Büyükada Naki Bey Plajı Yıkım kararını Kamu Denetleme Kurumu Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne Gönderdi!
Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık), Büyükada Naki Bey Plajı ve konaklama tesislerinin yıkılmadığı için ,Plaj alanında manastır kalıntıları barındıran ve 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı tescilli olan Şehzade Sultan Süleyman Han Bin Mehmet Han Vakfı mülkiyetindeki parselde süren işgal ve ticari faaliyet iddialarıyla ilgili kararını verdi.
Kurum, başvurunun idari başvuru yollarının tamamlanması amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesine hükmetti.
Büyükada Maden Mahallesi’nde bulunan ve İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 13.11.2014 tarihli kararıyla “1. Derece Arkeolojik Sit Alanı” olarak tescil edilen 179 ada 10 parsel (yeni 290 ada 30 parsel) üzerindeki hukuka aykırılık iddiaları Kamu Denetçiliği Kurumu’na (KDK) taşındı.
Kurul kararında arazinin her türlü işgal ve kaçak yapılaşmadan arındırılması açıkça hükme bağlanmasına rağmen, alan üzerindeki Naki Bey Plajı ve konaklama tesislerinin yıkılmadığı; gıda, konaklama ve alkol satışı gibi ticari faaliyetlerine devam ettiği iddiasıyla CİMER ve ilgili kurumlara yapılan başvuruların yanıtsız bırakılması üzerine KDK’ya başvuru yapıldı.
Ombudsmanlıktan İlgili İdareye Gönderme Kararı
Başvuruyu inceleyen Kamu Denetçiliği Kurumu; 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) hükümleri gereğince, kuruma şikâyette bulunulabilmesi için öncelikle idari başvuru yollarının tüketilmesi gerektiğini hatırlattı.
Dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesinde, başvuranın talep konusuyla ilgili mevzuata uygun girişimde bulunduğu, ancak ilgili idare tarafından süresi içinde yazılı bir cevaba yer verilmediği tespit edildi.
Bu doğrultuda KDK, taleplerin iyi yönetim ilkelerine uygun olarak incelenmesi, başvuru hakkında tesis edilecek işlemin gerekçeli olarak hem ilgili vatandaşa hem de Kuruma bildirilmesi amacıyla başvurunun Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verdi.
İstanbul’un tarihi mirası göz göre göre talan ediliyor! Devletin korumakla yükümlü olduğu, 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı tescilli yer, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından adeta yok sayılıyor. Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) tescillediği skandal, devlet kurumları arasındaki “koruma” zafiyetini bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
İSTANBUL – Tarih, hukuk ve kamu vicdanı ağır bir saldırı altında. İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 13.11.2014 tarih ve 2246 sayılı kararı ile “1. Derece Arkeolojik Sit Alanı” olarak tescil edilen ve koruma altına alınması zorunlu olan alan, Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle adeta ticari bir ranta kurban ediliyor.
“KORU” DEDİLER, “KİRAYA VERDİLER!”
Kurul kararıyla alanın “her türlü işgal ve kaçak yapılaşmadan arındırılması” açıkça hükme bağlanmışken, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu tarihi alanı ticari faaliyetlere kiralaması, yasaların nasıl hiçe sayıldığının en somut örneği oldu. Arkeolojik ve doğal sit alanı niteliğindeki bu topraklar; üzerinde kaçak yapılaşmalara, konaklama tesislerine ve alkol satışına ev sahipliği yaparak ağır bir tahribata uğratılıyor.
KDK’DAN VAKIFLAR’A “GÖREVİNİ YAP” İHTARI
Vatandaşların yaptığı başvurular üzerine dosyayı inceleyen Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), durumu bir “gönderme kararı” ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne iletti. KDK, bu kararıyla alan üzerindeki hukuksuzluğun ve idari ihmalin altını çizerken, Vakıflar’ın asli görevi olan “kültür varlığını koruma” sorumluluğunu yerine getirmediğini tescilledi.
HUKUK NEREDE?
Birinci derece arkeolojik sit alanı, mevzuat gereği dokunulmazlığı olan ve bilimsel yöntemler dışında müdahaleye kapalı bir alandır. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu alanı ticari rant kapısı olarak görmesi, hem Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırıdır hem de tarihi değerlerimize yapılmış büyük bir ihanettir.
YETKİLİLER KİMİ KORUYOR?
Adalar Kaymakamlığı, Adalar Belediyesi, İstanbul Valiliği ve ilgili tüm idari birimler, bölgedeki kaçak yapılaşma, konaklama tesisleri ve ticari işletmelere karşı neden hareketsiz? Kurul kararlarını uygulamakla yükümlü olan bu kurumlar, 12 yıl boyunca süregelen bu hukuksuzluğa nasıl olur da göz yumarlar?
1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olması gereken yer, bugün bir “ticari rant” merkezi olarak işletilmeye devam ediliyor.
Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) son “gönderme kararı” ile bir kez daha tescillenen bu hukuksuzluk, devletin kendi aldığı kararları uygulamadaki acziyetini bir kez daha ortaya koydu.
“KİRA GELİRİ” Mİ, “TARİHİ MİRAS” MI?
Geçmişte Maliye Hazinesi’nden kiralanan veya ecri misil ödenen bu arazi, artık “koruma” maskesi altında ticari bir işletmeye dönüşmüş durumda. Devletin ilgili kurumları; yasaların uygulanmasını sağlamak yerine, binlerce yıllık tarihi mirasın göz göre göre yok edilmesine ve ticari menfaatlerin öncelenmesine sessiz kalarak bu suça ortak mı oluyor?
İstanbul’un en kıymetli hazinelerinden biri olan, üzerinde manastır kalıntıları bulunan bu alanın 12 yıldır işgalden temizlenmemesinin altında yatan “görünmez güçler” kimlerdir? Hukukun üstünlüğü, bir “plaj işletmesi” veya “ticari rant” karşısında neden bu kadar kolay askıya alınıyor?
Basın Halkın Müşterek sesidir . Haberlerimizde adı geçen kurum, kuruluş, Dernekler , STK’lar,Şirketler ve şahıslar Basın ahlak ilkeleri gereğince ihbar@vizyonege.com adresimizden bize ulaşarak cevap ve düzeltme haklarını kullanabilirler.
Bizim görevimiz haber yapmaktır . Tüm haberlerimizi belge ve ispata dayalı olarak kamuoyuna sunarız . Devletimizin ilgili kurumları da haberlerimizi inceleyerek, kanun ve yasalar çerçevesinde gereğini yerine getirir. Amacımız hiçbir şekilde Asla kurumlarımızı veya kişileri , Şirketleri ,Dernekleri, Vakıfları, STK’ları yıpratmak değildir .
Biz yalnızca görevimiz olarak halkın haber alma hakkını Bilgi ve Belgelere İspatlı bir şekilde yerine getiriyoruz.
Basın Ahlak İlkeleri gereğince , Haberde ağır iddialarla ismi geçen İlgili taraflar, cevap haklarını kullanmak veya konuyla ilgili resmi açıklamalarını iletmek için kurumsal iletişim kanallarımız üzerinden her zaman bize ulaşabilirler. Cesur Haber olarak, sadece iddiayı dile getiren tarafın değil, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına tüm tarafların sesini duyurmak mesleki sorumluluğumuzun bir parçasıdır.