verilmiştir.
Bahsi geçen Yönetmelik’in “Diğer hususlar” başlıklı 12’nci maddesinde ise; kurumların
bankalarla yapacakları protokollerde bu Yönetmelik hükümlerine uygun düzenlemeler
yapmakla yükümlü oldukları ve yapılacak protokollerin sürelerinin bir yılı geçemeyeceği ifade
edilmiştir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerine göre; belediyeler her türlü mali kaynaklarını
kamu sermayeli bankalarda açtıracağı hesaplarda değerlendirmekle yükümlüdür. Belediyenin
mali kaynaklarının değerlendirilmesinde faiz veya kâr payı dışında ayni ya da nakdi herhangi
bir menfaat temin edilemeyecek ve Yönetmelik hükümlerine uyulmaması nedeniyle ortaya
çıkabilecek zararlardan belediye yetkilileri ve muhasebe yetkilisi şahsen ve müteselsilen
sorumlu olabilecektir. Ayrıca kamu kaynaklarının Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak
değerlendirilmesinden kaynaklı nemaların genel bütçeye gelir kaydedileceği ifade edilmiştir.

Yapılan incelemede; İdarenin kamu bankaları arasında yer almayan özel bir bankada
vadeli hesabının olduğu ve 2024 yılı kesin mizanında yer alan bilgilere göre 77.957.453,59 TL
tutarındaki mevduatının söz konusu özel bankada açılan vadeli hesaplarda nemalandırdığı
görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından kamu bankası dışında vadeli
hesap açılmayacağı ifade edilmiş olup bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak, İdarenin her türlü mali kaynağını kamu sermayeli bankalarda açtıracağı
vadeli hesaplarda değerlendirmesi gerekmektedir.
BULGU 23: Sayıştay İlamlarının İnfaz Edilmemesi
İdare tarafından 2018 yılı hesabına ilişkin kesinleşen Sayıştay İlamlarının infaz
edilmediği, ilgili yıl hesabına ait ilamda yer alıp kesinleşen tazmin tutarlarının sorumlulardan
tahsili için de gerekli işlemlerin yapılmadığı görülmüştür.
Sayıştay ilamlarının infazını izlemeyen ve gereklerini yerine getirmeyenler hakkında
uygulanacak hukuki ve cezai müeyyideler, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “Kamu idareleri
ve görevlilerinin sorumluluğu” başlıklı 9’uncu maddesinde düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un “İlamların infazı” başlıklı 53’üncü maddesinde ise Sayıştay ilamlarının
kesinleştikten sonra doksan gün içerisinde yerine getirileceği, ilam hükümlerinin yerine
getirilmesinden ilamların gönderildiği kamu idarelerinin üst yöneticilerinin sorumlu olduğu ve
ilamlarda gösterilen tazmin miktarının hüküm tarihinden itibaren kanuni faize tabi tutularak,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.
Benzer hükümler 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Kamu
Zararı” başlıklı 71’inci maddesinde ve bu maddeye istinaden çıkarılan 19.10.2006 tarihli ve
26324 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmelik’in 12’nci maddesinde de yer almaktadır. 27.05.2016 tarihli ve 29724
mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe
Yönetmeliği’nin 111’inci maddesinde ise Sayıştay ilamlarında tazmin hükmolunan tutarların
140 Kişilerden Alacaklar Hesabında izleneceği belirtilmiştir.
Yukarıdaki mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere; Sayıştay ilam hükümlerinin
kesinleşme tarihinden itibaren doksan gün içerisinde tahsil edilmesinden kamu idarelerinin üst
yöneticileri sorumlu bulunmaktadır. Üst yöneticiler bu sorumluluklarını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yerine getireceklerdir. Tahsilat aşamasında anaparaya hüküm
tarihinden itibaren kanuni faiz de uygulanacaktır.
Yapılan incelemede, 2018 yılı hesabına ilişkin kesinleşen Sayıştay ilamlarından
kaynaklanıp halen tahsil edilmemiş kamu alacağı bulunduğu, ilgili yıl hesabına ait ilamda yer
alıp kesinleşen tazmin tutarlarının sorumlulardan tahsili için de gerekli işlemlerin yapılmadığı
tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine İdare tarafından kişi borcu tutarlarının
20.05.2025 tarihli ve 1518 sayılı yevmiye numarasıyla muhasebe kayıtlarına alındığı ifade
edilmiş olup tahsilata ilişkin herhangi bir kanıtlayıcı evrak gönderilmemiştir.
Sonuç olarak, Sayıştay ilamlarından kaynaklanıp halen tahsil edilmemiş bulunan
tutarların yukarıda yer verilen mevzuata uygun olarak tahsil edilmesi gerekmektedir.
BULGU 24: Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması Katkı Payının Yatırım
İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına Gönderilmemesi ve Muhasebe Kayıtlarında Eksik
Takip Edilmesi
İdare tarafından tahsil edilen taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payının
muhasebe kayıtlarında eksik izlendiği görülmüştür.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun “Taşınmaz kültür
varlıklarının onarımına yardım sağlanması ve katkı payı” başlıklı 12’nci maddesinin altıncı
fıkrasında; belediyelerin ve il özel idarelerinin görev alanlarında kalan kültür varlıklarının
korunması ve değerlendirilmesi amacıyla kullanılmak üzere 1319 sayılı Emlak Vergisi
Kanunu’nun 8’inci ve 18’inci maddeleri uyarınca mükellef hakkında tahakkuk eden emlak
vergisinin %10’u nispetinde taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payının tahakkuk
ettirileceği ve ilgili belediyesince emlak vergisi ile birlikte tahsil edileceği hüküm altına
alınmıştır.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 362- Fonlar veya diğer kamu
idareleri adına yapılan tahsilat hesabının niteliğini açıklayan 274’üncü maddesinde; bu hesabın
bütçe ile ilişkilendirilmeksizin mevzuatları gereği, diğer kamu idareleri adına yapılan tahsilatın
izlenmesi için kullanılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yapılan incelemede; İdare mali tabloları 362-Fonlar veya Diğer Kamu İdareleri Adına
Yapılan Tahsilat Hesabında taşınmaz kültür varlıkları katkı payının takip edildiği ve 21.194.644,27 TL alacak kaydının bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak İLBANK kayıtlarında
yer alan taşınmaz kültür varlıklarına ilişkin tutarın 33.705.475,71 TL olduğu görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından özetle; bahsedilen payların
İller Bankası tarafından uygulanan gecikme zammı olduğu ifade edilmiştir. Ancak İller Bankası
tarafından tahakkuk bilgilerini içerecek şekilde aylık olarak idareye gönderilen hisse
bilgilerinin incelenmesi sonucunda, anapara tutarları, gecikme zammı veya faize ilişkin
tutarların ayrı ayrı belirtildiği görülmüştür. Kaldı ki bulguda belirtilen tutarlar yalnızca anapara
bilgisini içermektedir.
Sonuç olarak, İdare mali tablolarında 362- Fonlar veya Diğer Kamu İdareleri Adına
Yapılan Tahsilat Hesabının 12.506.689,41 TL eksik görünmesine sebep olmaktadır.
BULGU 25: Hizmet Alımlarına Ait Bazı Hakedişlerin Düzenlenmesinde ve
Ödenmesinde Kronolojik Sıralamaya Uyulmaması
İdare bünyesinde çalıştırılmak üzere ihtiyaç duyulan personelin teminine ilişkin kendi
şirketinden gerçekleştirdiği doğrudan hizmet alımı hakedişlerinin düzenlenmesinde hakediş
sırasına uyulmadığı görülmüştür.
696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye
eklenen Ek Madde 20’nci maddede; “İl özel idareleri, belediyeler ile bağlı kuruluşları ve
bunların üyesi olduğu mahalli idare birlikleri, personel çalıştırılmasına dayalı hizmetleri
4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 22 nci maddesindeki limit ve şartlar ile
62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki sınırlamalara tabi olmaksızın doğrudan
hizmet alımı suretiyle birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlası bu idarelere ait
ve halen bu kapsamda hizmet alımı yaptığı mevcut şirketlerinden birine, bu nitelikte herhangi
bir şirketi bulunmuyorsa münhasıran bu amaçla kuracakları bir şirkete gördürebilir.”
denilmektedir.
İl Özel İdareleri, Belediyeler ve Bağlı Kuruluşları ile Bunların Üyesi Olduğu Mahalli
İdare Birliklerinin Personel Çalıştırılmasına Dayalı Hizmetlerinin Gördürülmesine İlişkin Usul
ve Esaslar’ın “Personel giderlerinin toplam giderler içindeki payına ilişkin üst sınır” başlıklı
5’inci maddesinde; asgari işçilik maliyetinin, sözleşme giderlerinin, genel giderlerin, işçilikle
bağlantılı ayni giderlerin ve kâr oranının kamu ihale mevzuatı esas alınarak belirleneceği,
“Hizmetlerin gördürülmesi” başlıklı 6’ncı maddesinde; personel çalıştırılmasına dayalı
hizmetlerin bedelinin tespitinde, Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin yaklaşık maliyetin tespitine ilişkin hükümlerine uyulmasının zorunlu olduğu, bu usul ve esaslarda
düzenlenmeyen hususlarda Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği eki Hizmet İşleri
Genel Şartnamesi ve ilgili diğer mevzuat hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin “Hakediş ödemeleri” başlıklı 42’nci maddesinde;
“a) Sözleşme bedelinin iş süresince dönemler itibariyle ödenmesi :
Sözleşme konusu hizmetin yüklenici tarafından belli bir süre boyunca devamlı olarak
verilmesi (4 üncü maddede tanımlanan sürekli nitelikte bir iş olması) veya işin bölümlere
ayrılabilir olması durumunda sözleşmede belirtilen aralıklarla, kesin ödeme mahiyetinde
olmamak ve kazanılmış hak sayılmamak üzere geçici hakediş ödemeleri yapılır.”
denilmektedir.
Yukarıdaki mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; 696 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile yapılan düzenleme sonucunda belediyeler tarafından belediye
şirketlerinden personel alımı yapılabileceği, söz konusu alıma ilişkin hususlarda Hizmet Alımı
İhaleleri Uygulama Yönetmeliği eki Hizmet İşleri Genel Şartnamesi ve ilgili diğer mevzuat
hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Hizmet İşleri Genel Şartnamesine göre sözleşme
konusu hizmetin yüklenici tarafından belli bir süre boyunca devamlı olarak verilmesi veya işin
bölümlere ayrılabilir olması durumunda sözleşmede belirtilen aralıklarla, kesin ödeme
mahiyetinde olmamak ve kazanılmış hak sayılmamak üzere geçici hakediş ödemeleri
yapılacağı ifade edilmiştir.
Yapılan incelemelerde İdare tarafından kendi şirketinden doğrudan hizmet sözleşmesi
ile personel temin ettiği ve söz konusu alımın aylık hakediş düzenlenmesi suretiyle
gerçekleştirildiği görülmüştür. Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından
gerçekleştirilen doğrudan hizmet alımı sözleşmesinde hakediş sırasına uyulmadığı, şöyle ki
2024 mart ayına ilişkin hakediş (15. hakediş) düzenlenmediği halde 2024 Nisan-Mayıs-Haziran
hakedişlerinin (16-17-18 numaralı hakedişlerin) düzenlenerek ödeme emrine bağlandığı, mart
ayında yapılan işin fatura tarihininde yine ağustos ayında düzenlendiği (yaklaşık 4 ay sonra)
görülmüştür.
Söz konusu durum ara hakedişlerin yapılmasında hakediş sırasına uyulmaması suretiyle
mevzuata aykırılık oluşturmakla birlikte hakedişlerden yapılacak ve diğer kamu kurumlarına
ödenecek kesintilerin zamanında bildirilip ödenmemesi sonucunu doğurmaktadır.

Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından ilgili müdürlüklere gerekli
yazıların yazıldığı ifade edilerek bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak; İdare tarafından gerçekleştirilen ve aylık olarak yapılan hakedişlerin
sırasına uygun düzenlenerek mevzuata uygun hareket edilmesi ve hakedişlerden yapılacak ve
diğer kamu kurumlarına kesilerek ödenmesi gereken tutarların zamanında ödenmesi
gerekmektedir.
BULGU 26: Belediye Şirketine Ödenen Hakedişlerin Vergi ve Sosyal Güvenlik
Prim Tutarı Kadar Eksik Ödenmesi
696 sayılı KHK kapsamında belediye şirketinde istihdam edilmeye başlanan işçilere
yönelik olarak Şirkete ödenmesi gereken hakedişlerin, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primi
ve vergi tutarı kadar eksik ödendiği, dolayısıyla Şirket tarafından söz konusu yükümlülüklerin
ilgili kurumlara karşı zamanında yerine getirilemediği görülmüştür.
696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye
eklenen Ek Madde 20’nci maddede; “İl özel idareleri, belediyeler ile bağlı kuruluşları ve
bunların üyesi olduğu mahalli idare birlikleri, personel çalıştırılmasına dayalı hizmetleri
4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 22 nci maddesindeki limit ve şartlar ile
62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki sınırlamalara tabi olmaksızın doğrudan
hizmet alımı suretiyle birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlası bu idarelere ait
ve halen bu kapsamda hizmet alımı yaptığı mevcut şirketlerinden birine, bu nitelikte herhangi
bir şirketi bulunmuyorsa münhasıran bu amaçla kuracakları bir şirkete gördürebilir.

Bu madde kapsamındaki şirketlerde işçilerin işe alımı, işçilere ilişkin personel
giderlerinin toplam giderler içindeki payına ilişkin üst sınırları, ilk defa alınacak işçilere ilişkin
belirlenecek ölçütleri esas alarak yıllık sınırlamaları ve bu kapsamdaki alımlar ile harcamaları
izlemeye ilişkin usul ve esasları belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.” hükümleri yer
almaktadır.
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Ek 20’nci maddesine istinaden 09.04.2018
tarihli ve 11608 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla kabul edilen İl Özel İdareleri, Belediyeler ve
Bağlı Kuruluşları ile Bunların Üyesi Olduğu Mahalli İdare Birliklerinin Personel Çalıştırılmasına Dayalı Hizmetlerinin Gördürülmesine İlişkin Usul ve Esaslar, 28/04/2018
tarihli ve 30405 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Usul ve Esaslar’ın “Personel Giderlerinin Toplam Giderler İçindeki Payına İlişkin Üst
Sınır” başlıklı 5’inci maddesinin dördüncü fıkrasında; “ (4) İdare tarafından şirkete personel
gideri için yapılacak aylık ödemelerin toplamı, hizmet alımı sözleşmesinde öngörülen işçi
ücretleri esas alınarak hesaplanan;
a) Asgari İşçilik maliyeti,
b) Asgari işçilik maliyeti üzerinden hesaplanan %4 sözleşme giderleri ve genel giderler,
c) İşçilikle bağlantılı ayni giderler,
ç) Asgari işçilik maliyeti ve işçilikle bağlantılı ayni giderler toplamı üzerinden %7’ye
kadar belirlenecek kâr,
dâhil işçilik giderleri toplamını aşamaz. İşçi ücretlerinin tespitinde asgari ücrette
meydana gelen artışlar dikkate alınır. Asgari işçilik maliyeti, sözleşme giderleri ve genel
giderler ile işçilikle bağlantılı ayni giderler ve kâr oranı, kamu ihale mevzuatı esas alınarak
belirlenir.” hükümleri yer almaktadır.
Yukarıdaki mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere; 696 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile yapılan düzenleme sonucunda belediyeler tarafından belediye şirketlerinden
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22’nci maddesindeki limit ve şartlar ile 62’nci maddesinin
birinci fıkrasının (e) bendindeki sınırlamalara tabi olmaksızın personel alımı yapılmaktadır. Söz
konusu personel alımı neticesinde belediyeler tarafından kendi şirketlerine sözleşme
koşullarına göre tespit edilen hakedişler ödenmektedir.
Belediyelerin kendi şirketleriyle imzaladıkları personel çalışmasına dayalı hizmet alımı
sözleşmelerinin bir bütün olduğu görülmekte olup, sözleşmede belirtilen hakediş tutarlarının
bir kısmının ödenebileceğine ilişkin seçimlik hakları bulunmamaktadır.
Yapılan incelemede, İdarenin kendi Şirketinden doğrudan hizmet sözleşmeleri ile temin
ettiği personele yönelik olarak yapılan ödemelerin; net ücret, bireysel emeklilik kesintisi ve icra
kesintisi toplamından oluştuğu, hakedişin gider kalemlerinden olan SGK primleri ve vergi
tutarlarının ise ödenmediği görülmüştür.

Hakedişlerin vergi, sgk primi v.b tutarlar düşülerek eksik ödenmesi durumunda şirketler
bu tutarları alacaklı kurumlara zamanında ödeyememekte, bu nedenle söz konusu borçlara
gecikme zammı işlemektedir. Bu borçların ve gecikme zamlarının nihayetinde belediyeler
tarafından ödeneceği, bu nedenle belediyelerin bütçesine fazladan külfet getireceği
değerlendirilmektedir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından Belediye Şirketine ödenmesi
gereken vergi ve sosyal güvenlik pirimi ödemelerinin İdarenin İller Bankası payından her ay
düzenli olarak kesildiği ifade edilmiştir. İdare tarafından her ne kadar söz konusu vergi ve
sosyal güvenlik primlerinin İdare payından kesildiği ifade edilse de bu durum Belediye
Şirketinin yüksek faiz oranlarına maruz kalmasına sebep olmaktadır. Kaldı ki hakedişlerin vergi
ve SGK pirimi hariç ödenmesi mevzuata uygun düşmemektedir. Açıklanan nedenlerle İdare
bulgu konusu hususu karşılayamamıştır.
Sonuç olarak, İdare tarafından Şirkete ödenmesi gereken personel hizmet bedellerinin
sadece net ücret, bireysel emeklilik tutarı ve icra kesintisi toplamı üzerinden yapılan hesaplama
sonucu bulunan tutar üzerinden değil, ilgili kamu idarelerine ödenmesi gereken SGK pirimi ve
çeşitli vergi tutarlarının dahil edilerek ödenmesi gerekmektedir.
BULGU 27: İdare Tarafından Kıyıların Korunması ile İlgili Yükümlülüklerin
Yerine Getirilmemesi
İdare tarafından kıyıların korunması ile ilgili yükümlülüklerin tam olarak yerine
getirilmediği ve ilgili kurumlara yazı yazılmadığı görülmüştür.
3621 sayılı Kıyı Kanunu’n 6’ncı maddesinde;
“Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı
yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.
Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl vesaire alınamaz veya
çekilemez.” denilmektedir.
Aynı Kanun’un “kontrol” başlıklı 13’üncü maddesinde;
“Bu Kanun kapsamında kalan alanlardaki uygulamaların kontrolu; belediye ve mücavir
alan sınırları içinde belediye, dışında ise valilikçe yürütülür. İlgili bakanlıkların teftiş ve
kontrol yetkileri saklıdır.” denilmektedir.

Mezkûr Kanun’un 15’inci maddesinde; kıyıların kullanımına engel oluşturulacak
durumlarda idari yaptırım kararı vermeye mülki idari amirlerinin görevli olduğu belirtilmiştir.
Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliği’n 19’uncu maddesinde; “Kıyılarda,
doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan alanlarda ve sahil şeritlerindeki uygulamalar ve
bunların kontrolü, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, bu alanlar dışında
valiliklerce yürütülür. İlgili Bakanlıkların teftiş ve kontrol yetkileri saklıdır. Yapılan
işlemlerden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bilgi verilir. Kanun kapsamında
kalan alanlar belediye veya valiliklerce imar mevzuatına aykırı yapılanmaların önlenmesi
amacıyla sürekli denetim altında tutulur. Bu amaçla gerekli tüm önlemler valilik ve
belediyelerce alınır.”,
Yönetmelik’in 20’nci maddesinde; “Kıyılarda, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan
alanlarda ve sahil şeritlerinde Kanun, plan ve bu Yönetmelik hükümlerine uyulmadan,
ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapılması halinde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32’nci
maddesi hükümleri uyarınca, aynı Kanunda belirlenen yasal süreler içinde belediye ve mücavir
alan sınırları içerisinde belediyesince, dışında il özel idaresince gerekli işlem yapılır.”
denilmektedir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde kıyılar herkesin eşit
bir şekilde faydalanmasına açık olup buralarda imara aykırı bir yapı veya halkın kullanımını
engelleyecek hususların bulunmaması gerektiği ifade edilmiştir. Yine söz konusu imara aykırı
veya halkın kullanımı engelleyici durumların ilgili belediyelerce kontrol edileceği ve idari
yaptırımların mülki idari amir tarafından yerine getirileceği belirtilmiştir. Ayrıca söz konusu
işlemlerle ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na da bilgi verilmesi gerektiği
ifade edilmiştir.
Yapılan incelemelerde Adalar Belediyesi yetki alanında bulunan ve yerleşime açık 4
adada ruhsatsız veya halkın kullanımı engelleyecek şekilde faaliyette bulunan plaj işletmeleri
ile imara aykırı yapılar bulunduğu İdare birimleri tarafından kayıt altına alınan tutanaktan
görülmüştür. Ancak İdare tarafından söz konusu aykırılıklara ilişkin Kaymakamlığa yazı
yazılmadığı, ruhsatsız çalışma yönünden yapılan işlemler dışında herhangi bir işlem tesis
edilmediği ve doğal olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na herhangi bir
bildirim yapılmadığı tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile mevzuatın gerekliliklerin tam olarak
yerine getirilmediği görülmüştür.

Şöyle ki Adalar Belediye Başkanlığı tarafından 01.08.2024 tarihli yazı ile yeterli
personeli bulunmadığı sebebiyle kıyıların denetimi görevini yerine getirilemediğine ilişkin
Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına, Anadolu Yakası Milli Emlak Daire Başkanlığına ve
Kanlıca Orman İşletme Müdürlüğüne yazı yazılmıştır. Ancak her ne kadar personel yetersizliği
sebebiyle kıyıların denetiminin tam olarak yerine getirilmediğine ilişkin yazı yazılsa da 2024
yılı içerisinde kıyıların işgaline ilişkin İdare zabıta birimleri tarafından tutanakla kayıt altına
alınan birçok aykırılık bulunmakta olup İdare tarafından bu aykırılıklara ilişkin gerekli idari
yaptırımların uygulanması amacıyla Kaymakamlığa yazı yazılmadığı sadece ruhsatsız çalışma
yönünden işlem yapıldığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından ilgili kamu kurumları ile
gerekli yazışmaların yapıldığı ifade edilmiş olup bulgu konusu hususa iştirak edilmiştir.
Sonuç olarak, İdare tarafından kıyıların haksız işgali sebebiyle veya imara aykırı
yapılarla ilgili olarak verilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesi gerektiği
düşünülmektedir.
BULGU 28: Asansör Muayene Kuruluşunca Tahsil Edilen Periyodik Kontrol
Ücreti Üzerinden İdare Payının Talep ve Tahsil Edilmemesi
Belediyenin yetki ve sorumluluk alanında faaliyet gösteren A tipi asansör muayene
kuruluşu tarafından tahsil edilen periyodik kontrol ücreti üzerinden İdarece pay talep
edilmediğinden söz konusu payın takip ve tahsilatının yapılmadığı görülmüştür.
İlçe sınırları içerisindeki hizmete sunulan asansörlerin tescil ve periyodik kontrolleri,
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyelerin yetkileri ve imtiyazları” başlıklı
15’inci maddesinin birinci fıkrasının (s) bendinde yer alan, “Belediye sınırları içerisinde, yapı
ruhsatı veya yapı kullanma izni hangi idare tarafından verilmiş olursa olsun, hizmete sunulacak
olan asansörlerin tescilini yapmak, ilgili teknik mevzuat çerçevesinde yıllık periyodik
kontrollerini yapmak ya da yetkilendirilmiş muayene kuruluşları aracılığıyla yaptırmak, gerekli
hâllerde asansörleri hizmet dışı bırakmak.” hükmü gereğince belediyelerin sorumluluğundadır.
Asansör Periyodik Kontrol Yönetmeliği’nin “Periyodik kontrol ücretinin belirlenmesi”
başlıklı 10’uncu maddesinin (3) numaralı fıkrasında;
“Periyodik kontrol ücreti, ilgili idare karar organı tarafından belirlenen fiyatın ilgili
idare payı ile birlikte KDV hariç toplamına eşittir.”,“Periyodik kontrol ücretinin tahsili” başlıklı 23’üncü maddesinde;
“(1) Periyodik kontrol ücreti, bina sorumlusundan KDV dahil olarak A tipi muayene
kuruluşunca tahsil edilir.
(2) Tescil öncesi ilk periyodik kontrol ücreti ise asansör yaptırıcısından periyodik
kontrol ücretinin üç katı olacak şekilde KDV dahil olarak A tipi muayene kuruluşunca tahsil
edilir.
(3) İlgili idare tarafından talep edilmesi ve protokolde belirtilmesi durumunda EK-1’de
yer alan taban ve tavan fiyat aralığında ilgili idarece belirlenen fiyatın azami % 10’unu
protokol yapılan ilgili idareye A tipi muayene kuruluşunca aktarılır.” denilmektedir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre; periyodik kontrol ücreti, ilgili idare
karar organı tarafından belirlenen fiyatın ilgili idare payı ile birlikte KDV hariç toplamına eşit
olup İdarece pay talep edilmesi ve protokolde belirtilmesi halinde, asansör muayene kuruluşu
tarafından tahsil edilen periyodik kontrol ücretinin %10’una kadar pay Belediyeye
aktarılacaktır.
Yapılan incelemede; A tipi muayene kuruluşu ile yapılan protokolde periyodik kontrol
ücretinin %10’unun Belediye payı olduğuna ilişkin düzenlemenin yapıldığı ancak İdare
tarafından A tipi asansör muayene kuruluşu tarafından tahsil edilen periyodik kontrol ücreti
üzerinden herhangi bir pay talebinin yapılmadığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti doğrultusunda, İdare tarafından özetle; konunun takip
edildiği ifade edilmiştir.
Sonuç itibarıyla; mevzuat uyarınca İdare tarafından asansör periyodik kontrol ücreti
payının takip ve tahsilinin yapılması gerekmektedir.
BULGU 29: Terkin İşlemlerinde Düzeltme ve İade Belgesinin Düzenlenmemesi
Belediyede müdürlükler tarafından yapılıp muhasebe birimine bildirilen terkin
işlemlerinde düzeltme ve iade belgelerinin düzenlenmediği dolayısıyla terkin sebeplerine
yönelik açıklamalara yer verilmediği görülmüştür.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliğinin 87’nci maddesinde gelirlerden
alacakların terkin işlemleri şu şekilde anlatılmıştır

“(…)Gelirlerden alacakların terkinine ilişkin düzeltme ve iade belgesi muhasebe
servisine gönderildiğinde, her bir düzeltme ve iade belgesi için düzenlenecek muhasebe işlem
fişiyle veya düzeltme ve iade belgelerinin ekli olduğu günlük icmal listesine göre düzenlenecek
muhasebe işlem fişiyle yılı içinde gelirler hesabına (yılı geçmiş ise giderler hesabına) borç,
gelirlerden alacaklar hesabına alacak kaydedilerek terkin edilen tutarlar kayıtlardan
çıkarılır.(…)”
Buna göre gelirlerden alacakların terkinine ilişkin düzeltme ve iade belgesi düzenlenip
muhasebe servisine gönderilmesi ve buna göre terkin işlemi yapılması gerekmektedir.
Düzeltme ve iade belgesi ise ilgili Yönetmeliğin “Ekler” bölümünde Örnek:55 olarak yer
almaktadır. Söz konusu belgede açıklama bölümüne yer verilmiştir. Bu bölümde terkin
işleminin sebebinin anlaşılır şekilde açıklanıp ilgili belgenin muhasebe servisine gönderilmesi
gerekmektedir.
Yapılan incelemede; İdarede müdürlükler tarafından düzeltme ve iade belgeleri
düzenlenmeden dolayısıyla terkin işlemine ilişkin bir açıklama yapılmadan doğrudan muhasebe
servisine bedel bildirilmek suretiyle terkin işlemlerinin gerçekleştiği tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti doğrultusunda, İdare tarafından özetle; bahse konu
işlemlerin 2025 yılı içerisinde düzeltidiği ifade edilmiştir.
Ancak İdare tarafından verilen cevabi yazıda tarafımıza herhangi bir tevsik edici belge
sunulmamıştır.
Sonuç olarak, İdare tarafından yapılan terkinlerde Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe
Yönetmeliğine uygunluğu teminen düzeltme ve iade belgesinin açıklama içerecek şekilde
düzenlenmesi gerekmektedir.
BULGU 30: Ulusal Bayram Günlerinde Faaliyet Gösteren İşyerlerinden Tatil
Günlerinde Çalışma Ruhsat Harcı Alınmaması
Belediye sınırları içerisinde ulusal bayram günlerinde faaliyet gösteren işyerleri
olmasına rağmen tatil günlerinde çalışma ruhsat harcının tahsil edilmediği görülmüştür.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun Tatil Günlerinde Çalışma Ruhsatı Harcına
ilişkin “Konu” başlıklı 58’inci maddesinde; ulusal bayram günlerinde çalışmaları belediyelerce
izne bağlı işyerlerine ruhsat verilmesi işleminin, Tatil Günlerinde Çalışma Ruhsatı Harcına tabi
olacağı hüküm altına alınmıştır

Söz konusu Kanun’un “Mükellef” başlıklı 59’uncu maddesinde, Tatil Günlerinde
Çalışma Ruhsatı Harcının mükellefinin kendisine çalışma ruhsatı verilen gerçek veya tüzelkişi
olduğu belirtilmiştir. Aynı Kanun’un “Mükellefiyet dönemi ve harcın ödenmesi” başlıklı
61’inci maddesinde ise, söz konusu harcın mükellefiyet döneminin, çalışma izninin
kullanılacağı takvim yılı olduğu, yıl içinde mükellefiyete girilmesi veya işin terk edilmesi
hallerinde mükellefiyetin, çalışılan süreye inhisar edeceği, mükellefiyete girilen veya
mükellefiyetten çıkılan ay kesirlerinin tam ay sayılacağı ve söz konusu harcın makbuz
karşılığında ve peşin olarak tahsil edileceği düzenlenmiştir.
2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 1’inci maddesine göre,
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın ulusal bayram olduğu ve Bayramın, 28 Ekim günü saat
13.00’ten itibaren başlayıp ve 29 Ekim günü devam edeceği ifade edilmiştir.
Belediyenin hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonucunda; Belediye tarafından, ulusal
bayram günlerinde çalışan iş yerlerinin tespitine ve söz konusu günlerde çalışan/çalışmak
isteyen iş yerlerinden tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcının tahsiline ilişkin herhangi bir
işlem yapılmadığı ve söz konusu harca ilişkin herhangi bir gelir elde edilmediği görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından bulgu konusu hususa iştirak
edilmiş olup tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcının 05.03.2025 tarihli ve 19 sayılı Belediye
Meclis Kararı ile gelir tarife cetveline eklendiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, Belediyenin gelir kaybına uğramaması için mevzuatta belirtilen esaslar
çerçevesinde Tatil Günlerinde Çalışma Ruhsatı Harcıyla ilgili gerekli takip ve tahsilat
işlemlerinin yapılmasının gerektiği düşünülmektedir.
BULGU 31: Sabit ve Mobil Haberleşme Altyapı ve Şebekelerinden Alınması
Gereken Geçiş Hakkı Bedelinin Takip ve Tahsilatının Yapılmaması
Belediyenin yetki alanı içinde kalan sabit ve mobil haberleşme altyapısı veya
şebekelerinde kullanılan her türlü kablo ve benzeri gerece ilişkin geçiş hakkı ücretlerine
Belediye gelir tarifesinde yer verilmediği ve söz konusu gelir kaleminin takip ve tahsilinin
yapılmadığı görülmüştür.
5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun “Tanımlar ve kısaltmalar” başlıklı
3’üncü maddesinde;s) Geçiş hakkı: İşletmecilere, elektronik haberleşme hizmeti sunmak için gerekli şebeke
ve alt yapıyı kurmak, kaldırmak, bakım ve onarım yapmak gibi amaçlar ile kamu ve özel
mülkiyet alanlarının altından, üstünden, üzerinden geçmeleri için tanınan hakları,
ş) Geçiş hakkı sağlayıcısı: Geçiş hakkına konu olan kamuya ait ya da kamunun ortak
kullanımında olan taşınmazlar da dahil olmak üzere, taşınmaz sahipleri ve/veya taşınmaz
üzerindeki hak sahiplerini,

z) İşletmeci: Yetkilendirme çerçevesinde elektronik haberleşme hizmeti sunan ve/veya
elektronik haberleşme şebekesi sağlayan ve alt yapısını işleten şirketi,” tanımlamaları
yapılmıştır.
Aynı Kanun’un “Geçiş hakkının kapsamı” başlıklı 22’nci maddesinin birinci
fıkrası;
“Geçiş hakkı; elektronik haberleşme hizmeti vermek amacıyla, her türlü elektronik
haberleşme alt yapısını ve bunların destekleyici ekipmanlarını, kamu ve/veya özel mülkiyete
konu taşınmazların altından, üstünden, üzerinden geçirme ve bu alt yapıyı kurmak, değiştirmek,
sökmek, kontrol, bakım ve onarımlarını sağlamak ve benzeri amaçlarla söz konusu mülkiyet
alanlarını bu Kanun hükümleri çerçevesinde kullanma hakkını kapsar.”
Yine Aynı Kanun’un “Anlaşma serbestisi” başlıklı 25’inci maddesi; “İşletmeci ile geçiş
hakkı sağlayıcısı, ilgili mevzuata ve Kurum düzenlemelerine aykırı olmamak koşulu ile geçiş
hakkına ilişkin anlaşmaları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere
serbestçe yapabilirler. İşletmeciler, Kurum tarafından istenmesi halinde yapılan anlaşma ile
ekleri ve değişikliklerini, her türlü bilgi, belge ile yazışmaları Kuruma bildirmekle
yükümlüdürler.” şeklinde düzenlenmiştir.
Geçiş hakkı ve bu hakka uygulanacak ücret tarifesine ilişkin usul ve esasların
belirlenmesi amacıyla Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından 27.12.2012
tarihli ve 28510 sayılı Resmî Gazete’de “Sabit ve Mobil Haberleşme Altyapısı veya Şebekelerinde Kullanılan Her Türlü Kablo ve Benzeri Gerecin Taşınmazlardan Geçirilmesine
İlişkin Yönetmelik” yayımlanmıştır.
Bu Yönetmelik’in “Geçiş hakkına ilişkin anlaşma” başlıklı 8’inci maddesine göre
işletmeci ve geçiş hakkı sağlayıcısı; geçiş hakkına ilişkin anlaşmaları serbestçe yapabilirler.
Ayrıca “Geçiş hakkı ücretleri” başlıklı 9’uncu maddesinde; “Geçiş hakkı kullanımında gerçek
ve özel hukuk tüzel kişilerine ait mülkiyet alanları dışında kalan yerler için Geçiş Hakkı
Sağlayıcısı tarafından, geçiş hakkını kullanan işletmeciden talep edilen geçiş hakkı ücreti, Geçiş
Hakkı Ücret Tarifesinde belirtilen fiyatları aşamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır.
Söz konusu düzenlemeye istinaden Yönetmelik ekinde aşağıda belirtilen şekilde tarife
yapılmıştır.

Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerine göre; İdareye ait taşınmazlar üzerinden
elektronik haberleşme hizmetini sunmak isteyen işletmecilerin geçiş hakkı için İdareye
başvuruda bulunarak anlaşma yapması ve ilgili Yönetmelik’te belirtilen tutarı aşmamak üzere
belirlenen geçiş ücretinin anlaşmada gösterilmesi gerekmektedir.

Yapılan incelemede İdare tarafından geçiş hakkı ücretlerine yönelik 2024 yılı için
herhangi bir tarife cetveli belirlenmediği ve bu gelire ilişkin herhangi bir tahakkuk veya tahsilat
kaydı yapılmadığı görülmüştür.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından bulguya konu edilen
hususlara ilişkin 2025 yılı içerisinde gerekli çalışmaların yapılacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, İdare sınırı ve mücavir alanı içerisinde olan yerlerden geçen
telekomünikasyon altyapı ve şebekeleri için bir geçiş hakkı bedelinin belirlenmesi ve
işletmecilerden bu geçiş haklarıyla ilgili belirlenen bedellerin takip ve tahsilatının
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
BULGU 32: Kira Süresi Sona Eren Bazı Taşınmazların Ecrimisil Yoluyla
Kullandırılmaya Devam Edilmesi
İdareye ait bazı taşınmazların, kira süresi bitmesine rağmen yeniden kiralama ihalesi
yapılana kadar ecrimisil alınarak kullandırıldığı ve bu şekilde taşınmazların kira sürelerinin
uzatıldığı görülmüştür.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 18’inci maddesinde:
Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine
veya tahsisli bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması hâlinde tahsisin
kaldırılmasına; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı geçmemek kaydıyla bunlar
üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermenin belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında
olduğu;
Kanun’un 34’üncü maddesinde ise: Taşınmaz mal satımına, trampasına ve tahsisine
ilişkin meclis kararlarını uygulamanın; süresi üç yılı geçmemek üzere taşınmaz kiralanmasına
karar vermenin belediye encümeninin görev ve yetkileri arasında olduğu;
hüküm altına alınmıştır.
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı 1’inci maddesinde; genel
bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet,
yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin bu Kanun’da yazılı
hükümlere göre yürütüleceği ifade edilmiştir.

2886 sayılı Kanun’un “Ecrimisil ve Tahliye” başlıklı 75’inci maddesinde ise;
“Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları
ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların,
gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9 uncu maddesindeki
yerlerden sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı
üç kişiden oluşan komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve
takdir edilecek ecrimisil istenir. Ecrimisil talep edilebilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir
zarara uğramış olması gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru aranmaz.

Kira sözleşmesinin bitim tarihinden itibaren, işgalin devam etmesi halinde, sözleşmede
hüküm varsa ona göre hareket edilir. Aksi halde ecrimisil alınır. İşgal edilen taşınmaz mal,
idarenin talebi üzerine, bulunduğu yer mülkiye amirince en geç 15 gün içinde tahliye ettirilerek,
idareye teslim edilir.” denilmektedir.
Öte yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları”
başlıklı İkinci Ayırımın “Uygulama Alanı” başlıklı 339’uncu maddesinde; konut ve çatılı işyeri
kiralarına ilişkin hükümlerin, kamu kurum ve kuruluşlarının yaptıkları bütün kira
sözleşmelerine de uygulanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun’un “Konut ve çatılı işyeri kiralarında
sözleşmenin sona ermesi” başlıklı 347’nci maddesinin birinci fıkrasında ise, “Konut ve çatılı
işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş gün önce
bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren,
sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama
süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce
bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.”
denilmektedir.
Yukarıda yer verilen düzenlemelerden, belediye taşınmazlarının kiralanmasının 2886
sayılı Kanunda yer alan ihale usullerine tabi olduğu, sözleşme süresinin sonunda yeniden bu
ihale usullerine göre ihale yapılması gerektiği, sözleşme süresinin on yıldan çok olamayacağı,
kira süresi sonunda eğer işgal devam ederse sözleşmede aksine hüküm yoksa ecrimisil alınarak
işgalcinin tahliyesine yönelik mülki amire talepte bulunulmasının gerektiği, söz konusu
taşınmazların 2886 sayılı Kanun çerçevesinde yeniden ihale yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, ecrimisilin bir kiralama yöntemine ve olağan bir taşınmaz
yönetim şekline dönüştürülmesinin mevzuata aykırı olduğu açıktır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine ve yapılan açıklamalara göre Belediyenin
taşınmazlarının kiralanmasında kira sürelerinin encümen kararı ile 10 yılı aşan sürelerde
uzatılmaması ve kira sözleşmeleri sona erdirilerek 2886 sayılı Kanun çerçevesinde yeni bir
kiralama ihalesine çıkılması gerekmektedir.
İdarenin taşınmaz işlemlerinin incelenmesi neticesinde; çatılı işyeri niteliğindeki
taşınmazların kira süresinin bitmesine rağmen yeniden kiralama ihalesi yapılana kadar ecrimisil
alınarak kullandırılmaya devam ettirildiği ve taşınmazın tahliyesine yönelik işlem yapılmadığı
görülmüştür. Kira süresi uzatılan taşınmaz sözleşmelerinin başlangıçlarının 2015-2018 yılları
arasında olduğu görülmektedir. Bu uygulama hem ihale ile kiraya verme sürecindeki artırımlı
bedellerinin önüne geçmekte, hem de kiranın rayicin altına düşmesine ve dolayısıyla
Belediyenin gelir kaybına uğramasına sebep olmaktadır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından gerekli dikkat ve özenin
gösterileceği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, kira süresi biten taşınmazların mevzuatında belirtilen şekliyle yeniden
ihale suretiyle kiraya verilmesi ve ecrimisilin olağan bir taşınmaz yönetim şekline
dönüştürülmemesi gerekmektedir.
BULGU 33: İdarenin Ambalaj Atıklarının Toplanması ve Değerlendirilmesi
Hakkının Bedelsiz ve İhalesiz Olarak Devredilmesi
Ambalaj atıklarının toplanması ve değerlendirilmesine ilişkin belediyenin sahip olduğu
imtiyaz hakkı ile idare sınırları içerisinde atık giysilerin çöp sahasına ulaşmadan toplanması
amacıyla konteyner kurulması ve konteynerlerin boşaltılarak geri dönüşüme kazandırılmasına
ait imtiyaz hakkının ihale yapılmaksızın ve herhangi bir bedel alınmaksızın özel bir firmaya
devredildiği görülmüştür.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve imtiyazları” başlıklı 15’inci
maddesinde katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve yaptırmanın belediyenin
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı 1’inci maddesinde;
belediyelerin alım,satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma
işleri bu Kanun’da yazılı hükümlere göre yürütüleceği ifade edilmiştir.
2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 11’inci maddesinde, atıkların üretiminin ve zararlarının
önlenmesi veya azaltılması ile atıkların geri kazanılması ve geri kazanılabilen atıkların
kaynağında ayrı toplanmasının esas olduğu; atık yönetim plânlarının hazırlanmasına ilişkin
esasların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle
düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
02.04.2015 tarihli ve 29314 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
Ambalaj Atık Yönetimi Yönetmeliğin “Belediyelerin görev ve sorumlulukları” başlıklı 8’inci
maddesinde ise belediyelerin ambalaj atığını toplamak veya toplattırmak, bu iş için toplama
ayırma tesisi kurmak veya kurdurmak, işletmek veya işlettirmek konularında görevli ve
yükümlü olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
Yapılan incelemede; ambalaj atıklarının toplanması, taşınması, ayrıştırılması ve
depolanması hizmetlerini içeren imtiyazın çevre lisanslı özel kuruluşa ihalesiz ve herhangi bir
bedel alınmaksızın devredildiği tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından bahse konu ihalenin
21.04.2024 tarihinde sona erdiği ve halen yeni ihale çalışmalarının devam ettiği ifade edilmiştir.
Ancak bu süreçte ambalaj atıklarının toplanması ve değerlendirilmesine yönelik imtiyaz
hakkının nasıl kullanıldığına ilişkin herhangi bir cevap verilmemiştir.
Sonuç olarak ambalaj atıklarının toplanması, taşınması, ayrıştırılması ve depolanması
hizmetlerini kapsayan İdare imtiyazının/hakkının ihale mevzuatına uygun olarak kiraya
verilmesi gerekmektedir.
BULGU 34: İdarenin Mülkiyetinde veya Tasarrufunda Olmayan Bir Taşınmazın
Kiraya Verilmesi
İdarenin mülkiyetinde veya tasarrufunda olmayan bir taşınmazın kiraya verildiği
görülmüştür.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin tasarrufundaki yerler” başlıklı 79’uncu
maddesinin birinci fıkrasında diğer kanunlarla getirilen hükümler saklı kalmak üzere,
mezarlıklar ile belediye sınırları içinde bulunan ve sahipsiz arazi niteliğinde olan seyrangâh,
harman yeri, koruluk, dinlenme yerleri, meydanlar, bataklık, çöp döküm sahaları, yıkılmış kale
ve kulelerin arsaları ve enkazı ve benzeri yerlerin belediyenin tasarrufunda olduğu ifade
edilmiştir.
Adalar ilçesi Burgazada Mahallesi Yeni Yalı sokak No:3 (Burgazada Zabıta Karakol
Üstü), 176 ada 29 parselde bulunan 22 m2
’lik taşınmazın 3 yıl süre ile kiraya verilmesi için
21.11.2017 tarihli ve 2017/135 no.lu belediye encümen kararı alınmıştır. Bu karara istinaden,
belediye encümeni tarafından zabıta karakolu olarak kullanılan binanın üst katı konut olarak
yıllık katma değer vergisi (KDV) hariç 1.391,28 TL tutarındaki kira sözleşmesi ile
kullandırılmıştır. 2021 yılında kira sözleşmesi süresi dolan taşınmazın ecrimisil tahakkuk
edilerek kullandırılmaya devam edildiği görülmüştür.
Yapılan incelemede, kiraya verilen söz konusu taşınmazın İdarenin mülkiyetinde
olmadığı gibi 5393 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesinde sayılan tasarrufu İdareye bırakılan
yerlerden de olmadığı açıkça görülmektedir. İdareden alınan tapu ve kadastro bilgi sistemi
(TAKBİS) verilerine göre söz konusu yerin hazine arazisi olduğu ve belediye tarafından
Burgazada Zabıta Karakolu olarak kullanıldığı üst katında bulunan mesken niteliğindeki
taşınmazın ise konut kiraya verilmek suretiyle kullandırıldığı tespit edilmiştir.
Söz konusu taşınmazla ilgili olarak mevcut uygulamanın devam ettirilmesi halinde,
ileride oluşabilecek hukuki uyuşmazlıklarda İdarenin davalı duruma düşmesi ve bunun
sonucunda dava ve tazminat giderleri karşılamak zorunda kalması söz konusu olabilecektir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından 19/02/2025 tarihli tebliğ ile
tahliye talebinde bulunulduğu ve tahliye işlemlerinin halen devam ettiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak mülkiyeti veya tasarrufu idarede bulunmayan, diğer bir deyişle Devletin
özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar üzerinde tasarrufta
bulunulabilmesi için bu yerlerin ilgili Bakanlık tarafından, Belediyeye tahsis/irtifak hakkı tesis
edilmesi gerekmektedir.

BULGU 35: Bazı İş Yerlerinin Çevre Temizlik Vergisi Mükellefiyetinin
Kurulmaması
İdare tarafından ilçe sınırlarında aktif faaliyet gösteren iş yerlerinin bazılarına çevre
temizlik vergisi mükellefiyeti tesis edilmediği görülmüştür.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “Çevre temizlik vergisi” başlıklı mükerrer
44’üncü maddesinde ise; belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin
çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların
çevre temizlik vergisine tabi olduğu, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalara ait tahakkuk
eden çevre temizlik vergisinin her yıl emlak vergisinin taksit sürelerinde ödeneceği, genel ve
katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların kuracakları birlikler,
darülaceze ve benzeri kuruluşlar ve üniversiteler tarafından münhasıran hizmetlerinde
kullanılan binalar, Kızılay Genel Merkezi ile şubeleri ve kampları, Kredi ve Yurtlar Kurumuna
ait öğrenci yurtları, korumalı işyerleri ile umuma açık ibadet yerleri, karşılıklı olmak şartıyla
elçilik ve konsolosluk hizmetlerinde kullanılanlarla elçilerin ikametine mahsus olan binalar,
milletlerarası kuruluşlar ve bunların temsilcilikleri tarafından kullanılan binalar ile bunların
müştemilatının ise vergiye tâbi olmadığı hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, belediye sınırları
içinde yer alan ve belediyenin çevre temizlik hizmetlerinden faydalanan tüm konut, iş yerleri
ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisi mükellefi olması gerekmektedir.
Erenköy Vergi Dairesinden alınan veriler incelendiğinde; 12.12.2024 tarihi itibarıyla
Belediye sınırları içinde aktif olarak faaliyet gösteren 1.385 adet iş yerinin bulunduğu
görülmüştür. Belediye ruhsat biriminden alınan ruhsatlı iş yeri sayısının 698 adet olduğu ve
31.12.2024 tarihi itibarıyla ÇTV mükellefiyeti tesis edilen iş yeri sayısının ise 539 adet olduğu
tespit edilmiştir. Dolayısıyla aktif işyeri sayısı ve söz konusu verginin mükellef sayısı arasında
uyumsuzluk olduğu görülmektedir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından eksik olan mükelleflere
ilişkin tespit çalışmalarının başlatıldığı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, Belediye sınırları içinde faal olan iş yerlerinden ÇTV mükellefiyeti tesis
edilmeyen iş yerlerinin tespit edilmesi, İdare adına önemli bir gelir kalemi olan çevre ve
temizlik vergisine ilişkin tahakkuk ve tahsilat işlemlerinin yapılması gerekmektedir.

BULGU 36: İdare Tarafından Tahsil Edilen Çevre Temizlik Vergisine İlişkin
Büyükşehir Belediyesine Ait Payın Aktarılmaması
Belediye tarafından işyerlerinden tahsil edilen çevre temizlik vergisinden Büyükşehir
Belediyesine aktarılması gereken payın aktarılmadığı görülmüştür.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “Çevre Temizlik Vergisi” başlıklı mükerrer
44’üncü maddesinde; “İşyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisi,
belediyelerce binaların tarifedeki derecelere intibak ettirilmesi üzerine her yılın ocak ayında
yıllık tutarı itibarıyla tahakkuk etmiş sayılır. Tahakkuk eden vergi, bir defaya mahsus olmak
üzere, belediyelerin ilan mahallerinde bir ay süreyle topluca ilan edilir. İşyeri ve diğer şekilde
kullanılan binalarla ilgili olarak tahakkuk eden bu vergi, her yıl, emlak vergisinin taksit
sürelerinde ödenir. Su ve kanalizasyon idareleri büyükşehir dâhilindeki her ilçe veya ilk
kademe belediyesinin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan konutlara ilişkin olarak
tahsil ettiği çevre temizlik vergisi ile bu verginin süresinde ödenmemesi nedeniyle tahsil ettiği
gecikme zammının yüzde seksenini tahsilatı takip eden ayın yirminci günü akşamına kadar bir
bildirim ile ilgili belediyeye bildirerek aynı süre içinde öder. Tahsil edilen vergi ve gecikme
zammının yüzde yirmisini ise münhasıran çöp imha tesislerinin kuruluş ve işletmelerinde
kullanılmak üzere büyükşehir belediyesinin hesabına tahsilatı takip eden ayın yirminci günü
akşamına kadar aktarır. Büyükşehir belediye sınırları içinde bulunan belediyelerin kendileri
tarafından tahsil edilen çevre temizlik vergisinin yüzde yirmisi aynı esaslar çerçevesinde
büyükşehir belediyelerine aktarılır. Tahsil ettiği vergiyi veya gecikme zammını yukarıda
belirtilen süre içinde ilgili belediyeye yatırmayan idarelerden, bu tutarlar 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre gecikme zammı tatbik edilerek
tahsil edilir…” hükümleri yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen hükümlerden anlaşılacağı üzere; ilçe belediyelerinin, iş yeri ve
diğer şekillerde kullanılan binalardan elde edilen çevre temizlik vergisi ve gecikme zammı
toplamının yüzde yirmisini bir bildirim ile tahsil ettiği ertesi ayın yirminci günü akşamına kadar
büyükşehir belediyesine bildirmesi ve aynı süre içinde ödemesi gerekmektedir. Tahsil ettikleri
vergiyi veya gecikme zammını bu süre içinde yatırmayan belediyelerden, bu tutarlar 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre gecikme zammı
uygulanarak tahsil edilecektir.
Yapılan incelemede, İdare tarafından tahsil edilen ve 363-Kamu İdare Payları
Hesabında takibi yapılan 540.850,49 TL tutarındaki işyerlerine ait çevre temizlik vergisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) paylarından 395.794,79 TL’nin İstanbul Büyükşehir
Belediyesine aktarılmadığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından bütçe olanakları dahilinde
İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait payların aktarılacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, Belediyenin ileride olası gecikme cezalarına uğramaması amacıyla
işyerlerinden tahsil edilen ve Büyükşehir Belediyesine aktarılması gereken %20’lik payın
zamanında ödenmesi gerekmektedir.
BULGU 37: Eğlence Vergisi Mükellefi Olan Bazı İşyerlerinde Tahakkuk ve
Tahsilat İşleminin Yapılmaması
Belediye sınırları içerisinde eğlence vergisine tabi olarak faaliyet gösteren bazı
işyerlerine ilişkin eğlence vergisi tahakkuk ve tahsilatının yapılmadığı görülmüştür.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “Eğlence Vergisi” başlıklı bölümünün
“Konu” başlıklı 17’nci maddesinde, “Bu Kanunun 21 inci maddesinde belirtilen ve belediye
sınırları ile mücavir alanlar içinde yer alan eğlence işletmelerinin faaliyetleri Eğlence
Vergisine tabidir.” denilmiş ve “Mükellef” başlıklı 18’inci maddesinde, “Verginin mükellefi,
eğlence yerlerini işleten gerçek veya tüzelkişilerdir.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanun’un “İstisna ve Muaflıklar” başlıklı 19’uncu maddesinde, vergi alınmayan
eğlence faaliyetleri düzenlenmiştir. İlgili Kanun’un “Matrah” başlıklı 20’nci maddesinin
üçüncü fıkrasında ise, “Biletle girilmesi zorunlu olmayan bar, pavyon, gazino, gece kulübü,
taverna, diskotek, kabare, dansing, bilardo ve masa futbolu salonları gibi eğlence yerlerinde
işin mahiyetine göre çalışılan her gün için bu Kanun’un 96’ncı maddesine göre tespit edilen
miktardır.” denilmiştir. Söz konusu Kanun’un “Nispet ve Miktar” başlıklı 21’nci maddesinde
ise eğlence işletmelerinden alınacak eğlence vergisinin nispet ve miktarları belirlenmiştir.
Yapılan incelemede ayrıntısı aşağıdaki tabloda gösterildiği üzere Belediye sınırları
içinde mevzuatta belirtilen eğlence yerlerinden sayılan 4 adet bar ve 2 adet gece kulübü
işletmesi bulunmasına rağmen bu işletmelerden eğlence vergisi alınmadığı tespit edilmiştir.
Tablo 13: Eğlence Vergisi Alınmayan İşyerleri Sıra No Faaliyet Alanı Adres

Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından bulgu konusu hususa iştirak
edilmiş olup 2025 yılı içerisinde tahakkuk kayıtlarının yapıldığı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak; belirtilen eğlence mekanlarından 2464 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesine
göre tespit edilen miktarda eğlence vergisinin alınması gerekmektedir.
BULGU 38: Bazı İşletmelerin İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Olmaksızın
Faaliyette Bulunması ve Buna Bağlı Olarak İdarenin Gelir Kaybına Uğraması
Belediye sınırları içerisinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyette bulunan
işyerlerinin bulunduğu ve bu işyerlerinden işyeri açma izin harcı tahsilatı yapılmadığı
görülmüştür.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “İşyeri açma izni harcı” başlıklı 81’inci
maddesinde; belediye sınırları veya mücavir alanlar içinde bir işyerinin açılmasının işyeri açma
izni harcına tabi olduğu hüküm altına alınmıştır.
İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik’in “İşyeri açılması” başlıklı
6’ncı maddesinde; yetkili idarelerden usulüne uygun olarak işyeri açma ve çalışma ruhsatı
alınmadan işyeri açılamayacağı ve çalıştırılamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca işyerlerine bu
Yönetmelikte belirtilen yetkili idareler dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili
meslek kuruluşları tarafından özel mevzuatına göre verilen izinler ile tescil ve benzeri
işlemlerin bu Yönetmelik hükümlerine göre ruhsat alma mükellefiyetini ortadan kaldırmayacağı hüküm altına alınmıştır. İşyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan açılan
işyerlerinin ise yetkili idareler tarafından kapatılacağı ifade edilmiştir.
Erenköy Vergi Dairesinden alınan veriler incelendiğinde; 12.12.2024 tarihi itibarıyla
Belediye sınırları içinde aktif olarak faaliyet gösteren 1.385 adet işyerinin bulunduğu
görülmüştür. Bu işyerleri içerisinde Belediyeden ruhsat almak zorunda olmayan 114 adet işyeri
olduğu bilgisi idareden edinilmiştir. Ancak İdare tarafından 698 adet işyerine işyeri açma ve
çalışma ruhsatı verildiği, ruhsat vermek zorunda olmadığı işyeri sayısı dikkate alındığında
belediye sınırları içinde 573 adet işyerinin işyeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyette
bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından ruhsatsız işletmelerin
denetlendiği ve yasal işlemlerin yapıldığı ifade edilmiştir. Söz konusu bulguya ilişkin herhangi
bir kanıtlayıcı evrak gönderilmemiş olup bulgu konusu husus karşılanmamıştır.
Sonuç olarak, Belediye sınırları içinde işyeri açma ve çalışma ruhsatına tabi olan ancak
ruhsatsız olarak faaliyet gösteren işyerleri için gerekli takip ve kontrollerin yapılması ayrıca
gelir kaybına uğramamak amacıyla işyeri açma izni harcına ilişkin tahakkuk ve tahsilat
işlemlerinin yapılması gerekmektedir.
BULGU 39: Personel Giderlerinde Kanunda Belirlenen Sınırın Aşılması ve Yeni
Personel Alımının Devam Etmesi
Belediye yıllık toplam personel giderinin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belirlenen
oranın üzerinde olduğu ve buna rağmen yeni personel alımı yapıldığı görülmüştür.
A) Personel Giderlerinin Toplam Giderler İçindeki Payına İlişkin Üst Sınırın
Aşılması
Belediye bütçesinden ödenen personel giderinin mevzuatta belirlenen sınırı aştığı
görülmüştür.
28 Nisan 2018 tarihli ve 30405 sayılı Resmî Gazete’de “İl Özel İdareleri, Belediyeler ve
Bağlı Kuruluşları ile Bunların Üyesi Olduğu Mahalli İdare Birliklerinin Personel
Çalıştırılmasına Dayalı Hizmetlerinin Gördürülmesine İlişkin Usul ve Esaslar” yayımlanmıştır.
Söz konusu düzenleme ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin ek 20’nci maddesi kapsamındaki şirketlerde işçilerin işe alımı, işçilere ilişkin personel giderlerinin toplam giderler içindeki payına ilişkin üst sınırları, ilk defa işe alınacak
işçilere ilişkin belirlenecek ölçütleri esas alarak yıllık sınırlamaları ve bu kapsamdaki alımlar
ile harcamaları izlemeye ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
İl Özel İdareleri, Belediyeler ve Bağlı Kuruluşları İle Bunların Üyesi Olduğu Mahalli
İdare Birliklerinin Personel Çalıştırılmasına Dayalı Hizmetlerinin Gördürülmesine İlişkin Usul
ve Esaslar’ın “Personel Giderlerinin Toplam Giderler İçindeki Payına İlişkin Üst Sınır” başlıklı
5’inci maddesinde; İdarelerin, şirket personeli de dâhil yıllık toplam personel giderlerinin,
idarenin gerçekleşen en son yıl bütçe gelirleri toplamının her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak
tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması sonucu bulunacak miktarın yüzde
kırkını aşamayacağı, bu oranın büyükşehir belediyelerinde yüzde otuz olarak uygulanacağı, yıl
içerisinde aylık ve ücretlerde beklenmedik bir artışın meydana gelmesi sonucunda personel
giderlerinin söz konusu oranları aşması durumunda, cari yıl ve izleyen yıllarda personel
giderleri bu oranların altına ininceye kadar idare şirketlerine yeni personel alımı
yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Aşağıdaki tabloda Adalar Belediyesinin personel giderlerinin, gerçekleşen son yıl bütçe
gelirlerinin 213 sayılı Kanun ile belirlenen yeniden değerleme katsayısı ile çarpılması sonucu
bulunan tutara oranı gösterilmiştir

Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere, Belediyede 2024 yılı için ödenen personel
giderleri toplamının 85.357.762,38 TL olarak gerçekleştiği, söz konusu tutarın personel gider
limiti olan 73.952.515,19 TL’yi aştığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, İdare tarafından 17.05.2023 tarihli yazı ile
memur alımı için Bakanlığa başvuruda bulunulmuş ve 01.09.2023 tarihli yazı ile açıktan atama
yoluyla memur alımı izni verilmiş olup, atama ve sınav işlemlerinin uzaması nedeniyle göreve
başlama tarihlerinin 2024 yılına sirayet ettiği ifade edilmiştir.

Her ne kadar memur alımına ilişkin izin alındığı belirtilmiş olsa da personel giderlerine
ilişkin limitin şirket personeli de dahil edilerek hesaplandığı mevzuat hükümlerinden açıkça
anlaşılmaktadır.
Kaldı ki İdare tarafından şirket personel alımına ilişkin izin onaylarının alınmadığı ve
bundan sonra gerekli dikkat ve özenin gösterileceği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, personel istihdamlarının anılan mevzuatta belirlenen üst sınırı aşmayacak
şekilde yapılması gerekmektedir.
B) Belediyenin Şirket Personeli Dahil Yıllık Toplam Personel Giderinin Üst Sınırı
Aşmasına Rağmen Yeni Personel Alımı Yapılmaya Devam Edilmesi
İdarenin Şirket personeli dahil yıllık toplam personel giderinin üst sınırı aşmasına
rağmen İdare tarafından yeni personel alımı yapılmaya devam edildiği görülmüştür.
28 Nisan 2018 tarihli ve 30405 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 2018/11608 karar
sayılı Bakanlar kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İl Özel İdareleri, Belediyeler ve Bağlı
Kuruluşları ile Bunların Üyesi Olduğu Mahalli İdare Birliklerinin Personel Çalıştırılmasına
Dayalı Hizmetlerinin Gördürülmesine İlişkin Usul ve Esaslar’ın “Tanımlar” başlıklı 3’üncü
maddesinde;
“(1) Bu Usul ve Esasların uygulamasında;
(…)
b) İdare: Şirketin sermayesinin yarısından fazlasına doğrudan doğruya veya dolaylı
olarak, birlikte veya ayrı ayrı sahip olan il özel idaresi, belediye ve bağlı kuruluşları ile
bunların üyesi olduğu mahalli idare birliklerini,
(…)
ç) Şirket: İl özel idareleri, belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların üyesi olduğu
mahalli idare birliklerinin doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, birlikte veya ayrı ayrı
sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu şirketi,
(…) ifade eder.”
Aynı Usul ve Esaslar’ın “Personel Giderlerinin Toplam Giderler İçindeki Payına İlişkin
Üst Sınır” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında ise;“İdarelerin, şirket personeli de dahil yıllık toplam personel giderleri, idarenin
gerçekleşen en son yıl bütçe gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre
belirlenecek yeniden değerleme katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın yüzde kırkını
aşamaz. Bu oran büyükşehir belediyelerinde yüzde otuz olarak uygulanır. Yıl içerisinde aylık
ve ücretlerde beklenmedik bir artışın meydana gelmesi sonucunda personel giderlerinin söz
konusu oranları aşması durumunda, cari yıl ve izleyen yıllarda personel giderleri bu oranların
altına ininceye kadar yeni personel alımı yapılamaz.”
düzenlemesi bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen düzenlemelere göre, idarelerin şirket personeli dahil yıllık toplam
personel giderleri; idarenin gerçekleşen en son yıl bütçe gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu’na göre belirlenecek yeniden değerleme katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak
miktarın yüzde kırkını aşmaması, yıl içerisinde aylık ve ücretlerde beklenmedik bir artışın
meydana gelmesi sonucunda personel giderlerinin söz konusu oranları aşması durumunda ise
cari yıl ve izleyen yıllarda personel giderleri, bu oranların altına ininceye kadar yeni personel
alımı yapılmaması gerekmektedir.
İdarenin ilgili birimlerinden elde edilen verilere dayanılarak yapılan hesaplama sonucunda, ayrıntısı aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, Adalar Belediyesi’nin şirket personeli dahil yıllık toplam personel gideri, 2024 yılında belirlenen yüzde 40 üst sınır oranını aşarak yüzde 46,17 olarak gerçekleşmesine rağmen cari yıl içerisinde yeni personel alımı yapılmaya devam edildiği tespit edilmiştir.

Sonuç olarak, yukarıda ortaya konulan mevzuat hükümleri doğrultusunda İdarenin personel giderlerinin söz konusu oranları aşması durumunda, cari yıl ve izleyen yıllarda personel giderleri bu oranların altına ininceye kadar yeni personel alımı yapılmaması
gerekmektedir.

 

,

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.