Son Sancaktarlar: Şeker Çuvalından Hayaller Dokuyan Nesil
Darbelerin Yoramadığı, Yokluğun Eğemediği “Deli Taylar” ,Harp Gördüler, Darp Gördüler Ama Hiç Eğilmediler,Vatanı Karşılıksız Seven Son Müzelik Nesil, Hepsi şahsına münhasır, özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…
Kim bunlar? 1950 ile 1970 yılları arasında dünyaya merhaba demiş; en genci 50, en delikanlısı 80 yaşında, hâlâ 18’lik deli taylar gibi ideallerinin peşinden koşan hesapsız bir nesil!
Yoklukla Terbiye Edilen Direnç
Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış, ince elenmiş toprak üzerinde yatmış; şeker çuvalından pantolon, lastikten ayakkabı giymiş bir garip nesil bu. Evde inek beslemiş, okulda ABD süt tozuyla büyütülmüş… Çoğunun ne bir kreş anısı var, ne de renkli bir çocukluk fotoğrafı. Ama hepsi bugün profesörlere ders verecek kadar hayat bilgisine sahip.
Harp görmüş, darp görmüş; baskı, çatışma ve sorgulardan geçmişler. En az 5 ihtilal, 6 muhtıra ve nice ekonomik krizden sağ salim paçayı yırtmış tecrübe abideleri…

Araştırmacı Gazeteci Yazar Gökhan Gülmez
Vatan Sevgisiyle Geçen Bir Ömür
Bu nesil özeldir. Birbirlerini vatan için vurmuş, vurulmuş; ama ne yaptıysa kendi meşrebine, ahlakına uygun yapmış. Düşmanının bile merdini aramış, buldu mu hakkını teslim etmiş. 68’liler de 78’liler de bu neslin deli taylarıdır. Kimileri onlara “üretim harikası” der, kimileri “üretim hatası”… Ancak tartışmasız tek bir gerçek vardır: Hepsi bu vatanı hesapsız sevmiştir.
Kendi Ayakları Üzerinde, Kimseye Müdana Etmeden
Çoğu yatılı okumuş, kardeşliği paylaşmayı zirvede yaşamışlar. Simit satarak, ayakkabı boyayarak, inşaatlarda amelelik yaparak okul harçlığını çıkarmışlar. Ne ailesine ne devletine yük olmadan “bir baltaya sap” olmayı başarmışlar.
Eğilmemişler, el etek öpmemişler. Aç yatmışlar ama kuyruğu hep dik tutmuşlar. Kan kusup “kızılcık şerbeti içtim” diyen, dik duran ama dikleşmeyen o vakur nesil…
Darbelerin ve İdeallerin Arasında
Onlar için hayat sadece geçim derdi değildi; vatanın selameti ve inandıkları idealler uğruna can ortaya koymaktı. 68’den 78’e kadar ,ve sonrasında Fetö Terör örgütü Darbe kalkışması , geçen o fırtınalı süreçte; vurdular, vuruldular, işkencelerden geçtiler ama inandıkları yoldan dönmediler. Beş ihtilal, yedi postmodern darbe ve sayısız ekonomik kriz gördüler. Devletin silindir gibi üzerinden geçtiği, dünyanın dozer gibi ezdiği bu kuşak, her seferinde küllerinden yeniden doğmayı bildi.
Müzelik Bir Asalet: Dik Durmak ve Dikleşmemek
Bu neslin en büyük mirası, “müdana etmemektir.” Aç kalsa da, açıkta kalsa da kimsenin elini eteğini öpmeyen, kan kusup kızılcık şerbeti içen bir vakara sahiplerdir. Paylaşmayı simidini bölüşerek, yoldaşlığı ise cezaevi ranzalarında sırt sırta vererek öğrendiler. Onlar için dostluk mezara kadar, sadakat ise namustur.
Onların Kıymetini Bilin
Neden mi bu nesil özel? Çünkü üzerlerinden devlet bir silindir gibi, dünya milletleri bir dozer gibi geçti. İhaneti de gördüler, dost hançerini de; ama en çok sadakati ve ölümüne Devletine sadakatı bildiler.
Şimdi bu neslin üretimi sonlandı. Onlar artık yakın tarihin son canlı kaynakları, iki ayaklı sözlü tarih kitaplarıdır. Yanınızdaki babanın, amcanın, dedenin, teyzenin kıymetini bilin. Oturun konuşun, dinleyin; çünkü bir daha onlar gibisi gelmeyecek.
“Bizden söylemesi…”