Çalarken değil, paylaşırken çıkan kavga; suçun üstünü değil, gerçeğini açığa çıkarır.
Bir toplumun belleğine kazınmış en sert sözlerden biri vardır: “Hırsızlar çalarken değil, paylaşırken kavga ederler.” Bu söz, öyle kuru bir atasözü gibi durmaz; tam tersine günümüzün siyasi ve toplumsal manzarasını en berrak şekilde tarif eder.
Çalma aşamasında herkes suskundur. Bir bakarsınız, ihale alınırken, rant paylaşılırken, gizli odalarda imzalar atılırken kimsenin sesi çıkmaz. Dostluk görüntüsü verilir, birlik pozu çekilir, hatta kameraların önünde omuz omuza poz bile verilir. O an tek amaç, ganimeti elde etmektir.
Ama sıra paylaşmaya geldi mi? İşte o zaman maskeler düşer, kılıçlar çekilir. Dün birbirine kardeşim diyenler, bugün birbirini hain ilan eder. Çünkü çalınan şey sınırlıdır ve herkes daha fazlasını ister. Çıkar birliği yerini çıkar kavgasına bırakır.
Bu yüzden hırsızların kavgası, çoğu zaman çaldıklarını ele verir. Yani toplumun gözü önünde kopan her paylaşım kavgası, aslında geriye dönük bir suç itirafıdır. “Kimin ne kadar pay aldığı” tartışması, “ne çalındığının” en açık delilidir.
Siyasetten mafyaya, küçük çıkar çevrelerinden devasa şirketlere kadar fark etmez: Çalarken kardeş, paylaşırken düşman… Kural hep aynı işler.
Bugün toplumun önünde yaşanan her kavga, aslında gizlenmiş bir soygunun dışarıya sızan dumanıdır. Ve unutmamak gerekir: Hırsızların kavgası, masumların adalet arayışıdır. Çünkü o kavga olmasa, arkadaki soygun da asla ortaya çıkmazdı.