Türkiye 1933’te kurulan Birinci Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti Destek Vermemiş.
Dr. Abled Samet’in arşivlerden derlediği veriler, dönemin Türkiye hükümetinin jeopolitik zorunluluklar gereği bu genç devlete siyasi ve askeri destek vermediğini, aksine Çin ile diplomatik statükoyu korumayı tercih ettiğini kanıtlamaktadır.
Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (1933-1934)-Beklentiler ve Siyasi Gerçeklikler
12 Kasım 1933’te kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin işgal edilip yıkılmasından sadece bir gün sonra, yani 3 Nisan 1934 tarihinde, Atatürk’ün talimatıyla Ankara’da Türkiye-Çin Dostluk Anlaşması imzalanmıştır.
1930’lu yılların başında Orta Asya’da yankılanan bağımsızlık çığlığı, Doğu Türkistan topraklarında kısa ömürlü ancak etkisi yüzyılları aşan bir cumhuriyetle vücut bulmuştur.
Dr. Abled Samet’in arşiv belgelerine dayanan çalışmaları, 12 Kasım 1933’te kurulan bu cumhuriyetin Türkiye ile olan ilişkilerindeki paradoksu; yani yüksek beklentiler ile soğuk diplomatik gerçeklikler arasındaki farkı çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (1933-1934) Kuruluş: 12 Kasım 1933
Doğu Türkistan halkının istiklal mücadelesi, 12 Kasım 1933 tarihinde Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin ilanı ile taçlanmıştır. Hükümetin başında Cumhurbaşkanı Hoca Niyaz Hacı ve Başbakan Sabit Damolla bulunmaktadır. Bu dönemde Türkiye, bölge insanı için sadece bir kardeş ülke değil, aynı zamanda modernleşme ve devletleşme yolunda mutlak bir rehberdir.
Eğitimden Siyasete Beklentiler
Türkiye’den giden veya Türkiye’de eğitim alıp vatanına dönen aydınlar, yeni kurulan devletin iskeletini oluşturmuştur. 1932’den itibaren Türkiye’deki reformlardan etkilenen çok sayıda öğrenci (Dr. Mucittin, Muhammed Ali Tep gibi) Kaşgar’a dönerek eğitim ve kültür alanında devrim yapmaya çalışmıştır. Başbakan Sabit Damolla’nın Türkiye makamlarına yazdığı mektuplarla uzman ve kadro talep etmesi, Ankara’ya duyulan güvenin bir göstergesidir.
Diplomatik Engel: Realpolitik ve Sovyet Baskısı
Ancak Türkiye cephesinde durum farklıdır. Dr. Abled Samet’in belgelerle sunduğu üzere, Türkiye Cumhuriyeti o dönemde:
Sovyetler Birliği ile ilişkileri bozmamak: Bölgedeki Sovyet nüfuzuna karşı açık bir cephe almaktan kaçınmıştır.
Uluslararası Tanınma: Dönemin Dışişleri Bakanlığı, Kaşgar’a giden Türklerin “kendi inisiyatifleriyle” gittiğini belirterek resmi bir bağı reddetmiştir.
Çin ile İlişkiler: Türkiye, bölgedeki yeni oluşumu desteklemek yerine, 1927’den beri askıda olan Çin ile dostluk görüşmelerini hızlandırmıştır.
Hükümetin Sonu: 2 Nisan 1934
Doğu Türkistan Birinci Cumhuriyeti’nin ömrü maalesef bir yılı dahi dolduramamıştır. 2 Nisan 1934 tarihinde, Sovyet destekli Ma Zhongying birliklerinin Kaşgar’ı işgal etmesiyle cumhuriyet fiilen sona ermiştir. Bu işgal, bölgedeki Türk siyasi varlığına vurulan ağır bir darbe olmuştur.
Manidar Bir Tesadüf: 3 Nisan 1934
Dr. Samet’in dikkat çektiği en çarpıcı nokta ise zamanlamadır: Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin işgal edilip yıkılmasından sadece bir gün sonra, yani 3 Nisan 1934 tarihinde, Ankara’da Türkiye-Çin Dostluk Anlaşması imzalanmıştır.
Bu anlaşma, Türkiye’nin o dönemdeki stratejik tercihini Doğu Türkistanlı milliyetçilerden yana değil, merkezi Çin hükümetinden yana kullandığının resmi belgesi niteliğindedir.
Doğu Türkistan Birinci Cumhuriyeti’nin 12 Kasım 1933 – 2 Nisan 1934 arasındaki kısa ömrü, Türk dünyasında “Atatürk Modeli” ile bağımsızlık kazanma arzusunun en somut girişimidir.
Ancak Dr. Abled Samet’in arşivlerden derlediği veriler, dönemin Türkiye hükümetinin jeopolitik zorunluluklar gereği bu genç devlete siyasi ve askeri destek vermediğini, aksine Çin ile diplomatik statükoyu korumayı tercih ettiğini kanıtlamaktadır.
Dönemin Lideri: Mustafa Kemal Atatürk
1933-1934 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin başında, devletin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk bulunmaktaydı. Atatürk, Türk dünyasına karşı derin bir kültürel bağ hissetmekle birlikte, dış politikada “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini temel almıştır.
Bu dönemde Türkiye, yeni kurulmuş bir devlet olarak Batı ile ilişkilerini düzeltmeye çalışırken, kuzeydeki devasa güç Sovyetler Birliği ile de “hassas bir dostluk” yürütmek zorundaydı. Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı, hem Sovyetler Birliği’nin hem de Çin’in toprak bütünlüğünü tehdit eden bir unsur olarak görüldüğü için, Ankara bu konuda doğrudan bir askeri veya siyasi müdahaleden kaçınmıştır.
1934 Ankara Dostluk Antlaşması: Statükonun Tescili
Türkiye ile Çin (Nanking Hükümeti) arasındaki ilişkilerin resmiyet kazanması, tam da Doğu Türkistan’daki hareketliliğin yaşandığı sürece denk gelir.
Tarih: 4 Nisan 1934
İsim: Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti Arasında Dostluk Antlaşması
İmza Yeri: Ankara
Bu antlaşma, Dr. Abled Samet’in de vurguladığı üzere, Türkiye’nin Doğu Türkistan’daki yerel yönetimleri değil, merkezi Çin hükümetini meşru muhatap olarak kabul ettiğinin hukuki bir belgesi niteliğindedir. Antlaşma uyarınca iki ülke arasında diplomatik temsilciliklerin açılması ve dostane ilişkilerin geliştirilmesi kararlaştırılmıştır.
Jeopolitik Zorunluluklar ve Tarihi Gerçeklik
O dönemde Türkiye’nin Doğu Türkistan’a destek verememesinin arkasında yatan temel sebepler şunlardır:
-
Lojistik İmkansızlık: Türkiye’nin o yıllarda Orta Asya’nın derinliklerine askeri veya lojistik bir yardım ulaştırması coğrafi olarak neredeyse imkansızdı.
-
Sovyet Faktörü: Sovyetler Birliği, Doğu Türkistan’daki bir Türk devletini kendi Orta Asya toprakları için “tehlikeli bir örnek” olarak görüyor ve bastırılması için Çinli savaş ağalarıyla iş birliği yapıyordu. Türkiye’nin burada aktif rol alması, Sovyetler ile ilişkileri kopma noktasına getirebilirdi.
-
Diplomatik Tanınma: Türkiye, yeni kazanılan bağımsızlığı korumak adına uluslararası hukukta “maceracı” görünmekten kaçınan, statükocu bir dış politika izlemekteydi.
Doğu Türkistan Birinci Cumhuriyeti, 1934 yılının Nisan ayında (Ankara Antlaşması ile hemen hemen aynı dönemde) Tungunlar ve Sovyet destekli güçler tarafından yıkılmıştır. Bu dönem, Türk dış politikasının “duygusal bağlar” ile “jeopolitik gerçekler” arasında yaptığı en zorlu tercihlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Ankara Antlaşması, bir yandan Türkiye’nin modern dünyada yerini sağlamlaştırma çabasıyken, diğer yandan Doğu Türkistan’daki kardeşlerinin yalnız kalmasına neden olan acı bir diplomatik zorunluluktur.
1. 1934 Ankara Dostluk Antlaşması’nın Temel Maddeleri
4 Nisan 1934’te Ankara’da imzalanan bu antlaşma, toplamda kısa ve öz 5 ana maddeden oluşmaktadır. Antlaşmanın ruhu, iki devletin birbirini hukuken tanıması ve diplomatik ilişkilerin kurumsallaşması üzerine kuruludur:
-
Değişmez Barış ve Dostluk: Antlaşmanın birinci maddesi, Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti (o dönemki Nanking Hükümeti) arasında “sarsılmaz ve ebedi bir barış ve dostluk” kurulacağını beyan eder.
-
Diplomatik Temsil: İki ülkenin birbirinin başkentlerinde diplomatik temsilcilikler (elçilikler) açması kararlaştırılmıştır. Bu madde ile Türkiye, Çin’in toprak bütünlüğünü ve merkezi hükümetini resmen muhatap kabul etmiştir.
-
Konsolosluk İlişkileri: Tarafların birbirlerinin şehirlerinde, ticari ve hukuki işleri yürütmek üzere konsolosluklar açma hakkı tanınmıştır.
Karşılıklılık İlkesi: İmzacı tarafların vatandaşlarının, karşılıklı olarak uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde diğer ülkede seyahat etme, yerleşme ve ticaret yapma hakları güvence altına alınmıştır.
2. Diplomatik Yazışmalar ve Arka Plandaki Detaylar
O dönemin arşiv belgeleri (özellikle Dışişleri Bakanlığı Arşivi ve Cumhuriyet Arşivi), Türkiye’nin Doğu Türkistan politikasındaki çekincelerini şu detaylarla ortaya koymaktadır:
-
“İç İşlerine Karışmama” Hassasiyeti: Dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın yazışmalarında, Türkiye’nin bölgesel bir krize taraf olmaktan kaçındığı görülür. Yazışmalarda, Doğu Türkistan’daki hareketliliğin “Çin’in bir iç meselesi” olarak değerlendirildiği ve Türkiye’nin bu süreçte Çin ile olan dostluk müzakerelerini askıya almadığı belirtilir.
-
Sovyet Baskısı ve İstihbarat Notları: Diplomatik yazışmalarda, Moskova Büyükelçiliği’nden gelen raporlar dikkat çekicidir. Sovyetlerin, Doğu Türkistan’daki bağımsızlık hareketini “İngiliz parmağı olan bir gericilik” veya “Türkiye’nin Pan-Türkist bir hamlesi” olarak görmesinden endişe edilmiştir. Bu yüzden yazışmalar, Türkiye’nin bölgeyle sadece kültürel/akademik düzeyde ilgilendiğini vurgulayan bir ton taşır.
-
Doğu Türkistan Heyetlerinin Hayal Kırıklığı: Kaşgar’daki hükümetin (Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti) Türkiye’ye gönderdiği yardım talebi mektuplarına verilen yanıtlar oldukça resmidir. Ankara, “manevi desteğini” ifade etmekle birlikte, devletler hukuku gereği Çin ile imzalanan antlaşmaya sadık kalınacağını bildiren bir diplomatik dil kullanmıştır.
3. Tarihsel Analiz: Neden Destek Verilmedi?
Diplomatik belgelerin satır aralarından okunan gerçek şudur: Türkiye o dönemde Milletler Cemiyeti‘ne yeni girmişti (1932) ve Batı dünyasına “yayılmacı olmayan, modern ve sınırlarına saygılı” bir devlet imajı vermeye çalışıyordu.
Ayrıca, 1934 yılında Balkan Antantı’nın kurulması ve Batı’da yükselen Nazi tehdidi, Türkiye’nin tüm enerjisini kendi sınır güvenliğine vermesine neden olmuştur. Doğu Türkistan’ın lojistik olarak ulaşılamaz bir noktada olması ve hem Çin hem de Sovyet Rusya ile aynı anda ters düşme riski, Ankara’nın bu “Dostluk Antlaşması” ile statükoyu tercih etmesine yol açmıştır.
Özetle; 1934 Antlaşması, Doğu Türkistan’daki kardeş cumhuriyetin diplomatik olarak yalnız kalışının hukuki mühürü olmuştur. Bu, o günün şartlarında “ideallerden feragat edip devleti yaşatma” tercihi olarak yorumlanmaktadır.
1. Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti (1933-1934)
Bu görseller, 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da ilan edilen cumhuriyetin sembollerini ve o dönemdeki coğrafi sınırlarını göstermektedir. Gökbayrak, bu dönemde milli sembol olarak kabul edilmiştir.
2. Cumhuriyetin Lider Kadrosu ve Kaşgar
Hoca Niyaz Hacı (Cumhurbaşkanı) ve Sabit Damolla (Başbakan) gibi isimlerin yer aldığı, cumhuriyetin ilan edildiği döneme ait tarihi fotoğraflar. Bu görseller, “Atatürk Modeli” esas alınarak kurulan hükümetin askeri ve sivil erkanını temsil eder.
3. 1934 Türkiye-Çin Dostluk Antlaşması ve Arşiv Kayıtları
4 Nisan 1934 tarihinde Ankara’da imzalanan antlaşmaya dair resmi gazete kupürleri veya arşiv kayıt örnekleri. Bu belgeler, Türkiye’nin o dönemde Çin Cumhuriyeti (Nanking Hükümeti) ile kurduğu diplomatik bağın hukuki zeminini kanıtlar niteliktedir.
Belge Özeti:
Arşivlerde yer alan 1934 tarihli bu antlaşma, Türkiye’nin Doğu Türkistan’daki yeni oluşumu tanımak yerine, dönemin büyük güçleri ve Çin ile olan ilişkilerini dengelemeyi seçtiği kritik bir dönüm noktasını belgeler. Türkiye Cumhuriyeti adına Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın yürüttüğü bu süreç, “stratejik ihtiyatlılık” politikasının bir parçasıdır.
İki Cumhuriyet Arasında Etkileşim: Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti İlişkileri (1923-1949)

