CHP’nin 2024 yerel seçim zaferi, “Kanunsuzluğun Kanun Olduğu Bir Dönemin Başlangıcı” olarak tarihe geçecek
“Adalar’da Kanunsuzluk Kanun Olmuştur.” Bu cümle, sadece bir ilçe belediyesindeki yönetim krizini değil, 2019 ve 2024 zaferlerinin ardından büyük bir fırsatı yakalayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) içine düştüğü etik, hukuki ve siyasi çöküşü özetlemektedir. Akpolat’ın bu feryadı, aslında Genel Merkez’e, İmamoğlu’na ve tüm parti yönetimine karşı içindeki vicdanı olan bir sesin başkaldırısıdır.
Kanunsuzluğun İtirafı ve CHP’nin Buharlaşan Fırsatı
Araştırmacı Gazeteci Gökhan Gülmez
Siyasetteki bazı itiraflar, yüzlerce sayfalık rapora bedeldir. Adalar Belediye Başkanı ve partinin içinden gelen bir isim olan Ali Ercan Akpolat’ın, bir meclis toplantısında sarf ettiği o ağır cümle, tam da böyle bir etkiye sahip: “Adalar’da Kanunsuzluk Kanun Olmuştur.”
Bu cümle, sadece bir ilçe belediyesindeki yönetim krizini değil, 2019 ve 2024 zaferlerinin ardından büyük bir fırsatı yakalayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) içine düştüğü etik, hukuki ve siyasi çöküşü özetlemektedir. Akpolat’ın bu feryadı, aslında Genel Merkez’e, İmamoğlu’na ve tüm parti yönetimine karşı içindeki vicdanı olan bir sesin başkaldırısıdır.
İçeriden Gelen Çığlık: Rehavetten Çürümeye

CHP’nin 2024 yerel seçim zaferi, “Kanunsuzluğun Kanun Olduğu Bir Dönemin Başlangıcı” olarak tarihe geçecek
CHP, yerel seçimlerdeki başarısını, merkezi iktidara karşı bir “uyarı oyu” olduğunu bilerek yönetmeliydi. Seçmen, bir alternatif değil, bir denge mekanizması arıyordu. Ancak partinin önde gelen figürleri, bu konjonktürel zaferi bir “kazandım, artık istediğimi yaparım” rehavetine dönüştürdü.
Akpolat’ın ifadesi, bu rehavetin ulaştığı nihai aşamayı gösteriyor: kurumsal çürüme. Bir partinin kendi içindeki bir belediye başkanı, yönetimin hukuksuzluğu sistemleştirdiğini, yani kanunsuzluğu bir yönetim normu haline getirdiğini itiraf ediyorsa, o partinin “hizmet” ve “adalet” söylemlerinin inandırıcılığı sıfırlanmıştır.
Büyükşehirlerdeki hizmet üretme potansiyeli, hızla koltuk kavgalarına, kadro savaşlarına ve mali rant çekişmelerine kurban edildi. İstanbul’da, Antalya’da ve iddia edildiği gibi Adalar’da yaşananlar, kamu kaynaklarının hizmete değil, gücü elinde tutan bir avuç zümreye aktarılma endişesini derinleştirdi. İşte bu zümrenin kanun tanımazlığı, bizzat partinin içindeki dürüst insanların feryadıyla tescillenmiştir.
Liderlik Maskesi ve Güçsüzlüğün Dili
Bu vahim tablo karşısında, Genel Başkan Özgür Özel’in sergilediği siyasi performans tam bir paradokstur. Partinin anketlerdeki kan kaybı ortadayken, Özel’in sürekli olarak $\%40$ ve $\%50$ gibi hayali rakamları dile getirmesi, bir panik yönetimi izlenimi vermektedir.
Siyaset felsefesinde, liderin sesindeki sertlik ve tehditvari ton, nadiren gerçek gücün işaretidir. Genellikle bu tür bir üslup, kontrolü kaybetme korkusunun, iç ve dış eleştiriler karşısındaki zayıflığın bir maskesidir. Özel’in ve İmamoğlu’nun, kendilerini eleştirenleri derhal “rantçı”, “düşman” veya “mafyatik roller” üzerinden yaftalaması, aslında en büyük itiraftır: Eleştirilere cevap verecek şeffaf ve hukuki bir zeminleri kalmamıştır.
Gerçek liderlik, toplumu birleştirmeyi ve adaleti savunmayı gerektirir. Bir lider, yolsuzluk iddiaları karşısında kendini savunanları değil, bizzat o iddiaların üzerine giden ve suçluysa en yakınındakini dahi yargıya teslim edendir. Ancak mevcut durumda, eleştiriyi dile getirenler (Ali Ercan Akpolat gibi içeriden gelenler bile) anında düşmanlaştırılmakta, hukuku savunanlar ise “parti içindeki dengeyi bozan” olarak etiketlenmektedir.
Fırsat Penceresi Kapanıyor
CHP, yakaladığı tarihsel fırsatı, hukukun üstünlüğünden taviz veren, kendi içindeki eleştiriyi boğan ve enerjisini iç hesaplaşmalara harcayan bu yönetim anlayışıyla hızla tüketmektedir. Akpolat’ın sözleri, sadece bir belediyenin değil, partinin bütününe yayılan bir yozlaşma algısını pekiştirmektedir.
Merkezi iktidara uyarı vermek isteyen seçmen, kendisine sunulan alternatifin de “kanunsuzluğu kanun yapan” bir yapıya dönüştüğünü gördüğünde, hızla geri çekilecektir.
Eğer CHP, bu trendi tersine çevirmek istiyorsa, ilk adım:
- Şeffaflık: Rant iddialarını geçiştirmek yerine, bizzat yargıya taşımak.
- Üslup: Sert ve tehditvari dili bırakarak, birleştirici ve kapsayıcı bir siyaset diline dönmek.
- Hukuka Saygı: Kendi içindeki hukuku savunan sesleri (Akpolat örneği gibi) düşmanlaştırmak yerine, onları partinin sigortası olarak kabul etmek.
Aksi takdirde, 2024 yerel seçim zaferi, “Kanunsuzluğun Kanun Olduğu Bir Dönemin Başlangıcı” olarak tarihe geçecek ve CHP’nin istikrar arayışı, bir kez daha hezimetle sonuçlanacaktır.
NOT : Haberlerimizde adı geçen kurum, kuruluş,Dernekler.STK’lar ve şahıslar; basın ahlak ilkeleri gereğince her zaman ihbar@vizyonege.com adresimizden bize ulaşarak cevap ve düzeltme haklarını kullanabilirler.
Bizim görevimiz haber yapmaktır. Tüm haberlerimizi belge ve ispata dayalı olarak kamuoyuna sunarız. Devletimizin ilgili kurumları da haberlerimizi inceleyerek, kanun ve yasalar çerçevesinde gereğini yerine getirir.
Amacımız hiçbir şekilde kurumlarımızı veya kişileri , Şirketleri ,Dernekleri, Vakıfları, STK’ları yıpratmak değildir . Biz yalnızca görevimiz olarak halkın haber alma hakkını Bilgi ve Belgelere İspatlı bir şekilde yerine getiriyoruz.
Ali Ercan Akpolat’ın ” Adalarda Kanunsuzluk Kanun haline gelmiş” iddiası
