Milletvekili sıfatıyla Polis Barikatlarına saldıranlara DUR denmeli. Polis devletin onurudur
Ali Şeker’i linç etmek isteyen bir grup ortaya çıktı. İşte o anda, en çok saldırdığı kurumun gücü devreye girdi ve Jandarma Ali Şeker’i linçten kurtaran, barikatın diğer tarafında canını hiçe sayarak görev yapan güvenlik güçleriydi.
CHP’li milletvekilleri Ali Mahir Başarır ve Mahmut Tanal, ne zaman bir eylem olsa sahnenin en önünde. Barikatın önünde kameralara karşı sergilenen o “kahramanca” tavır, aslında siyaset sahnesinde rol kapma mücadelesinden başka bir şey değil.
Barikatın Önünde “Adalet” Gösterisi mi, Siyasetin Çığırtkanlığı mı?
Hatırlayalım: 2014 yılında Zaman gazetesine kayyum atandığında Mahmut Tanal yine polisle karşı karşıyaydı. Gazete binasının önünde barikatlara saldırarak, güvenlik güçlerini engellemeye çalışmıştı. “Basın özgürlüğü” kisvesi altında aslında FETÖ yapılanmasının arkasında saf tutan görüntüler hafızalardan silinmiş değil.
Ali Mahir Başarır’a gelelim…
Yolsuzluk ve adalet konularında eline tutuşturulan belgelerle kürsüde bağırmayı iyi bilir. Ama aynı Başarır’ın, her fırsatta polis barikatına yüklenip, güvenlik güçlerini itibarsızlaştıran tavırları da gözden kaçmaz. Elinde “ispatlı belge” varmış gibi kamuoyunu provoke etmeye çalışması, aslında siyasetin sokak kavgasına dönüştürülmesinden başka bir şey değildir.
Adalet Arayışı mı, Kaos Planı mı?
Milletvekili olmanın sağladığı dokunulmazlığı kalkan yapıp, devletin kolluk kuvvetine saldırmak hangi hukukla açıklanabilir ? Halkın önünde “adalet” nutukları atarken, aynı zamanda sokakta polisle didişmek demokratik bir hak arayışı değil, düpedüz kaos üretme çabasıdır.
Evet, belgelerden bahsediyorlar… Peki o belgelerin ne kadarı gerçekten yargı sürecine taşındı, ne kadarı sadece siyasi şov malzemesi oldu ? Barikat önünde “ispatlı dosya” sallamak, adaletin yerini tutmaz. Hukukun yolu belli: Meclis kürsüsü, savcılıklar, mahkemeler.
Ama belli ki bu iki isim için amaç esas sahne, televizyon kameralarının karşısında polisle didişmek.
Güvenlik Güçlerine Yönelik Saldırılar
Unutmayalım, polis bu ülkenin Polisi . Onun da görevi var, sorumluluğu var. Barikatı zorlayan, yumruk sallayan, hakaret eden bir milletvekiline göz yumulması, aslında millet iradesine hakarettir. Çünkü milletvekili dokunulmazlığı, sokakta kavga çıkarma özgürlüğü değildir.
Sonuç? Başarır ve Tanal, kendilerini “halkın avukatı” gibi göstermeye çalışsalar da gerçekte yaptıkları, güvenlik güçlerini hedef alarak toplumu kutuplaştırmaktan ibarettir. Bu siyaset tarzı, ne CHP’ye puan kazandırır, ne de Türkiye’ye fayda sağlar. Tam Tersi CHP’ye Büyük Zarar veriyor farkında değiller.
Asıl amaç adalet mi ? Hayır.
Çünkü adaletin yolu Meclis’ten, mahkemelerden, savcılıklardan geçer. Eğer ellerinde gerçekten “ispatlı belgeler” varsa, bunları yargıya sunarlar. Ama onlar ne yapıyor ? Dosyaları sallayıp barikatlara saldırıyorlar. Çünkü sokak çatışması ve polisle gerilim , ekranlara yansıyan en kolay propaganda malzemesi.
Polise saldırmak, aslında devlete saldırmaktır.
Kolluk kuvvetini düşman göstermek, milletin güvenlik sistemini hedef almaktır. Başarır ve Tanal bunu bilmeyecek insanlar değil. Bilerek, isteyerek bu gerginliği körüklüyorlar. Neden? Çünkü siyasette “kavga eden” daha çok görünür, daha çok konuşulur. Onlar da bu kavgayı kendi siyasi kariyerleri için bir sahne ışığı olarak kullanıyorlar.
Ama bu tavrın Türkiye’ye maliyeti ağır. Çünkü milletvekili dokunulmazlığı, barikat devirme özgürlüğü değildir. Polisle yumruk yumruğa gelmek, demokratik hak değil, düpedüz kışkırtmadır. “Adalet” adı altında sürekli polisle çatışmaya giren bir vekilin tek yaptığı şey, hukuku değil, kaosu savunmaktır.
Polis Devamlı Saldırıya Maruz Kalmak Zorunda mı?
Türkiye’de tuhaf bir tablo var: CHP’li milletvekilleri Ali Mahir Başarır ve Mahmut Tanal, her eylemin önünde polis barikatlarına yükleniyor, güvenlik güçlerine hakaret ediyor, fiilen saldırıyor. Peki polis buna katlanmak zorunda mı?
Bir vatandaş böyle bir şey yaptığında, anında TCK hükümleri devreye girer. Polis memuruna direnmek, görevini engellemek, hakaret etmek… Bunların hepsi Türk Ceza Kanunu’nda açıkça suç olarak tanımlanmış. Hatta sıradan bir vatandaş için bu eylemlerin sonucu, gözaltı, dava ve ağır cezalardır.
Ama konu milletvekili olunca iş değişiyor. “Dokunulmazlık” kalkanı, bu iki ismin her defasında hukukun üstünde hareket etmesine yol açıyor. Yani polis, kanunu uygulamakla yükümlü olduğu halde, karşısında kendisine saldıran bir milletvekiline işlem yapamıyor. Çünkü Meclis koruması devreye giriyor.
Hukukun Çifte Standardı
Bu durum adalet duygusunu zedeliyor. Polis barikatına saldıran bir vatandaş suçlu sayılırken, aynı fiili işleyen milletvekilleri “halkın kahramanı” gibi sunuluyor. Oysa TCK’da “görevli memura mukavemet” ya da “kamu düzenini bozma” suçları milletvekilleri için de geçerli olmalı. Hukuk herkes için eşit uygulanmadığı sürece, toplumda güven duygusu kalmaz.
Çözüm Ne?
Ya milletvekillerinin dokunulmazlığı daraltılmalı, ya da bu tarz fiiller için Meclis hızlı izin mekanizması devreye sokulmalı. Çünkü polis her eylemde aynı hakarete, aynı saldırıya maruz kalamaz. Güvenlik güçleri sürekli olarak “saldırılabilir, itilip kakılabilir” bir hedef değildir.
Sonuç olarak: Polis devletin onurudur. Milletvekili sıfatıyla polise saldırmak, aslında milletin kendisine saldırmaktır. Eğer TCK hükümleri bu iki isim için işletilmiyorsa, ortada büyük bir hukuksuzluk vardır.
Hukuki Analiz: Milletvekillerinin Polis Barikatlarına Müdahaleleri ve TCK Açısından
Değerlendirme
CHP milletvekilleri Ali Mahir Başarır ve Mahmut Tanal, çeşitli eylemlerde polis barikatlarına yöneldikleri, fiziki müdahalede bulundukları ve sert tartışmalara girdikleri görüntülerle gündeme gelmektedir. Bu tür fiiller, sıradan bir vatandaş tarafından işlendiğinde doğrudan Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında suç teşkil eder. Ancak milletvekili dokunulmazlığı sebebiyle fiili yaptırım uygulanmamaktadır.
Aşağıda, söz konusu eylemlerin TCK hükümleriyle bağlantısı incelenmiştir:
1. TCK m. 265 – Görevli Memura Direnme
“Görevini yapan kamu görevlisine karşı, cebir veya tehdit kullanarak görevinin yapılmasını engelleyen kişi, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
-
Polis barikatını zorlamak, itmek veya engellemek bu madde kapsamına girer.
-
Milletvekillerinin polis barikatını aşmaya çalışması, görevi engelleme fiilidir.
2. TCK m. 125 – Hakaret
“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden kişi, 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”
-
Polis memurlarına yüksek sesle hakaret içeren sözler, hakaret suçunu oluşturur.
-
Eğer eylem görevli memura karşı işlenirse ceza altıda bir oranında artırılır.
3. TCK m. 266 – Görevli Memura Karşı Görevini Yaptırmamak İçin Direnme
“Suçun, toplu olarak veya silahla işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılır.”
-
Milletvekillerinin kalabalık gruplarla barikatı aşmaya çalışması, bu ağırlaştırıcı sebep kapsamında değerlendirilir.
4. TCK m. 277 – Yargı Görevini Yapanı Etkilemeye Teşebbüs
“Görülmekte olan bir davada yargı görevi yapanları hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
-
Zaman gazetesi olayında olduğu gibi, yargı kararının uygulanmasını engellemeye çalışmak bu madde kapsamında değerlendirilebilir.
5. TCK m. 301 – Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama
“Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
-
Polisin görevini itibarsızlaştırmaya yönelik eylemler, özellikle kamera önünde yapılan söylemler, bu madde kapsamında da değerlendirilebilir.
Sonuç ve Değerlendirme
-
Yukarıda sayılan eylemler, milletvekili dokunulmazlığı olmasa doğrudan soruşturma ve kovuşturmaya konu olurdu.
-
Ancak Anayasa’nın 83. maddesi gereği, milletvekilleri hakkında dokunulmazlık kaldırılmadan işlem yapılamamaktadır.
-
Bu durum, hukukun eşit uygulanmadığı ve polis memurlarının sürekli olarak saldırıya açık bırakıldığı bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır.
Dolayısıyla çözüm, dokunulmazlık kurumunun daraltılması veya polis memurlarına karşı işlenen suçlarda Meclis izninin otomatik devreye girmesi olabilir. Aksi halde güvenlik güçleri, her eylemde siyasetin şiddetine maruz kalmaya devam edecektir.
Polis, artık yalnızca suçluyla değil, siyasetçinin şiddetiyle de uğraşmak zorunda bırakılıyor.
Türkiye’de güvenlik güçleri, özellikle de polis, artık yalnızca suçluyla değil, siyasetçinin şiddetiyle de uğraşmak zorunda bırakılıyor. CHP’li Ali Mahir Başarır ve Mahmut Tanal örneğinde görüldüğü gibi, milletvekili dokunulmazlığı adeta bir “kalkan” gibi kullanılıyor.
Bir vatandaş barikata saldırsa anında gözaltına alınır, TCK 265’ten işlem görür. Polis görevini yaparken hakarete uğrasa, TCK 125’ten soruşturma açılır. Yargı kararına engel olunsa, TCK 277 devreye girer. Ama milletvekili bu suçları işlediğinde, dokunulmazlık kalkmadıkça tek bir işlem bile yapılamıyor.
Bu ne demek? Polis her eylemde, her barikatta aynı tehditle yüz yüze:
-
Fiziki saldırıya uğramak,
-
Hakarete maruz kalmak,
-
Görevinin engellenmesi…
Ama karşılığında hukuki yaptırım yok. İşte bu, hem hukukun eşitlik ilkesine aykırı hem de güvenlik güçlerini “saldırılabilir bir hedef” haline getiriyor.
Türk Milleti Her zaman Polisinin ,Askerinin ve Jandarmasının Tüm Güvenlik Güçlerinin yanındadır. Bazı Milletvekilleri bunu unutmasın. Keser döner sap döner bir gün olur hesap döner.
Barikat Siyasetinin Sonu: Ali Şeker Örneği
CHP’de “barikat kahramanlığı” yapan tek isim Başarır ya da Tanal değil. Bir zamanların milletvekili Ali Şeker de her eylemde polis barikatına saldıran, güvenlik güçleriyle itişip kakışan bir figürdü. Kameraların karşısında “cesur muhalif” görüntüsü veriyordu.
Ama gün geldi… Bir protesto sırasında öfkeli kalabalık tarafından linç edilmek üzereyken, onu kurtaran yine güvenlik güçleri oldu. Evet, her fırsatta saldırdığı, hakaret ettiği, engellemeye çalıştığı o jandarma, Ali Şeker’i halkın öfkesinden çekip aldı.
Bu olaydan sonra Ali Şeker’in sokak eylemlerinde ya da mitinglerin ön saflarında görülmediğini herkes hatırlıyor. Çünkü barikat önünde siyaset yapmak kolaydır ama o barikatın ötesinde halkın sabrı tükendiğinde, siyasetin şov tarafı biter.
Ders Çıkarmayanlar
Ali Şeker örneği aslında bugünkü Ali Mahir Başarır ve Mahmut Tanal için bir uyarıdır. Çünkü barikatlara saldırarak siyaset yapılmaz. Polis, halkın değil; devletin görevlisidir. Ve bir gün gelir, saldırganlığın hedefi bizzat bu tavrı sürdüren siyasetçi olabilir.
Ama belli ki CHP içinde bu “barikat siyaseti” alışkanlığı devam ediyor. Bugün Başarır ve Tanal sahnede. Yarın kim olacak, bilinmez. Bildiğimiz tek şey: Devletin güvenlik gücüne saldıran, sonunda ya hukukun ya da halkın karşısında hesap verir.
Ali Şeker’den Başarır ve Tanal’a: CHP’de Barikat Geleneği
CHP’nin sokak siyasetinde yıllardır değişmeyen bir manzara var: Polis barikatına saldıran vekiller. Bir zamanlar bu rolün baş aktörü Ali Şeker’di. Her eylemde, her mitingde barikatların önüne atılır, polise yüklenir, kameraların önünde kahramanlık taslardı.
Ama unutulmaz bir gün geldi. Kalabalığın öfkesi kontrolden çıktı, Ali Şeker’i linç etmek isteyen bir grup ortaya çıktı. İşte o anda, en çok saldırdığı kurumun gücü devreye girdi: Jandarma. Onu linçten kurtaran, barikatın diğer tarafında canını hiçe sayarak görev yapan güvenlik güçleriydi.
Yeni “Barikatçılar”: Başarır ve Tanal
Bugün aynı sahneyi Ali Mahir Başarır ve Mahmut Tanal oynuyor. İki vekil de her fırsatta polis barikatına yükleniyor, dokunulmazlık zırhını bir kalkan gibi kullanarak güvenlik güçlerini hedef alıyor. Ellerinde “ispatlı belgeler” olduğunu iddia ederek kitleleri provoke ediyor, ama o belgeleri hukukun yoluna değil, kameraların önüne taşıyorlar.
Bu, artık CHP içinde bir “gelenek” haline gelmiş durumda:
-
Halkın sorunlarını Meclis’te dile getirmek yerine sokakta barikat itmek,
-
Adalet arayışını savcılıklara taşımak yerine kameraların önünde polisle kavga etmek,
-
Devletin kolluk kuvvetini hedef alarak kahramanlık rolü kesmek.
Çıkmaz Siyaset-Bu Gün Polise saldıranlar,yarın Polise sığınabilirler
Ali Şeker’in yaşadığı olay, aslında bu yolun sonunu gösteriyor. Çünkü barikat siyaseti, eninde sonunda ya hukuka ya da toplumsal tepkiye tosluyor. Bugün polise saldırarak prim yapmaya çalışanlar, yarın aynı polis tarafından korunmaya muhtaç hale gelebilirler.
Sonuç nettir: Devletin güvenlik güçlerine saldırarak siyaset yapılmaz. Polis bu milletin düşmanı değil, düzenin teminatıdır. CHP içindeki bu “barikat geleneği”, ne demokrasiye katkı sağlar ne de halka fayda. Sadece kaos üretir, sadece kutuplaşmayı derinleştirir.